MÜSLÜMANLARIN BİRLİKTELİĞİNDEKİ HİKMETLER

"Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme." (Kehf Suresi, 28)

Ayet-i kerimede buyurulduğu üzere müslümanların birlikteliği Kur'an'da önemle üstünde durulan konulardan bir tanesidir. Allah kendisine iman eden ve dinini yaşamaya kararlı olan kullarının, birlik olmalarını ve birbirlerine destek vermelerini emretmektedir. Bir müslüman için müslümanların olmadığı bir ortamda yaşamak ve onların dostluğundan yüz çevirmek mümkün değildir.

Müslümanların beraberliği fizik gücün çok ötesinde bir anlam taşır. Müslümanların dostluğu Cenab-ı Allah'ın izniyle sonsuza kadar sürecek daimi bir dostluktur. Müslümanlar Allah (c.c.)'ın fırkası olan çok değerli insanlardır. Bu nedenle bir müslümana yakışan ve layık olan tek dost, arkadaş ve yardımcı da ancak yine kendi gibi değerli bir müslüman olabilir. Çünkü iman eden bir insanın ruhundaki asaleti, aklını, ufkunun genişliğini, yüksek ahlakını ancak imanlı bir insan takdir edebilir ve değerini bilebilir. Dinsiz bir insan, Allah için yaşanan yüksek bir ahlakı takdir etmez. Bu nedenle Allah dinsizlerle dindarları birbirinden ayırmış ve müslümanların dinsizlikte direten bir kavmin cahilliğinden yüz çevirmelerini, onları dost ve sırdaş edinmemelerini istemiştir. Haysiyetli ve güzel ahlaklı bir müslüman, kendi gibi haysiyetli insanların yanında ancak huzur ve güven bulabilir.

Örneğin peygamberler tüm dünya tarihinin en güzel ahlaklı, Allah'a gönülden bağlanmış, en üstün insanlarıdır. Ancak onlarla aynı dönemde yaşamış, aynı mahallede oturmuş, komşu olmuş bir çok dinsiz, nasıl değerli insanlarla beraber olduklarını fark edememişlerdir. Hatta fark etmek bir yana, peygamberleri öldürmeye çalışan, onlara tuzak kuran, zor ve sıkıntılı bir ortamda yaşamaları için uğraşan bir çok inançsız insan olmuştur. Bu insanlar dinsizliğin getirdiği akılsızlık ve ahlak bozukluğu sebebiyle, karşılarındaki kişinin tarihin en güzel ahlaklı insanlarından biri olduğunu takdir edememişlerdir. Bu tip insanlar kimi zaman onlara en yakın olan kişilerin arasından dahi çıkmıştır. Örneğin Nuh peygamberin oğlu veya Hz. Lut'un karısı, derin bir aklı ve yüksek bir ruhu anlayamayan insanlar oldukları için Allah onları sonsuza kadar bir daha bu değerli insanlarla beraber olamayacakları şekilde bir helakla cezalandırmıştır.

Cenab-ı Allah, Kur'an'da ayrıca müslümanların birlikteliğinin onlara kazandırdığı manevi gücün de üstünde durmuştur. Bir müminin, etrafındaki kişilerin Allah'a tam olarak teslim olmuş, O'na dayanıp güvenen müslümanlar olduğunu bilmesi onu bir çok yönden güçlü kılar. İlk başta yanında Allah (c.c.)'ı zikredebileceği ve ruhen anlaşabileceği yakın ve candan bir dost olmasının sevincini yaşar. Allah (c.c.) müslümanlara Kendisi'ni zikretmenin en büyük iş olduğunu bildirmektedir. Bir mümin için, Allah'ın büyüklüğünden, insanlara olan merhametinden, ruhunda O'na karşı hissettiği içli korkudan, Allah (c.c.)'ın yaratmasındaki sanattan bahsettiğinde, karşısındaki kişinin anlattıklarını anlayabilecek bir akla sahip olması çok büyük bir nimettir. Çünkü dinsiz bir insan, etrafındaki canlı ve cansızlarda gözüken üstün aklı tam olarak kavrayamaz. Ya da akıllı olmadığı için gördüklerini mantıklı bir şekilde yorumlayamaz.

Hz. Musa Cenab-ı Allah'tan yanına kardeşi Hz.Harun'u vermesini isterken, bir müslümanla beraber olmanın nimetlerini şu şekilde dile getirmiştir:

"Ailemden bana bir yardımcı kıl, kardeşim Harun'u. Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl, böylece seni çok tesbih edelim ve seni çok zikredelim." (Taha Suresi, 29-30)

Müslümanların birlikte olmalarındaki hikmetlerden bir diğeri de, müslümanların bulunduğu bir ortamın kişiye verdiği psikolojik rahatlık ve huzurdur. Çünkü müslümanların bulundukları mekanlarda, onların son derece güzel ahlaklı olmalarından kaynaklanan bir güven ortamı meydana gelir. Ve bu güven ortamında bulunan herkes için psikolojik olarak büyük bir rahatlık ve huzur söz konusudur. Örneğin müslümanların bulundukları yerlerde kişi hiçbir zaman dedikodusunun yapılmadığını bilir, gıyabında kötü konuşulmadığından emindir. Karşısındakine bir soru sorduğunda tam olarak dürüst cevap alacağının, hiç kimsenin yalana başvurmayacağının garantisi vardır. Müslümanların arasında yaşayan hiç kimse en ufak bir çekişmeye, kavgaya, gerilimli bir tavra hatta yüksek sesli bir tartışmaya dahi şahit olmaz. Çözümsüz hiçbir olayla karşılaşmaz. Herkesin vicdanlı olması, herkesin birbirine işinde yardımcı olması ve kolaylık sağlaması, arada hiç rekabet olmaması bu ortamı son derece güvenli ve huzurlu kılar. Müslümanların birbirlerine gösterdiği derin sevgi ve saygı, birbirlerine olan sadakatleri, fedakarlıkları, güzel sözlü olmaları gibi daha bir çok müslüman özelliği, insan fıtratına en uygun ortamı oluşturur.

Bu sebeplerden dolayı iman eden bir insanın ruh olarak zevk alacağı tek mekan müslümanların olduğu bir mekandır. Çünkü gerçek neşe, sevinç, candan bir dostluk, samimiyet, saygı ancak müslümanların üzerinde görülür. Müslümanlar vicdanlarına uyarak yaşayan insanlar oldukları için, son derece huzurlu ve sağlıklı bir ruha sahip olurlar. Bu nedenle içlerinde hüzün, karamsarlık, ümitsizlik, romantizm gibi kasvetli ve iç karartıcı özellikleri barındırmazlar. Hüznün, ağlamanın ve karamsarlığın bir insanın ruhuna verdiği sıkıntıyı ve azabı, müslümanlar hiçbir zaman yaşamazlar. Müslümanların bulundukları ortamlarda cennet ahlakı ve cennet neşesi hakimdir. Bir insanın kalbine sıkıntı veren hiçbir kötü tavrın, bakışın, ses tonunun, konuşmanın olmadığı bir yaşam sürerler. Karşılıklı olarak yaşadıkları güzel ahlak onları ruhen ve bedenen çok güçlü yapar.

Bir insanın ahireti için ilerlemesi ve manevi yönden kuvvetlenmesinde de müslümanlarla birlikte yaşamasının çok önemli bir rolü vardır. Çünkü Allah müslümanlara iyiliği emredip kötülükten men etmelerini emretmiştir ve bunun gereği olarak müslümanlar birbirlerinin üzerinde tespit ettikleri eksikliklere asla göz yummazlar. Birbirleri üzerinde tam bir gözetici olurlar.

Örneğin hiçbir müslüman kardeşinin kibirli olmasına müsaade etmez. Çünkü kibir, büyük bir cahillik ve Allah katında da büyük bir suçtur. Bu nedenle müslümanlar bu tip durumlarda hemen insanın acizliğini hatırlatır, Allah'ın büyüklüğü yanında insanın ne kadar muhtaç durumda olduğunu, hayatın kısalığını ve ölümün yakınlığını bir daha karşı tarafın hatırlamasını sağlarlar. Hz. Lut'un oğlunu kibire karşı uyarması gibi onlar da kardeşlerini uyarırlar:

"Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin. Bütün bunlar, kötülüğü olan, Rabbinin katında da hoş olmayanlardır." (İsra Suresi, 37 - 38)

Müminler kardeşlerinin üzerinde Cenab-ı Allah'ın razı olmayacağı hiçbir tavra asla müsaade etmezler. Allah'ın Kur'an'da örnek verdiği müslümanların itidalli tavırlarından misaller vererek, Allah (c.c.)'ın en razı olacağı tavrı ve sözü hatırlatırlar. Böylece kardeşlerini hemen içinde bulundukları gafletten çıkarırlar. Kısaca müslümanlar birbirlerini ahirette küçük düşürebilecek her türlü hatadan sakındırırlar.

Müslümanların birlikteliklerinin daha bir çok hikmetleri vardır. Müslümanlar Allah'ı sevdikleri ve Allah'a sadık oldukları için birbirlerini sever ve bağlanırlar. Güçlerinin, temeli Allah rızasına dayalı bir birlikteliklerinin olmasındandır. Allah'ın taraftarları oldukları için birbirlerine destek olur, ömür boyu da hiç ayrılmazlar. Kendileri için Cenab-ı Allah'tan istedikleri herşeyi kardeşleri için de ister, herbiri ile cennette birlikte olabilmek için dua ederler.