|
MÜNAFIKLAR
MÜMİNLERİN DOĞRU YOLDA OLDUKLARININ GÖSTERGESİDİR
Bilindiği
gibi münafıklar müminlerin içinde yaşayıp, kendilerini mümin gibi
tanıtan, Allah'a ve dine karşı son derece samimiyetsiz yaklaşan
kimselerdir. Allah Kuran'da münafıkları tanıtan, müminleri münafıkların
fitnesine karşı uyaran çok sayıda ayet indirmiştir. Müslümanların
her dönemde bu fitneye karşı dikkatli ve uyanık olması şarttır.
Münafıkları yalnızca peygamberimiz döneminde Mekke ya da Medine'de
yaşamış, gelmiş, geçmiş bir grup insan olarak düşünmek hata olur.
Zira İslam tarihi bunun örnekleriyle doludur. Bu fitneye karşı önlem
almak için öncelikle bu insanların karakterini iyi tanımak ve alametlerini
iyi bilmek gerekir.
Münafıkların en önemli alametleri mümin topluluğunun içinde yaşamalarıdır.
Onlardan ayrı kendi başlarına yaşayan insanlar değildirler. Bu kişiler
İslam olduklarını söyleyerek, Allah'a iman ettiklerini iddia ederek
müminlerin içlerine girmişlerdir, fakat gerçekte iman kalplerine
tam olarak yerleşmiş değildir. Ya da imanla gelip, sonradan inkar
etmişlerdir. Müminler ise iman edip, sonra hiçbir kuşkuya kapılmaksızın
Kuran'ı yaşarlar ve peygamberin izinden giderler. Bu insanların
ise kalpleri kuşkularla doludur. Gerçek anlamda Allah'a iman etmiş
değillerdir, pek çok tereddütleri vardır. Özellikle ahiretten şüphe
ederler. Ancak bu şüpheleri kendi başlarına kaldıklarında ya da
diğer münafıklarla bir araya geldiklerinde ortaya çıkar. Bu tür
durumlarda hemen kendi aralarında müminlerin hoşlarına gitmeyecek,
gizli konuşmalar yaparlar. Sohbetlerinde dine ve müminlere yönelik
gizli veya açık bir alay vardır. Böylece birbirlerini anlarlar,
bu sayede açıkça konuşmasalar da birbirlerini tanımış ve birbirlerine
güvenebileceklerini anlamış olurlar.
Onları müminlerden ayıran diğer bir yönleri ise Kuran'ı kavrayamamaları
ve çarpık yorumlamalarıdır. Fakat müminleri taklit eden inandırıcı
konuşmalar yaparlar, taklitle elde edebilecekleri her şeyi yaparak
kendilerini müminlere benzetmeye çalışırlar.
Ancak bu insanların en önemli özellikleri fitneci oluşlarıdır. Her
fırsatta Allah'ın, dinin ve müminlerin aleyhinde faaliyet yapar,
bozgunculuk çıkarırlar. Oysa Kuran'da bozgunculuk için şöyle denir:
"...yeryüzünde
bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez."
(Kasas Suresi, 77)
Açıkça
görüldüğü gibi bozgunculuk Allah'ın sevmediği bir ahlaktır. Münafıkların
bu tavrına karşılık Allah da onlara cehennemin en alt tabakasını
vaadetmektedir. Münafıkların durumu Kuran'da şöyle tarif edilir:
İnsanlardan
öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik"
derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri
aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlarlar ve
şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını
arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için
acı bir azab vardır. (Bakara suresi, 8-9-10)
Görüldüğü
gibi münafıklık Kuran'da Allah'ın dikkat çektiği önemli konulardan
birisidir. Müminlerin, münafık fitnesini çok iyi kavraması ve buna
karşı dikkatli olmaları şarttır. Çünkü İslam tarihi boyunca münafık
karakterinin ve fitnesinin örnekleri defalarca görülmüştür. Örneğin
peygamber efendimiz döneminin azılı münafıklarından Abdullah İbni
Sebe bütün ömrünü müminler aleyhinde fitne çıkarmakla geçirmiş,
müminlerin mücadelelerini baltalamak uğruna çabalamış bir kişidir.
Abdullah bin Übeyd bin Selul denilen kişi de Uhud savaşı sırasında
Allah yolunda ölmeyi göze alamayarak, savaşı bırakıp kaçmış, kaçarken
yanında kavminden ve münafıklardan 300 kişiyi de döndürmüştür. Übeyd
bin Selul'un kaçarken söylediği ise "şuracıkta niye canımızı
vereceğiz?" olmuştur. Hatırlanacağı gibi münafıklar Allah yolunda
hizmet etmekten ve özellikle de canlarını vermekten şiddetle kaçınırlar.
Onların savaş sırasında yaşadıkları bu psikoloji ve içlerindeki
ölüm korkusu Kuran'da şöyle anlatılır:
"…Bu
işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar.
De ki: "Evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi
yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu)
Allah, sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak
için (yaptı). Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Al-i
İmran Suresi, 154)
Aynı
şekilde Müselemet-ül Kezzap da İslam tarihine fitneci karakteriyle
geçmiş, bozgunculuk çıkarmış bir kişidir. Münafık fitnesine verilebilecek
bir diğer örnek ise 1. Dünya savaşı sırasında müslümanlar aleyhine
yaptığı faaliyetlerle ünlü olan Lawrence'dır. Lawrence, müzede çalışan
bir İngiliz genciyken, fitneci kişiliğiyle dikkatleri çekmiş ve
casus olarak İngiliz hükümeti tarafından Orta Doğu'ya gönderilmiştir.
Bilindiği gibi Batılı devletler yüzyıllar boyunca Osmanlı imparatorluğunu
parçalamak için uğraşmışlar ancak bunu 20. yüzyıla gelinceye kadar
başaramamışlardı. Osmanlı sultanı hem padişah hem de halife yetkisiyle
tüm müslümanların lideri konumundaydı. Hatırlanacağı üzere bugünkü
Orta Doğu toprakları, Mekke, Medine, Filistin başta olmak üzere
kutsal topraklar tamamen Osmanlı hakimiyetindeydi. Imparatorluğun
ekonomisinin en bozuk olduğu, hazinede paraya en çok ihtiyaç olduğu
dönemlerde dahi Yahudilerin Filistin üzerine yaptıkları cazip teklifler
II. Abdülhamit tarafından hiç düşünmeye dahi gerek görülmeden reddedilmiş,
ünlü siyonist Theodore Hertz padişahın huzurundan iki defa eli boş
olarak dönmek zorunda kalmış, siyonistlerin tüm planları suya düşmüştü.
Böylece Osmanlı halifesinin müslümanlar üzerindeki koruyucu kimliği
bir kez daha ortaya çıkmıştı. Vatan toprağının satılık olmadığı
da Abdülhamit'in bu güzel restiyle tarihe geçmişti. Kısacası Osmanlı
topraklarında gözü olan ülkelerin her oyunu boşa çıkıyordu. Bunun
üzerine Batılı ülkeler tarih boyunca uygulanan fesatçı bir yönteme
başvurdular: münafık fitnesi...
Bu amaçla Arabistan topraklarına ayak basan İngiliz Lawrence ilk
olarak Arap şeyhleriyle ve eşrafla samimi oldu. Çeşitli menfaatlerle
onları kendine bağladıktan sonra Arapları Osmanlılar aleyhine kışkırtmayı
başardı. Elbette ki bunda Arap şeyhlerine her ay gönderilen yüklü
miktardaki sterlinlerin rolu de büyüktü. Lawrence munafık karakterinin
tüm inceliklerini sergileyerek büyük bir fitne ve bozgunculuk çıkardı.
Araplar Osmanlılara karşı ayaklandılar. Yemen çölleri tarihin en
büyük savaşına tanık oldu. Verilen şehitlerin çetelesi dahi tutulamadı.
Yemen üzerine türküler söylendi, ağıtlar yakıldı. Lawrence'ın fitnesi
o an için sonuç verdiyse de ne fitneyi çıkaran İngiliz hükümetine
ne de Arap şeyhlerine yaramadı. Arap toprakları ve Orta Doğu tamamen
parçalandı. Bu oyuna gelen şeyhler kendilerine vaadedilenlerin ve
verilen sözlerin boş olduğunu anladıklarında her şey için artık
çok geçti. Orta Doğu'nun Osmanlı döneminde yaşadığı satfetli günler,
barış, huzur ve güven bir daha da geri gelmedi. Orta Doğu çalkantılarla,
kargaşalarla ve savaşlarla özdeşleşen bir toprak oldu. Böylece fitneyi
çıkaranlar da, ona uyanlar da, alet olanlar da bir kazanç elde edemediler.
İşte bu münafık fitnesinin hiçbir zaman amacına ulaşamayacağına
güzel bir örnektir. Bu tarihte de böyle olmuştur bundan sonra da
böyle olmaya mahkumdur. Münafıkların uğrayacakları son ise Kuran'da
şöyle tarif edilir:
Çevrenizdeki
bedevilerden münafık olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı
alışkanlığa çevirmiş olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, biz
onları biliriz. Biz onları iki kere azablandıracağız, sonra onlar
büyük bir azaba döndürülecekler. (Tevbe Suresi, 101)
|