MÜMİNLER KARDEŞTİRLER

Kur'an'da geçen "Ancak insanların çoğu iman etmezler" (Bakara Suresi, 100) ayeti müminlerin sayısının az olacağına işaret etmektedir. Nitekim her asırda Allah'a gerçekten samimi bir iman ve sadakatle bağlı olan insanların çok az olduğu görülür. Çünkü gerçek iman insanın menfaatleriyle çatıştığı durumlarda iradeli, sabırlı ve güzel ahlaklı olmasını gerektirir. Ancak menfaat insanların bir çoğunun zayıf noktasıdır. Kimisi zengin olma konusunda, kimi mesleği, kimi insanların arasındaki itibarı konusunda son derece hassastır. Hatta öylesine hassastır ki bunlara zarar gelmemesi için her türlü inancından vazgeçmeye razıdır. Bu nedenle insanların bir kısmı çoğu zaman menfaatlerini dine olan bağlılıklarına tercih ederler. Ancak sayısı az olan müminler müstesna.

Müminler İslam ahlakını yaşama konusunda kararlıdırlar. Allah'a olan bağlılıklarında hiç bir engel tanımazlar. Dinin emirlerini hiç bir koşulda kendi menfaatlerine tercih etmezler. Allah'a karşı samimi ve içten bir sevgiyle bağlıdırlar. Nur Suresinin 37. ayetinde müminlerin Allah'a olan bağlılıkları şu şekilde bildirilir. "(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar."

Ancak sadece müminlere has olan bu soylu karaktere ve üstün ahlaka çok nadir rastlanılır. Bu nedenle Allah müminlerin diğer insanlardan manevi olarak kopup, müminlerle dost olmasını emreder. Mümine dost ve arkadaş olarak layık olan bir insan ancak kendisi gibi bir mümin olabilir. Onun üstün ahlakı, ince düşüncesi ve asil tavrının değerini dinsiz bir insan bilemez ve bu tavra layık olan bir karşılık da veremez. Müminin tevazulu tavrının değerini kibirli bir insan takdir edemez. Ya da iman edenlerin yüksek aklını akılsız bir insan değerlendiremez. Ahirette sonsuza kadar ayrılacak olan iman edenlerle etmeyenler, dünyada da birbirine maddi ve manevi olarak hiç benzemeyen bir hayat yaşarlar. Müminlerin birarada olmalarını tavsiye eden ayetlerden biri de Kehf Suresinin 28. ayetidir. "Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme."

Peygamber efendimizin de bir Hadis-i Kudsi'sinde belirttiği gibi: "Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim kardeşinin ihtiyacını görürse, Allah da onun ihtiyacını görür…" (Buhari, Mezalim 3). Allah'ın emri, peygamber efendimizin de tavsiyeleri doğrultusunda müminlerin Allah rızası için birlikte hareket etmeleri onlara büyük bir güç kazandırır ve işlerine bereket getirir. Bu yüzden müminlerin birbirlerine sadık olmaları, birbirlerini desteklemeleri inkar edenlerin hoşuna gitmez. Onları güçten düşürme maksadıyla çeşitli yollarla müminlerin arasını açmak isteler. Bunun için kullandıkları yöntemlerden biri iftira'dır. Allah Kuran'da inkarcıların bu yönteme başvurma tehlikesine karşı müminleri uyarmaktadır. İmanında samimi görülen biri hakkında küfrün yaydığı asılsız dedikodular müminlerin gücünü kırmayı hedefler. Buna karşılık olarak Allah fasıktan gelen bir habere doğruluğunu araştırmadan inanmayı yasaklamıştır.

"Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz." (Hucurat Suresi, 6)

Bu ayetin emri gereği iman etmeyenlerin müminler hakkındaki iddialarına detaylı bir araştırma yapmadan inanmamak farzdır. Yapılan araştırmalar sonucunda ortaya atılan iddiaları doğrulayan delillere veya şahitlere ulaşılamaması ise bu iddiayı iftira olarak kabul etmeyi gerektirir. Bu Kur'an ahlakının bir gereğidir. Allah inanların böyle bir durumla karşılaştıklarında "Bu, açıkca uydurulmuş iftira bir sözdür" demeleri gerekmez miydi?" (Nur Suresi, 12) diye tavsiye etmekte ve müslümanların birbirlerine hüsn-ü zanda bulunmalarını öğütlemektedir.

Kur'an'da inkarcıların müminlerin dağılması maksadıyla başvurduğu diğer yöntemlere de dikkat çekilir. Bunlardan bir diğeri, inananları ekenomik olarak güçsüz duruma düşürmeye çalışmalarıdır. Allah ayetlerde aynı yöntemin peygamberimizin etrafındaki sahabeye uygulandığını da belirtmektedir. Ancak bu yöntemler sanıldığının aksine samimi müminlerin Allah'a ve resulune olan bağlılığını daha da arttırır. Onlar ki: "Allah'ın Resûlü yanında bulunanlara hiç bir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler," derler. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar (Münafikun Suresi, 7)

Ayetlerden de anlaşıldığı gibi müminlerin birlikteliği inkar edenler arasında her zaman bir rahatsızlık konusudur. Dolayısıyla inananların arasını açmak isteyen insanlar her zaman olmuştur. Bu nedenle müminlerin birlikteliği ve birbirlerine destek olmaları hem önemli bir güç vesilesidir hem de bir ibadettir. Allah Kur'an'da müminlerin birbirlerine olan bağlılıklarının önemini "Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever." (Saff Suresi, 4) ayetiyle de bir kere daha hatırlatmaktadır.