|
MERHAMETİ
TAVSİYE EDENLER
Ne
zaman haberleri izlesek veya gazeteleri okusak, mutlaka vicdanımızı
sızlatan, hamiyet-i İslamiye ve hamiyet-i milliyemizi kabartan,
"bu da yapılır mı?" veya "bu da söylenir mi?"
dediğimiz yüzlerce olayla karşılaşıyoruz. Hatta bazen insanların
birbirlerine duydukları nefret, düşmanlık, ağızlarından taşan kin
bizleri hayrete düşürüyor. Bunun sonucunda tüm dünyada milyonlarca
insan zulme ve haksızlığa uğruyor, hakaret görüyor, eziliyor, açlıktan
ve fakirlikten dolayı sürekli can tehlikesi altında yaşıyor. Bunları
görünce insanın aklına "biraz merhamet etseler bunlar olmaz,
bu insanlar bunları yaşamaz" demek geliyor. Merhamet eden,
yani insanları hem seven hem de eksikliklerinden dolayı onlara acıyan
bir insan hiç kimseye zulmetmez, adaletsiz davranmaz, kimseye haksız
yere iftira atmaz, fakir olanı açıkta bırakmaz, hatta kendi yemeğini
ona yedirir, üşüyene kendi hırkasını verir. Merhamet, tüm insani
duyguları içinde barındıran çok önemli bir vasıftır. Allah birçok
ayetinde müminlere merhameti hatırlatmıştır. Allah bir ayetinde
de müminlerin özelliklerini şöyle bildirmiştir:
"Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye
edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak."(Beled
Suresi, 17)
Merhamet
konusunda kendim birşeyler yazmaktansa, Sayın HARUN YAHYA'nın, ayette
bildirildiği gibi merhameti tavsiye ettiği Müminlerin Merhameti
isimli kitabının "Kuran'ın Kazandırdığı Merhamet Anlayışı Yaşanmadığında
Neler Olur?" başlıklı bölümünden birkaç paragraf aktarmak istiyorum.
"Bir
toplumun rahat, huzurlu ve mutlu bir hayat sürebilmesinin tek
yolu, Kuran'da tarif edilen gerçek merhamet anlayışının o toplumun
insanları tarafından yaşanmasıdır. Kuran'da belirtilen bu model
yaşanmadığı sürece insanlar hangi yolu denerlerse denesinler kargaşadan,
huzursuzluktan ve adaletsizlikten kesinlikle kurtulamazlar. Çünkü
merhametin olmadığı yerde zalimlik vardır. Zalimliğin hüküm sürdüğü
bir toplumda ortaya çıkan model ise insanların hem maddi hem de
manevi yönden ciddi zararlara uğramalarına neden olur. Nitekim
bugün dünyanın dört bir yanında yayınlanan haber bültenlerinin
ana konusu, insanların maruz kaldığı zulüm çeşitleridir. Açlıktan
ölen, çocuklarını yaşatmak için yardım dilenen, haksızlığa uğrayan,
ezilen, oturacak ev bulamadığı için çadırlarda yaşayan, intihar
eden, saldırıya uğrayan, birbirlerini öldüren, sakatlayan, döven,
kavga eden insanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Bu kargaşa
ortamının ana sebebi de inançsızlığın getirdiği zalimlik ve merhametsizliktir.
Allah korkusuna ve Allah sevgisine dayanan, Kuran'a uygun bir
merhamet olmadığında, geriye insanları kötülük yapmaktan alıkoyacak
hiçbir sebep kalmaz. Merhamet duygusunun tam anlamıyla yaşanmadığı
bir toplumda kadının dayak yemesinin, çocukların ezilmelerinin,
fakirlik korkusuyla öldürülmelerinin, sokağa terk edilmelerinin,
hırsızlık için yol kesen, evlere girerek ev sahiplerini öldüren
insanların çoğalmasının ve daha bunun gibi birçok olayın önünde
hiçbir engel kalmamış olur.
Kurani merhametin yaşanmadığı bir toplumda zengin olan fakiri
kollamaz, haksızlığa uğrayanın hakkı savunulmaz, açıkta kalan
insan barındırılmaz. Bir çıkar söz konusu olmadığı sürece kimse
kimse için kendisini sıkıntıya sokmaz. Biri sokakta aç yaşarken,
onun hemen yanıbaşındaki insanlar yüzlerce kişinin doyabileceği
yemekleri çöpe atmakta bir sakınca görmezler. İnsanlar birbirlerinin
malını haksız yere yemekten, sahtekarca yöntemlere başvurmaktan,
başkalarının haklarını istismar ederek para kazanmaktan çekinmezler.
Yine böyle bir toplumun insanları şahit oldukları sahtekarlıklara,
adaletsizliklere ve haksızlıklara karşı mücadele etmez ve seslerini
çıkarmazlar. Başkaları için kendilerini yormaya gerek duymaz,
hatta bu şekilde durduk yere başkalarının sorunlarını üstlenmenin
büyük bir akılsızlık olduğuna inanırlar. Ortaya kimsenin kimseye
karşı kendisini sorumlu hissetmediği, kimsenin kimseyi korumak
için kendisini risk altına sokmadığı ve kimsenin yanlışlara, haksızlıklara
karşı sesini çıkarmadığı bir ortam çıkar.
Zalim ve merhametsiz olanlar, zayıf ve güçsüz olanları istedikleri
gibi ezerler. Kurani merhametin ve din ahlakının yaşanmadığı bir
ortamda her zaman huzursuzluk, sıkıntı ve zulüm hakimdir.
Ancak unutmamak gerekir ki, merhametsizlik ilk başta insanın kendisine
zarar verir. Vicdanı kendisine merhameti emrettiği ve doğru olanı
gösterdiği halde bu sesi bastırıp, zalimliği tercih eden insan
hiçbir zaman gerçek anlamda bir iç huzuru yaşayamaz. Çünkü vicdanı
onu rahatsız eder ve içinde bir vicdan azabı yaşamasına neden
olur. Her yardıma muhtaç insan gördüğünde, kendisinin imkanı olduğu
halde bu insanlara yardım etmediği ve onları bu hayata terk ettiği
aklına gelir. Yine aynı şekilde her bencillik yaptığında vicdanı
bunun yanlış olduğunu söyleyerek onu huzursuz eder. Vicdanın bu
baskısından ve verdiği rahatsızlıktan kurtulmanın tek yolu ise,
onun sesini dinlemek ve söylediğini yapmaktır. Çünkü vicdan Allah'ın
rızasına ve Kuran'a yönelten bir güçtür. İnsan ancak vicdanının
sesini dinlediğinde huzur duyacak şekilde yaratılmıştır.
İnsanlar merhametsizliklerini her ne kadar akıllarına getirmemeye
çalışsalar, adaletsizlikleri, haksızlıkları her ne kadar görmek
istemeseler de vicdanları bu zalimce tutumlarını onlara hiçbir
şekilde unutturmaz.
İslam ahlakının benimsendiği bir toplumda ise hem maddi hem de
manevi açıdan büyük bir rahatlık ortaya çıkar. İnsanlar yardım
gerektiğinde çevrelerindeki insanlardan kesin olarak yardım geleceğini
bilirler. Fakirlere, evleri olmayan yoksullara, imkanları olanlar
sahip çıkarlar. Küçük çocuklar sevgi ve itina gördükleri sağlıklı
ortamlarda yetiştirilirler. Kuvvetli olanlar zayıf gördükleri
insanları ezmezler. Kimse birbirinin hakkına tecavüz etmez. Maddi
adaletsizlik ve bundan kaynaklanan haksızlıkların tümü ortadan
kalkar. Zalimler azalmaya ve zulüm ortadan kalkmaya başlar. Kimse
maddi imkanları yeterli olmadığı için sağlıklı, temiz, rahat bir
ortamdan mahrum kalmaz.
Görüldüğü gibi dinsizliğin getirdiği kargaşa ve zulüm ortamından
kurtulmanın tek yolu, Allah'ın Kuran'da öğrettiği merhamet anlayışını
tam anlamıyla yaşamaktır.
Zulümden merhamete dönmek ise insanın kendi içinde alacağı tek
bir karar ve tek bir niyet değişikliğine bağlıdır. Bu niyet değişikliğinin
ardından hem dünyada hem de ahirette güzel bir hayat yaşayacak
ve Kuran ahlakını yaşamanın mükemmelliğini görecektir. Ayrıca
Allah, Kuran ahlakını yaşamaya karar verip zulmü terk eden kimsenin
günahlarını da bağışlayacağını vaat etmiştir:
Ancak
kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse,
şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır,
esirgeyendir. (Maide Suresi, 39)"
Sayın
HARUN YAHYA'nın da belirttiği gibi, Kuran ahlakının yaşandığı, insanların
birbirlerine sevgi ve merhametle yaklaştığı bir toplumda daima huzur,
güven ve bolluk olacaktır. Ülkemizi de inşaallah böyle aydınlık
günler beklemektedir…
|