|
İNSANLAR
NEDEN MUTSUZ OLURLAR?
Kur'anda,
samimi olarak dini yaşamamanın neticelerinden birisinin, mutsuzluk
olduğu bildirilmektedir. Cenab-ı Allah'ın Hz.Adem'e yaptığı ilk
uyarılarından biri bu olmuştur. Taha suresinin 117. ayeti kerime'sin
de buyrulan Allah-u Teala'nın emri şöyledir:
"Bunun
üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır;
sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun."
(Taha Suresi, 117)
Allah
bu ayette dine ve Allah'a tabi olmamanın ilk ve en önemli karşılıklarından
bir tanesinin, insanı saran bir mutsuzluk olacağına işaret etmektedir.
İnsanların birçoğunun dini terketmelerinin en belirgin amaçlarından
birisi, dinsiz bir hayatta daha mutlu ve daha rahat olacaklarını
zannetmeleridir. Oysa dinden uzaklaşan insanlar, umduklarının tam
tersiyle karşılık görür ve büyük bir mutsuzluğun içine düşerler.
Çünkü insanın gerçek anlamda mutlu olabilmesi için tek bir şart
vardır, o da vicdanının rahat olması. Aksinde ise, insan her türlü
dünyevi nimetin içinde dahi olsa içten içe yaşadığı vicdan azabından
dolayı hiç bir zaman gerçek anlamda mutluluğu yakalayamaz. Vicdan
rahatlığı ise sadece Allah'ın beğendiği ahlakı yaşamakla mümkündür.
Allah'a karşı suç işlediğini bilen bir insanın ne kadar rol yapsa,
ne kadar kendisini kandırmaya çalışsa, gerçek anlamda mutlu olabilmesi
imkansızdır.
Dikkat edilirse dünya toplumlarının büyük bir kesimi, İslam ahlakını
tam olarak yaşamadıkları için bu hastalığın pençesine düşmüştür.
İnsanların çok büyük bir bölümü mutlu bir hayat yaşamazlar. Hayatları
daimi bir şikayet, hüzün, dert, sıkıntı üzerine kuruludur. Basının,
televizyonun işlediği ana tema insanların mutsuzluğudur. İntihar
eden insanlar, kavga edenler, dert yananlar, şikayetlerini anlatanlar
dünya basının temel haber malzemeleridir. Şiirlerin ve şarkıların
bile büyük bölümü hüzün ve mutsuzluk üzerine yazılmıştır. İnsanların
nasıl acı çektikleri, nelerden hüzün duydukları, sevgiyi yaşayamamaları,
mutluluğu bulamamaları vs…
Mutsuz bir insanın en belirgin özelliklerinden biri hiç bir şeyden
tatmin olamaması ve sürekli yakınma halinde olmasıdır. Oysa insanın
dünya hayatında karşılaştığı sıkıntı ve zorluklar ona imtihanın
bir gereği olarak verilen geçici şeylerdir. Canlarını ve mallarını
Allah'a satmış olan müminler hayatlarının her anında tam bir tevekkülle
Rablerine yöneldikleri için hiç bir zaman inkar edenlerin yaşadıkları
bu ruh halinde olmazlar.
Mutsuz bir insanda görülen ikinci bir özellik hiç bir zaman gerçek
anlamda neşelenememeleridir. Mutsuz insanlar gördükleri güzelliklerden
tam anlamıyla zevk alamazlar. Ruhları sıkıntılı ve vicdanları sürekli
rahatsız olduğu için kalplerinde coşkulu bir sevinç ve coşkulu bir
neşe hissedemezler. Bu tip mutsuz insanların neşeleri bir anda parlar
bir anda da söner. Dışarıdan çok neşeli, çok canlı çok hareketli
görünen ama içten içe dinsiz bir hayat sürmenin verdiği mutsuzluğu
yaşayan insanların neşesi hemen alev aldığı gibi hemen küllenebilir.
Bir anda gülerken bir anda ağlayabilirler. Çünkü neşeleri müminlerin
ki gibi ahirete yönelik daimi bir neşe değildir. Bu yüzden mutluğu
ruhlarında yaşamaz ancak mutlu olmanın taklidini yapmakla yetinirler.
Dünyanın neresinde olursa olsun, ister ateist olsun, ister başka
bir dine mensup olsun, ister mühendis, ister doktor, isterse sanatkar
olsun, o insan eğer hak dini yaşamıyor ve Allah'a da tam olarak
iman etmiyorsa, mutlu olmayı asla başaramayacaktır. Dünyanın en
güzel evlerinde oturan en zengin insanlarının, dünyanın en güzel
fiziğine sahip olan kadınlarının ve erkeklerinin, dünyanın en yüksek
mevki sahibi kişiliklerinin bir çoğunun mutlu olmamaktan şikayet
etmelerinin bir çoğunun bunalıma girmelerinin hatta bir kısmının
intihara teşebbüs etmelerinin tek sebebi Allah'ı ve dini unutarak
yaşamalarıdır. Bunu bilmeyen insanlar evlerini değiştirerek, tiplerini
değiştirerek, ülke ülke gezerek, daha fazla para kazanmaya gayret
ederek mutlu olmaya çalışırlar. Ancak hiç bir zaman istedikleri
mutluluğu yakalayamazlar.
İşte Kur'an insanların içinde bulunduğu bu mutsuzluğa dikkat çekerek
hüzne, duygusallığa, bedbahtlığa karşı insanlara çözüm yolunu göstermiştir.
Bu çözüm yolu Allah'a teslim olup O'nun istediği ahlakı yaşamaktır.
Bu yola tabi olan müslümanlar bu nedenle dünyada mutlu olabilmeyi
başaran tek insanlarıdır. Müslümanlar için dünya üzerinde şikayet
edilecek, sıkıntıya düşülecek hiç bir şey yoktur. Allah'a dayanıp
güvenirler. Herşeyin Rablerinin kontrolünde yaratıldığını bilirler.
Allah'ın her kararında büyük bir hayır vardır. Ve Allah müslümanların
koruyuculuğunu üstlenmiştir. Bu büyük bir müjdedir. Bu müslümanlarda
ruhen büyük bir sevinç ve ferahlık yaratır. Elbette müminlerin neşelerinin
asıl kaynağı ahiret hayatları için Rablerinin kendilerine vadettikleridir.
Üzerlerindeki neşenin en büyük kaynağı içlerinde taşıdıkları cennet
umududur
Dinin gereklerini yerine getirmeleri ve Allah'a iman etmeleri vicdanlarının
tertemiz ve çok rahat olmasını sağlar. Bu da müslümanlarda temiz
bir akıl ve berrak bir şuur meydana getirir. Güzellikleri gören,
güzelliklerden zevk alan insanlar olurlar. Ruhları daimi olarak
sevince ve neşeye açık olur.
Allah'ın Kur'an'da verdiği sırlar ve yaptığı açıklamalar doğrultusunda
imanı zayıf kişileri mutsuzluğa sevkeden hiç bir olay onları olumsuz
yönde etkilemez. Örneğin ekonomik bir zorluk içinde olmak onları
hüzne düşürmez, bunda bir hayır ve hikmet görür ve zamanı gediğinde
Allah'ın kendilerini fazlından zengin kılacağını bilirler. İnsanların
kendileri hakkında söylediklerinden hüzünlenmezler. Çünkü müslümanlar
için esas olan insanların değil, Allah'ın rızasıdır. Ölüm korkusuyla
yaşamazlar çünkü ölümün bir yok oluş ve bir bitiş değil aksine yeni
hayatlarına bir başlangıç olduğunun bilincinde yaşarlar. Bu nedenle
dünya üzerinde müslümanları mutsuz edebilecek hiç bir olay ve hiç
bir insan yoktur. Onlar Allah'a bağlı olmanın rahatlığını ve sevincini
yaşayan ve gerçek anlamda mutlu olabilen tek insan modelidir.
Cenab-ı Allah, Kuran'da, mutlu ve mutsuz kişilerin kimler olduklarını
Hud Suresi'nde şöyle bildirmektedir:
(Kıyametin)
Geleceği günde, O'nun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez.
Artık onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyardır.
Mutsuz olanlar ateştedirler, onlar için orada (kahırla ve acıyla)
nefes alıp vermeler vardır. Onlar, Rabbinin dilemesi dışında gökler
ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. Çünkü Rabbin,
gerçekten dilediğini yapandır. Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler.
Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada
süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır. (Hud
Suresi, 105-108)
|