|
GERÇEK
ZEVK İMANDADIR
Dünya
hayatının peşinden koşanlar, dünya hayatında zevki ve eğlenceyi
arayanlar hayatlarının en büyük yanılgısı içindedirler. Çünkü gerçek
zevk ve neşe, dünya hayatında bulunmaz. En güzel anlar bile eksikliklerle,
sıkıntılarla doludur. Veya ardından bir neşesizlik getirebilir.
Bunların hiçbiri olmasa geçicidir, birkaç saat veya birkaç günde
sona erer. Daimi ve eksiksiz neşenin ve zevkin tek kaynağı ise imandır.
Samimi olarak iman eden bir insan hayatının hiçbir anında korkuyu,
hüznü, mahzunluğu bilmez. Rabbimiz iman edenleri şöyle müjdelemiştir:
Dedik
ki: "Oradan tümünüz inin. Bundan sonra size benden bir hidayet
geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa, onlara korku yoktur ve
onlar mahzun olmayacaklardır." (Bakara Suresi, 38)
İmtihanın
sırrına vakıf olmuş bir mümin, hayatı boyunca Allah'a tevekkülün,
kadere teslimiyetin, cennete kavuşma özleminin neşesini, umudunu
ve keyfini yaşar. En zorlu ve sıkıntılı anlarında dahi Allah'ın
Kuran'da bildirdiği bazı ayetlerin tecelillerini görmenin ve sabrına
karşılık ecir kazanmanın manevi hazzını duyar. Tüm hayatı bizlere
güzel bir örnek olan Bediüzzaman Hazretlerinin, en şedit olaylarda
dahi yaşadığı şevk ve heyecan, imanla gelen neşeye ve zevke güzel
bir örnektir. Bediüzzaman Hazretleri'nin imanın getirdiği zevk ile
ilgili bazı sözleri şöyledir:
"Ey
zevk ve lezzete mübtela insan! Ben yetmişbeş yaşımda binler tecrübelerle
ve hüccetlerle ve hâdiselerle aynelyakîn bildim ki: Hakikî zevk
ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız
imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa dünyevî
bir lezzette çok elemler var. " (Sözler)
Bediüzzaman
Said Nursi, dünyevi zevklere herkesten daha düşkün olan gençleri
ise şöyle uyarmıştır:
"Birkaç
bîçare gençlere verilen bir tenbih, bir ders, bir ihtardır:
Bir gün yanıma parlak birkaç genç geldiler. Hayat ve gençlik ve
hevesat cihetinden gelen tehlikelerden sakınmak için tesirli bir
ihtar almak isteyen bu gençlere, ben de eskiden Risale-i Nur'dan
meded isteyen gençlere dediğim gibi dedim ki: Sizdeki gençlik
kat'iyyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik
zayi' olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette kendi
lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i
İslâmiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve
namusluluk ve taatte sarfetseniz, o gençlik manen bâki kalacak
ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebeb olacak.
Hayat ise, eğer iman olmazsa veyahut isyan ile o iman tesir etmezse;
hayat, zahirî ve kısacık bir zevk ve lezzetle beraber, binler
derece o zevk ve lezzetten ziyade elemler, hüzünler, kederler
verir. Çünki insanda akıl ve fikir olduğu için, hayvanın aksine
olarak hazır zamanla beraber geçmiş ve gelecek zamanlarla da fıtraten
alâkadardır. O zamanlardan dahi hem elem, hem lezzet alabilir.
Hayvan ise, fikri olmadığı için, hazır lezzetini, geçmişten gelen
hüzünler ve gelecekten gelen korkular, endişeler bozmuyor. İnsan
ise, eğer dalalet ve gaflete düşmüş ise, hazır lezzetine geçmişten
gelen hüzünler ve gelecekten gelen endişeler o cüz'î lezzeti cidden
acılaştırıyor, bozuyor. Hususan gayr-ı meşru ise, bütün bütün
zehirli bir bal hükmündedir. Demek hayvandan yüz derece, lezzet-i
hayat noktasında aşağı düşer. Belki ehl-i dalaletin ve gafletin
hayatı, belki vücudu, belki kâinatı; bulunduğu gündür. Bütün geçmiş
zaman ve kâinatlar, onun dalaleti noktasında madumdur, ölmüştür.
Akıl alâkadarlığı ile ona zulmetler, karanlıklar veriyor. Gelecek
zamanlar ise, itikadsızlığı cihetiyle yine madumdur. Ve ademle
hasıl olan ebedî firaklar, mütemadiyen onun fikir yoluyla hayatına
zulmetler veriyorlar. Eğer iman hayata hayat olsa; o vakit hem
geçmiş, hem gelecek zamanlar imanın nuruyla ışıklanır ve vücud
bulur. Zaman-ı hazır gibi ruh ve kalbine iman noktasında ulvî
ve manevî ezvakı ve envâr-I vücudiyeyi veriyor. Bu hakikatın,
İhtiyar Risalesi'nde Yedinci Rica'da izahı var. Ona bakmalısınız.
İşte hayat böyledir. Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz,
hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle zînetlendiriniz
ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz." (Sözler)
İman
edenler zevk ve neşeyi sadece imanda buldukları gibi, dünyevi sıkıntı
ve zorluklardan dolayı da asla hüzünlenmez veya ümitsizliğe kapılmazlar.
Bu iman etmeyenlerin kesinlikle vakıf olamayacakları, sadece ehl-i
imana ait bir sırdır. En küçük bir olayda dahi ümitsizliğe ve dehşete
kapılan, zorluklara karşı dayanıksız, biraz sıkılınca psikolog peşinde
koşan, stres diye kendi kendine bir hastalık üreten bu insanlar
için dünya hayatı zor ve çekilmezdir aslında.
İman edenler içinse tam aksi söz konusudur. Onlar eziyet de görseler,
iftiraya da uğrasalar, haksız yere suçlansalar, aç ve susuz kalsalar
da endişe etmezler, korku veya mutsuzluk duymazlar. En güç anlarında
dahi onları güleryüzlü görürsünüz. Her zaman imanın gösterdiği güzellikleri
görebilirler. Allah müminlere verdiği bu daimi nimeti ayetlerinde
şöyle müjdeler:
Şüphesiz:
"Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir
istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner
(ve der ki:) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan
cennetle sevinin. Biz, dünya hayatında da, ahirette de sizin velileriniziz.
Orda nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir ve istediğiniz
her şey de sizindir. Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Allah)tan
bir ağırlanma olarak." (Fussilet Suresi, 30-32)
|