İSLAM'IN ŞEREFİYLE HAREKET ETMEK

İnsan yaratılışı itibariyle daima nefsini korumaya, onun çıkarlarını gözetmeye, minimum çaba harcayarak maksimum yarar sağlamaya çalışır. Ancak olabilecek en az çabayı gösterip karşılığında ebedi bir çıkar elde etmek şüphesiz mümkün değildir. Allah insanları İslamla şereflendirmiş, onları 'karanlıktan aydınlığa' çıkaracak bir yol açmıştır. O halde eğer kişi bu uğurda gücünün ve imkanlarının yarısını veya bir kısmını kullanıyorsa ve 'nasılsa herkes bu kadar yapıyor, bu yeterli' diye düşünüyorsa, ahirette hiç ummadığı bir karşılık görebilir. Çünkü önemli olan herkesin ne yaptığı değil, kişinin kendisinin Allah'ı razı etmek için gücünün ne kadarını harcadığıdır. Salih mümin karakterine sahip olmak isteyen herkes"Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et. (İnşirah Suresi, 7)ayetini kendi üzerinde uygulamalıdır.

Ancak tüm gücüyle gayret etmek derken bunu yalnızca fiziki bir çaba olarak algılamak da yanlış olur. Bu, salih bir müminin hem eylem ve tavırlarında böyledir, hem de maneviyatında ve ahlakında... Kafası sürekli hayır için çalışır, hayır düşünür, hayır fiil işler. İşte gerçek samimiyet de budur. Böyle bir kişinin gösterdiği güzel ahlak, etrafına hal vereceği ve örnek olacağı için de önemlidir. Söylediği samimi bir söz, anlattığı derin bir tefekkür Allah'ı hatırlattığından yine dine ve müminlere bir destektir. Fiili faaliyetleri ise bereketi ve getirdiği müspet sonuç ile müminlere destektir.

Söz konusu karaktere sahip bir müminler, tüm güçleriyle ve imkanlarıyla bu hizmete katılırlar. Tercihleri nefislerinin, yakınlarının ya da herhangi bir menfaatlerinin değil, herkes için en hayırlı, en güzel olanın tarafında olur. En önemli özelliklerinden biri de yaptıkları hizmetler karşılığında hiçbir çıkar
gözetmemeleridir. Onların istekleri yalnızca kendilerini Allah'a sevdirmek ve O'nun rızasını kazanmaktır. Eğer yapılan işte bir karşılık bekleniyorsa bunun Allah katında bir kıymeti kalmaz. Karşılık ve ücret bekleyerek yapılan hizmeti herkes yapar. Bir de yapılan hizmet karşılığında beklenen bu ücreti yalnızca maddi bir çıkar olarak algılamak doğru değildir. Kişi, yaptığı hizmet karşılığında itibar, insanların beğenisi ya da takdiri gibi nefsini tatmin edecek çıkarlar da talep edebilir. Oysa salih bir mümin için insanların takdiri hiçbir zaman ölçü değildir. Önemli olan yapılan işten Allah'ın razı olmasıdır. Yapılan hizmet karşılığında makam ve mevki beklentisinde olmak, mümin karakterine yakışmaz. Aksine mümin işlediği hayırlı amellerde kendini öne çıkarmaz, hatta mümkünse gizler. Müminin hedefi Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmaktır.

Peygamberler her konuda olduğu gibi müminler için örnek model teşkil ederler. Bu mübarek insanların hepsi, dönemlerinde yaşayan tüm müminlerin ahiretinden, sağlığından, güvenliğinden, maneviyatına kadar tüm sorumluluğu üzerlerine almışlardır. Her biri hayatlarını dine ve güzel ahlaka adamış, geceli gündüzlü ömürlerinin sonuna dek Allah'ın dini ve müminlerin ahireti için çalışmışlardır. Bir ya da iki konu değil binlerce konuyla ilgilenmiş, duydukları, gördükleri her sorumluluğu üstlerine almışlardır. Bu duyarlılıklarını Allah ayetinde en güzel kelimelerle ifade etmiştir:

Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. (Tevbe Suresi, 128)

Hiç kuşkusuz peygamberler sahip oldukları yüksek ahlak ve vicdan dolayısıyla dini ve müminleri bu şekilde sahiplenmiş ve her türlü sorumluluğu kendi üzerlerinde hissetmişlerdir. Buna karşılık maddi manevi hiçbir ücret kabul etmemiş, ecirlerinin yalnızca Allah'a ait olduğunu söylemişlerdir.

İşte müminler Kuran'ı okuyorken ve peygamberlerdeki bu örnek ahlakı biliyorken bunun daha azına talip olarak, Allah için yapabilecekleri pek çok faaliyeti sadece ucundan kenarından tutarlar ve "çıkarlarımı da gözeteyim ama birşeyler de yapayım" derlerse bu çok büyük bir vicdansızlık olur. Aklı başında bir müslüman Allah'ın rızasının en çoğunu kazanmak varken daha azına talip olmayı asla kabullenmez. Her an Rabbinin karşısında hesap vereceğini düşünerek, aklını, kapasitesini, zamanını tüm imkanlarını Allah yolunda sonuna kadar kullanır.

Bunun aksi bir modelde ise kişi sürekli herşeyi başkalarından hazır bekleme halindedir. Allah Kuran'da bu niyetteki insanları bir 'yük' olarak nitelendirir:

"Allah şu örneği verdi: İki kişi; bunlardan birisi dilsiz, hiç bir şeye gücü yetmez ve her şeyiyle efendisinin üstünde (bir yük), o, onu hangi yöne gönderse bir hayır getirmez; şimdi bu, adaletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde bulunanla eşit olabilir mi?" (Nahl Suresi, 76)

Salih bir mümin ise 'yük' değildir, aksine yükleri hafifleten, ortadan kaldıran, yolları açandır.