|
İNSANİYETLİ
OLMAK
Cahiliye
insanlarının en belirgin özelliklerinden biri son derece bencil
olmalarıdır. Her birinin dünyası ben merkezlidir, bu insanlar için
herşeyden ve herkesten önce daima kendi çıkar ve rahatları gelir.
Her şart ve ortamda tercihlerini daima nefislerinden yana yaparlar.
Bunun sonucunda son derece anlayışsız ve halden anlamayan bir karakter
oluştururlar. Konuşma ve tepkilerinden, verdikleri kararlarına kadar
hep bu anlayışsızlık hakimdir. Karşı tarafın ne düşündüğünü ya da
nasıl bir durum içerisinde olduğunu hesaba katmazlar. Ve bu yüzden
de ortaya son derece insaniyetsiz bir tavır çıkar; çünkü insanı
insan yapan düşünerek hareket etmesidir. Sadece kendi ihtiyaçlarını
düşünen ve rahatına düşkün olan bir insanda ise güzel ahlaklı ve
ince bir tavrın oluşması elbette beklenemez.
Mümin ahlakı ise söz konusu modelle taban tabana zıttır. Müminler
peygamber ahlakını kendilerine hedef edinmiş insanlardır. Allah
bir ayetinde peygamberin müminlere karşı pek düşkün olduğunu, onların
sıkıntıya uğramasının gücüne gittiğini ve onları esirgeyici olduğunu
bildirmiştir. Müminler de böyle bir ahlakı örnek alarak hareket
ederler. Müminler, son derece ince düşünceli, fedakardırlar ve kardeşlerinin
nefsini kendi nefislerinden daha öncelikli görürler.
Aslında tüm insanların özlem duyduğu ve arayışı içinde olduğu bir
dostluk modelidir bu. Zira dinden uzak yaşayan insanlar birbirlerinin
halinden anlamazlar. Zaten anlama yönünde de bir istek ya da çabaları
yoktur. Tüm cahiliye toplumu için bu geçerlidir. Zengin fakirin,
sağlıklı olan hastanın, çocuklar anne babalarının, üstler astlarının,
kısaca herhangi yakın iki insan bile aslında birbirlerinin halinden
anlamazlar. Anladıklarını iddia etseler de bu, bir yere kadardır.
Ne var ki böyle hoşgörülü ve dostane bir yaklaşımı yalnız ve yalnız
Allah'ın dininde bulabileceklerini idrak edemezler.
Örneğin mümin söylediği bir sözün karşı tarafta oluşturacağı etkiyi
vicdanıyla mutlaka hesaplar. Karşısındakinin aklına takılacak, onu
kıracak ya da bir şekilde rahatsız edecek bir söze vicdanı razı
olmaz. Çok yönlü düşünür. Kendisinin haklı olduğunu düşündüğü bir
konuda bile karşı tarafa da bir haklılık payı vererek, olayı bir
de onun açısından içinde bulunduğu şartları ve ortamı da gözönüne
alarak değerlendirir. Bir başka deyişle kendisini onun yerine koyar
ve buna göre bir kez daha düşünür.
Bu çok yönlü düşünce tarzı mümin için her konuda geçerlidir. Çünkü
insan ancak pek çok farklı açıdan düşünürse olayların girift noktalarını
görebilir, tüm ayrıntıları ile değerlendirme imkanına sahip olabilir.
Böylece makul, adaletli ve akılcı kararlar verebilir, bunu tavırlarına
yansıtabilir. Bunun aksinde verilen fevri kararlar çoğu zaman isabetli
olmaz. İşte müminlerin tavır ve üsluplarında bu anlayışın getirmiş
olduğu adalet yatar. Bu ince düşünce şekli aynı zamanda beraberinde
hoşgörü, şefkat ve merhameti de getirir.
Yine cahiliyeden örnek verecek olursak, insanlar karşılarındakinin
hasta olabileceğini, uykusuz ya da yorgun olabileceğini, maddi veya
manevi bir sıkıntı içinde olabileceğini hiç hesaba katmadan kaba
konuşmalar yapabilir, bencilce isteklerde bulunabilir ,hatta zora
koşabilirler. Önce kendi rahatları, yemekleri, uykuları, menfaatleri
sonra diğerleri gelir. Böyle olunca da insan, sadece kendi ihtiyaçlarını
gidermeye şartlanmış, bunun için yaşayan, hiçbir güzel hedefi ve
eseri olmayan bir varlığa dönüşür. Din, böyle egoist, kaba ve itici
bir yapıyı ortadan kaldırır.
En ılımlı, en hoşgörülü, en candan insan modeli islam dininde vardır.
Nitekim Allah ayetinde müminlerin kendi aralarında şefkat kanatlarını
gerdiklerinden bahseder. Bu ise müminler için tevazu, düşkünlük,
fedakarlık ve ince düşünceyi ifade eder. Egoistliğe ve düşüncesizliğe
hayatlarında yer yoktur. Sarfettiği sözün nereye gittiğini bilen,
verdiği kararlarda ve tepkilerde zalimlerden olmaktan Allah'a sığınan,
sakınan bir ruh hali vardır. Müminlerin birbirlerine karşı merhametli
olduklarını bildiren ayetlerden bazıları şöyledir:
"Sakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere
gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü'minler için de (şefkat)
kanatlarını ger." (Hicr Suresi, 88)
"Muhammed,
Allah'ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı
zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler,
secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf
ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden
yüzlerindedir…" (Fetih Suresi, 29)
Kuran'a
baktığımızda görüyoruz ki peygamberler bu şekilde hayatlarını adayan
insanlardır. Kendi canlarını, mallarını ortaya koyup, ümmetin rahatı,
huzuru, dinin menfaati için ölene kadar çaba harcarlar.
Allah'ın elçilerinin müminlere ne kadar düşkün ve ince düşünceli
olduklarını bildiren ayetlerden biri şöyledir:
Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne
giden, size pek düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan
bir elçi gelmiştir.
Eğer
onlar yüz çevirirlerse, de ki: Bana Allah yeter. O'ndan başka
ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O'dur.
(Tevbe Suresi, 128-129)
|