|
NEFSE
HÜKMETMEK
İnsanlar,
dünya hayatının bir deneme mekanı olmasının gereği olarak, nefisleriyle
mücadele edecek şekilde yaratılmışlardır. Nefis daima insana kötülüğü
ve Allah'a karşı gelmeyi emreder. Hz. Yusuf bu gerçeği şöyle dile
getirmektedir:
"(Yine
de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin
kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir.
Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir." (Yusuf
Suresi, 53)
Her
insan nefsinin kendisine emrettiği kötülüklere karşı kendisini korumak,
onun yönlendirdiği yola uymamak ve Allah'a tabi olmakla yükümlüdür.
Bu nedenle insan ömür boyunca içinde sürekli kendisine kötülüğü,
isyanı, fıskı, çirkin ve yanlış olanı emredip duran nefsine karşı
daima dikkatli olmak durumundadır.
İnsanların bir çoğu nefislerinin sınır tanımaz isteklerine yenik
düşmüş bir karakter sergiler ve bundan dolayı da perişan bir hayat
yaşarlar. Nefs insanlara duygusallığı güzel gösterir. Bunun sonucu
olarak sürekli hüzünlü, karamsar ve romantik olurlar. Nefs insanlara
dine yaklaşmamalarını emreder, insanlar din ahlakından uzak kalarak
büyük bir zorluk içine girerler. Nefs kıskanç olmalarını emreder,
insanlar kıskançlıklarından dolayı sürekli sıkıntı çeker ve rahatsızlık
duyarlar. Nefs kavgacı olmayı emreder, insanlar sürekli kavga ederek
hem bedeni hem de ruhi olarak ömür boyu yıpranırlar. Nefs, korkuyu,
çekişmeyi, tartışmayı, aşırılığı, isyankarlığı, kısacası insanın
ömrünü kısaltan, dünyada insanları mutsuz yapacak olan, en önemlisi
de Allah'ın rızasını ve ahiretlerini kaybettiren her şeyi insana
emreder.
Nefse uymak insana büyük bir mutsuzluk, kayıp, başarısızlık, ümitsizlik
getirir. Allah'a iman etmeyenlerin içinde bulundukları karmaşanın
sebebi, kendilerini nefislerine teslim etmeleri ve nefisleriyle
mücadele etmek için hiç bir gayret sarfetmemeleridir.
Halbuki müslümanlarda bu durumun tam tersine döndüğü görülür. Müslümanlar
nefislerini güçlü bir irade ve güçlü bir akılla istedikleri gibi
yönlendirirler. Bu onların büyük bir üstünlüğüdür. Peki dünyada
milyonlarca insanın sahip olamadığı bu iradenin ve bu aklın kaynağı
nedir? Bu akıl ve iradenin tek kaynağı Allah'a samimi imandır. Nefs
bir insanın sahip olduğu en büyük zaaftır. Ve bu zaafa karşı koyabilecek
bir irade ancak, Allah'a güçlü bir bağlılık, sevgi ve Allah korkusuyla
oluşabilir. Ancak Allah'tan korkan ve Allah'a içten bağlı olan bir
insan, nefsine karşı güçlü konuma gelebilir. Yoksa nefs bugüne kadar
dünyanın en zeki insanlarını, bilim adamlarını, profesörlerini,
dünyanın en iradeli kabul edilen kişilerini etkisi altına alarak,
birçok insanı istediği gibi yönlendirmiştir. Onlar üzerinde tam
bir söz hakkına sahip olarak korku ve endişe dolu karanlık bir hayat
yaşamalarına sebep olmuştur.
Halbuki müslümanların Allah'a olan sevgisi ve bağlılığı, Allah'ın
sözüne tam bir tabiyet getirir. Müslümanlar Allah'ın emirlerine
şartsız ve koşulsuz olarak uyarlar. İçinde bulundukları ortamın
şartlarının zor olması, nefslerine ağır geliyor olması, görünürde
maddi kayıp içine girmeleri vs. hiç bir şekilde onların Allah'ın
emirlerini uygulamalarını engellemez. Tek bir ecri bile eksik yerine
getirmemekten sakınırlar. İşte nefse hakimiyetin sırrı buradadır.
Çünkü müslümanların hiç tavizsiz uyguladıkları bu emirler, nefsin
emrettiklerinin tam tersi olan hükümlerdir. Örneğin nefs, özellikle
hayır olarak yapılacak işler olduğunda, oturmayı ve tembelliği emreder.
Allah ise işlerden boşalındığı anda tekrar yorulmayı emretmektedir.
Nefs, insanın kendi rahatını birinci planda tutmasını emreder, ancak
Allah diğer müslümanların rahatının insanın kendisinden öncelikli
olmasını emreder. Bu durumda müslümanlar nefse karşı gelir ve Allah'a
olan bağlılıklarının şiddeti gereği kardeşlerinin rahatını kendilerinden
öncelikli tutarlar.
Nefs parayı tutmayı ve biriktirmeyi emreder, ancak Allah malın Allah'ın
yolunda, hak için infak edilmesini emreder. Bu durumda müslümanlar
nefse karşı gelerek Allah'ın emrini yerine getirirler. Nefs hüznü,
ağlamayı, duygusal olmayı emreder, Cenab-ı Allah güçlü, gerçekçi,
cesur, akılcı olmayı emreder. Nefs düşünmeyi istemez, Allah göklerde
ve yerde yarattığı sayısız yaratılış delilinin derin derin düşünülmesini
emreder. Bu nedenle müslümanlar göklerin ve yerin yaratılışını ve
evrende var olan tüm harikaları derin derin düşünürler. Bu onların
Allah (c.c.) korkularını arttırır. Nefs bir müslümana kötülüğe kötülükle
cevap vermesini emredebilir; ancak Allah müslümanlara "sözün
en güzelini söylemelerini" emreder. Nefs bir insana neşesiz
olmasını emredebilir ancak müslüman buna da izin vermez ve hemen
nefsine ters yönde bir emir vererek imanın ve cennetin neşesini
yaşar.
Bu örnekleri fazlasıyla çoğaltmak mümkündür. Nefs, sahibi olan mümine
boyun eğerek teslim olur. Böylece ortaya dünyanın en güçlü insan
modeli çıkar. Zira dinsiz olanlara istediği gibi hükmeden nefs müslümanlara
karşı tam olarak itaat içine girer.
İşte bu, müslümanların üstün ahlaklarının ve akıllarının en aşikar
alametlerinden bir tanesidir.
Nefsinin takdim ettiklerine uyanların sonu ise Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
"Onlardan
çoğunun inkara sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün. Kendileri
için nefislerinin takdim ettiği şey ne kötüdür. Allah onlara gazablandı
ve onlar azabda ebedi kalacaklardır. Eğer Allah'a, peygambere
ve ona indirilene iman etselerdi, onları dostlar edinmezlerdi.
Fakat onlardan çoğu fasık olanlardır." (Maide Suresi, 80-81
|