ÜZERİNİZDEKİ YÜKÜMLÜLÜK NEFİSLERİNİZDİR

"Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir." Maide suresi 105

Ayette işaret edilen gerçek, yani herkesin bu dünyada ki asıl sorumluluğunun kendi nefsi olması, aslında üzerinde çok düşünülmeyen bir husustur. Oysaki iyi düşünüldüğünde bunun insan için çok büyük bir yükümlüklük olduğu anlaşılır. Bu demektir ki insan ömrü boyunca her anını düşünerek yaşamalı, attığı her adımı düşünerek atmalı, ağzından çıkan her sözü düşünerek söylemelidır. Çünkü yaşadığı müddetçe karşılaştığı her olayda nefsiyle vicdanı çatışacak, insan hangisinin sözünü dinler, ya da hangisinin peşinden giderse din günü bunlarla karşılık görecektir. Üstelik insanların dünya hayatı boyunca yaptıklarıyla hesaba çekileceği o gün Kuran'ın ifadesiyle duyarlı teraziler kurulacak ve hiç kimse hardal tanesi kadar haksızlığa uğratılmayacaktır. Her nefis kendi kazandıklarıyla hesaba çekilecek (10/ 30) ve ancak bunlarla karşılık görecektir (40/17).

Ancak bu noktada nefsi iyi tanımakta ve özelliklerini iyi bilmekte yarar vardır. Daha önce de ifade edildiği gibi daima kötülüğü emreden nefis insanı cimri ve bencil tutkulara sürüklemek isteyecektir. Allah, dünya hayatında insanları sürekli olarak denemeden geçirir. Bu nedenle insanın yaşamı süresince başına gelen her olay ve dahası her detay onu sınamak içindir. Örnegin, günlük yaşamında fedakarlık yapması, iyilikte bulunması gereken bir durumla karşılaştığında ilk olarak vicdanı, kişiye doğru olanı ilham eder. Ancak hemen ardından nefsi ona makul gibi gözüken bahanelerle tam tersini telkin eder. İnsan eğer ilk anda vicdanının sesini dinlemez ya da onu kaale almazsa nefsinin esiri olur. İşte bu anda çok şuurlu davranmak, bunun aslında Allah katından bir deneme olduğunu unutmamak ve vicdana uymak gerekir. Çünkü nefsin öne sürdüğü mazeretler de eğer kişi boş bulunursa ikna edici gibi gözükebilir. Nefis, insanın affedici olması gereken bir durumda haklı olduğunu, malından infakta bulunması gereken bir durumda kendisinin de ihtiyacı olduğunu, hizmete çağrıldığında kendi işlerinin de çok yoğun olduğunu, sabretmesi gereken bir anda tahammülsüzlüğü, haksızlığa uğradığı bir durumda öfkelenmeyi veya kinlenmeyi emredebilir. İşte bunlar müminleri diğer insanlardan ayıran durumlardır. Çünkü bu ve benzeri her şartta müminler vicdanlı davranırlar ve nefsin bu tip bahanelerini fark ederek, ona uymak yerine, güzel ahlaklı olmayı tercih ederler. Bu konuda bir örnek vermek gerekirse: "Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır."(Haşr Suresi, 9)

Hiç kuşkusuz ayette tarif edilen ahlakı ancak müminler gösterebilirler. Dünya hayatının kanunu budur.
Insanlar sürekli olarak nefisleriyle vicdanları arasında bir mücadele içindedirler, bir seçim yaparlar. Allah'a ve ahiret gününe kesin bilgiyle inanan kişiler için bu kolay bir seçimdir. Çünkü bu Allah'ın müminlerden istediği bir ahlaktır: "Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır." (Teğabün Suresi, 16)

Nefsin bir diğer özelliği de kendisine uyanı peşinden sürüklemesi ve bir müddet sonra kişiyi aşağıların aşağısına düşürmesidir. Artık böyle bir insan her türlü kötülüğü yapabilir. Nitekim bunun en iyi örneği Adem peygamberin oğulları arasında yaşanmıştır. Allah'a kurban sunduklarında birinin ki kabul edilmiş, diğerininki ise kabul edilmemiştir. Adağı kabul edilmeyen kıskançlık nedeniyle kardeşini öldurmüştü. Ayette bu durum: "Sonunda nefsi ona kardeşini öldürmeyi (tahrik edip zevkli göstererek) kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu." şeklinde belirtilmektedir." (Maide Suresi, 30)

Bu kıssa nefse uyma konusunda mümin ile diğer insanlar arasındaki farkı göstermesi bakımından son derece önemlidir. Çünkü nefsine uyarak kendisini öldurmek isteyen kardesine mümin olan kişinin cevabı şöyle olmuştu:

"Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım." (Maide Suresi, 28)

Sonuç olarak: nefsi uymak insanı ahirette çok büyük hüsrana uğratacaktır. İnsanın yaptığı her tavır, işlediği her iş, kafasından geçen her düşünce, içinde saklı tuttuğu her türlü niyet, her eylem Allah tarafından işitilmekte ve görülmektedir. Bu nedenle nefsin kazandıkları kişinin lehine ya da aleyhine olur. Kötülükte bulunan da aslında farkında olmadan kendine kötülükte bulunur. Müminler nefislerini ahiret için satın alarak böyle bir tehlikeyi ortadan kaldırırlar. Nefis mücadelesinde her an vicdanlı davranarak kazanan onlar olur. Unutmamak gerekir ki kişi ahirette hayırdan yaptıklarını hazır bulurken, kötü olarak işledikleriyle arasında mesafe olmasını, bunların tamamen unutulmasını isteyecektir. Bu nedenle o gün gelmezden önce nefsi tanımakta ve ona karşı mücadele etmekte yarar vardır. Bunun için yapılacak şey ise her an vicdanlı hareket etmek olacaktır.