BEDİÜZZAMAN'IN İSLAM AHLAKINI ANLATMA KONUSUNDAKİ KARARLILIĞI

Bediüzzaman Said Nursi, hayatının büyük bir bölümünü sürgünde geçirmiştir. Genç yaşlarından itibaren 30 yıl boyunca bir takım asılsız suçlamalarla yargılanmış, çeşitli şehirlerde farklı hapishanelere yollanmış ve geri kalan zamanlarda karakol nezaretinde bulunan küçük kulübelerde yaşatılmıştır. Bu süre içinde arkadaşlarıyla, ailesiyle, talebeleriyle görüşme imkanı bulamamıştır. Çünkü insanların Üstad'dan etkilendiği gerekçesiyle tek başına yaşaması gerektiği iddia edilmiştir.

İnsanların Üstad'dan çok fazla etkilendikleri doğrudur, ancak bu etkilenme söz konusu kişilerin daha merhametli, daha tevazulu, daha itidalli, daha akıllı, Allah'ın varlığının bilincine varmış, dine karşı kalbinde sevgi uyanmış insanlar olmaları yönündedir. Ancak dine mualif görüşe sahip olan bir takım çevreler Üstad'a karşı gün geçtikçe artan sevgi ve hayranlığı, kendi çıkarlarına uygun görmemişlerdir. Bu nedenle de Bediüzzaman'ı hayatı boyunca zorluk içinde yaşamaya mahkum edecek bir takım iftiralar ortaya atmışlardır. Sürgün hayatı bu iftiraların ardından başlamıştır. Afyon hapishanesi Bediüzzaman sürgün hayatının önemli bölümlerinden birini oluşturur. Üstad'ın buradaki anılarından birini Sayın Necmettin Şahiner "Son Şahitler" adlı kitabında onunla birlikte Afyon hapishanesinde bulunan ve ona hizmet etmekle görevlendirilen Sayın Hasan Akyol'un ağzından şu şekilde aktarmaktadır.

"Afyon hapishanesindeyken bir de duyduk ki, Bediüzzaman Sait Nursi isminde bir alim zat, bizim hapishaneye düşmüş. İlk önce yerlerimiz ayrıydı. Duyduğumuz ve gördüğüze göre onun yanına kimseyi sokmazlardı. Ancak talebeleri yanına girip çıkabilirlerdi. "Bir gün bana 'Sen o adama hizmet edeceksin' dediler. Emir emirdir dedik. Onun yanına girdik. İş dediysek öyle iş değil. Onun abdest ibriğini doldurmak, yerleri silmek, etrafı temizlemekdi benim vazifem. Üstad ibriğe su koyduğu zaman dört - beş defa çalkalardı. Yeni suyu doldurup boşaltırdı. Ondan sonra suyu koyup abdest almaya başlardı. "O akşamdan sabaha kadar kağıtlara, defterlere, boş yapraklara, küçük cep defterlerine, kese kağıtlarına devamlı yazı yazardı. Ama o yazarken biz okumuyoruz. O koğuşta tek başına duruyordu. Zaten herkesin kendine ait bir koğuşu vardı... Yazdıklarını da burada yazıyordu. Sabah olduğu zaman koğuşu açarlar, yazdıkları yazıları, onun kırk beş kadar talesebesine verirlerdi. Onlar da bu yazıları sabahtan akşama kadar kendi defterlerine yazarlardı. Bir türlü bitiremezlerdi. Bazen ben de onlarla birlik olur, onlar gibi yazılar yazardım."

Bediüzzaman'ın sürgünde geçirdiği yıllar oldukça zorludur. Müminlere kendi canından daha çok değer veren ve insan sevgisi çok güçlü bir insan için ömrü boyunca neredeyse tek başına yaşamaya mahkum edilmek elbette son derece güçtür. Hiçbir insanla görüşememek, sürekli tehdit altında bulunmak, sağlıksız koşullarda yaşamak zorunda kalmak, daimi bir gözetim altında olmak gibi bir çok zorluk yıllar boyunca sürmüştür. Ancak tüm bu şartlar altında bile Üstad'ın aklında her zaman İslam ahlakını en süratli, en akılcı ve en geniş çaplı nasıl yayabileceği düşüncesi hakım olmuştur. Herkesten daha tehlikeli ve zor bir ortamda bulunduğu halde hiçbir zaman kendini değil, Allah'ın dininden uzak yaşayan insanlara İslam ahlakını anlatmayı düşünmüştür. Yazdığı tüm yazılar insanların imanını kurtarma, onları Allah'ın varlığı konusunda bilinçlendirme ve Kuran ahlakını yaşamalarını sağlama amaçlıdır. Üstad'ın sürgündeyken yazdığı hiçbir mektubunda herhangi çaresiz bir ifadeye, bir şikayete, bir yardım çağırısına rastlamak mümkün değildir.

Risalelerin yazımı, bir araya getirilişi ve basımı oldukça dar imkanlarla gerçekleştirilmiştir. Bediüzzaman Hasan Akyol'un yukarıdaki anısında da anlattığı gibi çoğu zaman tefekkürlerini yazacak kağıt bulmakta zorlanmıştır. Eline geçen kesekağıtlarına ya da ufak kağıt parçalarına yazdıklarını kimi zaman kibrit kutuları içinde gizlice, kimi zaman postayla talebelerine ulaştırarak Risaleleri tamamlayabilmiştir. Ancak ihlasının ve şevkinin bir karşlığı olarak Allah bu eserleri eksiksiz olarak meydana getirmiş ve kese kağıtları üzerine yazılan bu tefekkürler, kusursuz bir şekilde biraraya gelerek, ortaya dünyadaki tüm insanların faydalandığı bir Kuran tefsiri çıkmıştır.

Ancak herşeyden önemlisi Üstad'ın kararlılığı ve iman eden bir insan olarak üzerine düşen tebliğ sorumluluğundan asla vazgeçmemiş olmasıdır. Çünkü Üstad'ın yaşadığı şartlar altında bir çok insan imkanların kısıtlı ve hayatının tehlike altında olması nedeniyle kendi halinde yaşamaya devam edebilirdi. Halbuki Bediüzzaman peygamberlerin yolunu takip eden çok güzel ahlaklı bir mümindi. İnsan bedeninin dayanabildiği son noktaya kadar, tüm gücünü İslam ahlakının yayılmasına vermiştir. Bediüzzaman tüm bu tavır güzellikleriyle Müslümanlar için çok önemli bir örnektir. Bu nedenle hepimiz onun hayatını incelemeli, güzel ahlakına ve yaşantısına şahit olan insanların anılarını öğrenmeli ve tüm bu örneklerden kendimize dersler çıkarmalıyız.