İKİ YOL, İKİ AMAÇ

Ahiretteki cennet hayatının karşılığında canlarını ve mallarını Allah'a satan müminler ile inkar edenlerin hayatları birbirinden tamamen farklıdır. Dünya hayatında başlayan bu fark ölüm anında iyice keskinleşir ve ebediyete kadar sürecek olan ahiret hayatında da devam eder. Nitekim Allah-u Teala, Kuran'da Casiye Suresi'nin 21. ayet-i kerimesinde bu durumu şöyle açıklamaktadır.

" Yoksa kötülüklere batıp-yara alanlar, kendilerini iman edip salih amellerde bulunanlar gibi kılacağımızı mı sandılar? Hayatları ve ölümleri bir mi (olacak)? Ne kötü hüküm veriyorlar." (Casiye Suresi, 21)

Mümin kendisine Allah'ın emri olan İslam ahlakını yaşadığı için ruhen ve bedenen tertemiz bir hayat yaşar. Kendini Allah'a teslim ettiği için stres, sıkıntı, panik gibi bir insanı oldukça yıpratacak ruh hallerinden hiç birini taşımaz. Her karşılaştığı olayın Allah tarafından kendisini imtihan etmek için yaratıldığını bilir. Her olayda Allah'a yönelir. Allah'ın belirlediği haram helal dairesinin dışına çıkmadığı ve sürekli olarak salih amel işlediği için vicdanı çok rahattır. Elbette vicdan rahatlığı beraberinde huzur ve neşeyi de getirir. İnkarcıların hayatı ise sürekli bir karmaşa ve kaos içinde geçer, herbirinin sayısız korkuları ve kaygıları vardır. Tevvekülü ve teslimiyeti bilmediklerinden bu korkuların içinde boğulurlar. Bir yere geç kalmak, trafiğe takılmak gibi en basit şeylerden daha önemli olaylara kadar her durum bir korku sebebidir. "İstediğim okulu kazanacak mıyım, kazanırsam bitirebilecek miyim, bitirirsem iş bulacak mıyım iş bulursam...?" gibi birbirini takip eden endişe ve korkuları hiç bitmez. Allah'ın rızasını bir kenara bırakıp tamamen dünyaya yönelik bir hayat yaşadıkları için tüm hayatları endişe ve sıkıntı içinde geçer. Sürekli bir gün mutlu olacaklarını, bir şeyi elde ettiklerinde hayatlarının tamamen değişeceğini düşünürler. Oysa arzu ettikleri şeye (iş, okul, para, eş...vs) kavuştuklarında bile sadece geçici ve kısa bir mutluluk yaşar sonra tekrar çeşitli sıkıntılarla uğraşmaya başlarlar.

İnkarcılar etraflarında gerçek anlamda güvenebilecekleri tek bir kişiyi bile bulamazlar. En yakın olarak bildikleri kişilerden bile her an beklemedikleri bir ihanete uğrayabilirler. Tüm dostluklar ve ilişkiler, menfaatler çatışana kadar devam eder. Ve menfaatleriyle ilk çatıştığı anda sevgi ve dostluk biter.

Müminlerin dostlukları ise ahirete yönelik gerçek dostluktur, herkes kendi nefsini kardeşinin nefsinden üstün tuttuğu için kendi aralarında tam bir fedakarlık ve sevgi yaşarlar. Kendi aralarında aldatılma, küçük düşürülme, ihanete uğrama, arkadan vurulma gibi bir korku hiçbir zaman yaşamazlar. Birbirlerine tam olarak güvenir, birbirlerine her konuda tam destek verirler.

Ne zenginlik, ne güzellik, ne gençlik inkarcılara umut ettikleri gerçek mutluluğu vermez. Sonsuz hırsları içinde karanlık ve bomboş bir hayat geçirirler. Asıl hedefi ahiret olan bu yüzden de hiç bir hırs yaşamayan müminler ise her gün nefislerini biraz daha eğiterek kendilerini ahirete hazırlar hem ruhen hem bedenen tertemiz bir hayat geçirirler.

İman edenler ile inkarcıların göreceği karşılığın kesin olarak ayrıldığı bir an vardır ki bu an ölüm anıdır. Kuran bize iman edenlerin canlarının kolayca çekilip alınacağını bildirir (Nahl Suresi, 32). İnkar edenlerin canlarını almaya gelen melekler ise bu insanların yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını alır (Muhammed Suresi, 27). Ölüm anında canları en derinden, acıyla çekilir.

Artık hiç bir şekilde geriye dönüş imkanı yoktur. Canın alınışı gibi, ahiret hayatında tekrar dirilişleri de bir olmaz. Müminler din gününde en güzel şekilde diriltilirler. Nurları önlerinde ve yanlarında parıldar. Neşe içindedirler. İnkar edenler ise zilletli bir şekilde korku içinde dirilirler. Cenab-ı Allah'ın huzurunda tek başlarına durduklarında zorlu bir hesap verirler. Konuşmalarına ve mazeret sunmalarına izin verilmez. Artık hiç bir değerleri yoktur. Hayatlarının bundan sonraki bölümünü cehennemde, en büyük azapları görerek geçireceklerdir.

Müminler ise kolay bir hesap ile karşılık görürler. Allah onların kötülüklerini örter ve yaptıklarının en güzeliyle karşılık verir.

Hesap anı bittiğinde tüm insanlar hep birlikte cehennemin çevresine getirilirler. İşte müminlerle inkarcıların kesin olarak bir daha asla birarada olmayacak şekilde ayrıldıkları an bu andır. Müminler hep birlikte cennete sevk edilirken, inkar edenler diz üstü çökmüş olarak cehennemin içinde bırakılırlar. Aralarına, iç yanda rahmet dış yanda azap olan bir kapı çekilir.

Müminler cennet kapılarında cennet bekçileri tarafından selam ile karşılanır ve Allah'ın dünya hayatında kendilerine vadettiği tüm nimetlerin sahibi olurlar.

İnkar edenlerde yine kendilerine vadedilen azaba tam olarak kavuşmuşlardır. Sonsuza kadar her gün çok çeşitli azap ve aşağılanma ile karşılık görürler.

Bu noktada insanın sonsuz kavramını kafasında iyice toparlaması çok önemlidir. Sonsuz derken yüz sene değil, bin sene değil, trilyon sene değil, trilyon çarpı trilyon çarpı trilyon değil hepsinden daha uzun ve asla bitmeyecek bir ömürden bahsedilmektedir. Bir tarafta bu süre boyunca nefislerinin çektiği herşeyi bulan müminler, diğer tarafta ise bu süre boyunca tüm duyularıyla eziyet gören inkarcılar olacaktır.

Allah-u Teala Kuran'da, insanların önündeki iki yolu ve seçtikleri yola göre bulacakları karşılığı şöyle bildirmektedir:

" Biz ona 'iki yol-iki amaç' gösterdik.
Ancak o, sarp yokuşa göğüs germedi.
Sarp yokuşun ne olduğunu sana öğreten nedir?
Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir;
Ya da açlık gününde doyurmaktır,
Yakın olan bir yetimi,
Veya sürünen bir yoksulu.
Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.
İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene).
Ayetlerimizi inkar edenler ise, sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş'eme).
"Kapıları kilitlenmiş" bir ateş onların üzerinedir. (Beled Suresi, 10-20)