|
SAMİMİ
BİR TEVBE
İnsan
aciz ve kusurlu bir varlıktır. Hayatı boyunca bir çok hata yapabilir.
Bildiklerini unutabilir veya yanılabilir. Sonsuz merhamet sahibi
olan ve günahları bağışlayan Rabbimiz, tüm insanlara bu acizliklerinden
dolayı "tevbe" imkanı tanımıştır. Bu nedenle her insanın
dünya hayatı boyunca hatalarını telafi etme imkanı vardır; hem de
günahının veya hatasının ne olduğuna bakılmaksızın. Dolayısıyla
hiç kimsenin "ben bu kadar hatayı ve günahı zaten düzeltemem"
gibi son derece hatalı bir zanna kapılmaması gerekir. Allah bir
ayetinde sadece inkar edenlerin Allah'ın rahmetinden ümit keseceklerini
bildirmektedir.
Ancak Allah sadece samimi bir niyetle yapılan tevbeyi kabul edeceğini
bildirmektedir. Tevbe eden kimsenin hatalarından dolayı samimi olarak
pişman olması ve bir daha yapmamak üzere vazgeçerek, tavrını Allah'ın
hoşnut olacağı şekilde değiştirmesi gerekir. Allah bunu insanlara
bir ayetinde şöyle bildirmektedir:
"Sonra
gerçekten Rabbin, cehalet sonucu kötülük işleyen, sonra bunun
ardından tevbe eden ve ıslah olanlar(la beraberdir). Şüphesiz
Rabbin bundan sonra bağışlayandır, esirgeyendir." (Nahl Suresi,
119)
Allah
her insanın içinden geçirdiğini, gizli tuttuğunu veya açığa vurduğunu,
her anını bilir. Bu nedenle tevbe eden kimsenin Allah'ın kalbinden
geçirdiklerini de bildiğini unutmaması gerekir. Bu nedenle, samimiyetsizlik
yaparak, bir günahı bile bile işleyip, ardından nasıl olsa tevbe
ederim diyenlerin Allah düşündüklerini bilmektedir. Bu kişiler kendi
akıllarınca plan yaparlar, tuzak kurarlar ama tuzakları kendi başlarına
geri geçer. Bir insanın Allah'ın rahmetini ve cennetini umabilmesi
için yüzdeyüz samimi olması şarttır.
Allah bir de ölmek üzereyken gerçeği görüp tevbe edenlerin tevbelerini
kabul etmeyeceğini bildirir ve buna örnek olarak Kuran'da Firavun'u
verir:
"Biz,
İsrailoğullarını denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla
ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince
(Firavun): "İsrailoğullarının kendisine inandığı (ilahtan)
başka ilah olmadığına inandım ve ben de müslümanlardanım"
dedi.
Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin
ve bozgunculuk çıkaranlardandın. Bugün ise, senden sonrakilere
bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle
kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan
çoğu, bizim ayetlerimizden habersizdirler." (Yunus Suresi,
90-92)
Her
insan dünya hayatında yaşadığı her an için ahirette sorguya çekilecek
ve her yaptığının karşılığını alacaktır. O dayanılmaz azap gelmeden
evvel her insan gücünün yettiğinin en fazlasıyla Allah'ın rızasını,
rahmetini ve cennetini aramalıdır. Yapılan her şeyin dünyada telafisi
vardır. Merhametlilerin merhametlisi olan Rabbimiz kendisine samimiyetle
yönelen her insanı kurtuluşa eriştireceğini vaad etmiştir ve Rabbimiz
vadinden dönmeyendir.
Ancak ahiret günü duyulan pişmanlığın kesinlikle telafisi yoktur.
O gün nefsi kınamak, gerçekleri anlatmak veya tevbe etmek insana
hiç bir fayda sağlamayacaktır. Hesap günü gelmeden evvel her insanın
Rabbimiz'in merhametine ve bağışlayıcılığına sığınarak günahları
için tevbe edip, kendisini ıslah etmesi için tüm yolları açıktır.
Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah'ımız günahları iyiliklere
çevireceğini ve tevbe edip salih amellerde bulunanları bağışlayıp
esirgeyeceğini şöyle müjdelemektedir:
"Kim
tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi
(ve kendisi) kabul edilmiş olarak Allah'a döner." (Furkan
Suresi, 71)
"Onlar
bilmiyorlar mı ki, gerçekten Allah kullarından tevbeleri kabul
edecek ve sadakaları alacak olan O'dur. Şüphesiz, tevbeleri kabul
eden, esirgeyen O'dur." (Tevbe Suresi, 104)
İnsan
her işinde Rabbine yönelmeli ve Allah'ın sevdiği ve dost edindiği
bir kul olmak ve ölümünden sonra Allah'ın salih kulları için hazırladığı
cennete kavuşmak için vargücüyle çabalamalıdır.
Af
Yolunu Benimsemek
"Sen
af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü)
emret ve cahillerden yüz çevir." (A'raf Suresi, 199)
Kur'an-ı
Kerim'de insanlara, birbirleriyle olan ilişkilerinde af yolunu benimsemeleri
öğütlenir. Bu, Allah (c.c)'ın emrettiği çok yüksek bir ahlak örneğidir.
Çünkü bir insanın affetmesini gerektiren durumlarda, nefsi kabarabilir,
intikam hissi duyabilir, öfkelenebilir veya kinlenebilir. Nefsin
bu isteklerine rağmen bir insanın karşısındaki kişiyi affedebilmesi
o kişinin büyüklüğünü gösterir.
Allah (c.c) tüm insanlara bu güzel ahlakı uygulamalarını emretmektedir.
Müminler herhangi bir hata yaptıkları ve bu hatalarından samimi
olarak vazgeçtikleri zaman, bu davranışlarının Allah (c.c) katında
bağışlanmasını ve diğer müslümanların da kendilerine güven duymalarını
isterler. Bu nedenledir ki müminler, nasıl kendileri için bu affediciliği
talep ediyorlarsa, karşılarındaki kimselere karşı da aynı affediciliği
gösterirler.
"Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz)
ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir."
(Teğabün Suresi, 14)
Sabırlarda
Yarışmak
"Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda)
nöbetleşin. Allah'tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz. (Al-i İmran
Suresi, 200)
Sabretmek,
müminin Allah (c.c)'a olan samimiyetinin ve O'na yakınlaşmak için
gösterdiği çabanın en önemli göstergelerinden biridir. Çünkü insan
ancak samimiyeti, imanı ve Allah (c.c)'a olan yakınlığı ölçüsünde
sabır gösterebilir.
Ancak Kur'an-ı Kerim'de belirtilen ve insandan göstermesi istenen
sabır, cahiliye toplumunda bilinenden çok daha farklıdır. Cahiliye
toplumunda sabır, genelde zorluklara tahammül etmek olarak bilinir.
Oysa Kur'an-ı Kerim'de belirtilen gerçek sabrın, tahammülle hiçbir
ilişkisi yoktur. Çünkü tahammül etmek demek, insanın hoşuna gitmeyen
ve ona acı veren bir durum karşısında bu sıkıntıya zorunlu olarak
katlanmasıdır. Halbuki Kur'an-ı Kerim'de müminlerden göstermeleri
istenilen sabır, zorluklara ya da sıkıntılara göğüs germek ve bunlar
karşısında aciz bir konuma düşüp bu sıkıntının üstünden gitmesini
beklemek değildir. Allah (c.c) için gösterilen sabır, mümin için
bir sıkıntı kaynağı olmaz. Aksine mümin, karşılaştığı zorlukları
aşabilmek için kararlılık göstererek, aynı zamanda da Allah (c.c)'a
yönelip dönerek tevekkül eder ve bundan da manevi bir haz duyar.
Nitekim Allah (c.c), "Sabır ve namazla yardım dileyin.
Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır."
(Bakara Suresi, 45) sözleriyle, bu emrini yinelemektedir.
|