|
HZ.
İBRAHİM'İN KONUKLARI
Peygamberler
Allah'ın bir ayetinde bildirdiği gibi üzerlerinde 'ağır yük' denilebilecek
kadar çok sorumluluk taşıyan kullardır. Yaşadıkları dönemlerde ulaşabildikleri
tüm insanlara geceli gündüzlü, gizli ve açık yollardan Allah'ın
dinini tebliğ eden bu kıymetli insanlar, diğer yandan yüksek vicdanları
dolayısıyla mümin topluluğunun can ve mal güvenliğinden, sağlıklarından,
maneviyatlarına kadar tüm sorumluluklarını üzerlerine almışlardır.
Bununla birlikte, bir yandan kavmin önde gelen inkarcılarına karşı
zorlu bir mücadele yürütmüş bir yandan da mümin topluluğu içinden
çıkabilecek münafıkların sinsi faaliyetlerine karşı tedbirler almışlardır.
Müslümanların lideri oldukları için de, tüm din düşmanlarının ana
hedefi olmuşlar, neredeyse hayatları boyunca ölüm tehdidi altında
yaşamışlardır. Yüzlerce, binlerce maddi ve manevi sorumluluğu üstlenmiş
ve ayetin ifadesiyle üzerlerindeki yükün ağırlığı bellerini bükmüştür.
Ama Allah yardımıyla üzerlerindeki bu ağır yükü indirip atmış, her
seferinde bilgice ve vücutça güçlerini artırdıkça artırmıştır.
Onca mücadelenin içinde müminleri teşvik eden ve onların moral seviyelerini
yükselten de yine bu kıymetli insanlar olmuşlardır. Allah bu dünyanın
en vicdanlı insanlarının sahip oldukları ahlakı ve müminlere olan
düşkünlüklerini ayetinde şöyle bildirmiştir:
Andolsun
size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek
düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.
(Tevbe Suresi, 128)
Kuşkusuz
peygamberlerin böylesi zor bir ortamda yaşarlarken müminlere bu
derece düşkün olmaları, kendileri hayati tehlike içinde iken onlara
karşı esirgeyici olmaları, olabilecek en ince, en sabırlı, en güzel
ahlakı sergilemeleri müminler için Allah'ın beğendiği ahlak modelinin
bir örneği olmuştur. Allah peygamberlerinin bu özelliğini bir ayetinde
şöyle bildirir:
Andolsun,
sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça
zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır. (Ahzab
Suresi, 21)
Kuşkusuz
peygamberlerin sahip oldukları ahlakın belirgin yönlerinin yanısıra
sayısız incelikleri de vardır ve Allah Kuran'da bunların bir kısmını
müminlere örnek olması için aktarmıştır. Buna karşılık müminlere
düşen ise bu inceliklerin altında yatan ahlakı kendi üzerlerine
almak ve peygamberlerin ahlakı ile ahlaklanmaktır.
Hz.
İbrahim'in Konukları
Hz. İbrahim'in üstün ahlakı Kuran'ın pek çok ayetinde bahsedilir
ve Allah, bu mübarek insanı dost edindiğini bildirmiştir. Kuşkusuz
Allah'ın dost edindiği bir peygamberin her hali müminler için son
derece kıymetli örnekleri oluşturur. Allah Kuran'da bu örneklerden
birini, Hz. İbrahim'in, kendisine Hz İshak'ı müjdelemek için gelen
melekleri ağırlarken sergilediği inceliklerde verir.
Sana
İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi? Hani, yanına
girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam"
demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk."
Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok geçmeden semiz
bir buzağı ile (geri) geldi. Derken onlara yaklaştırıp (ikram
etti); "Yemez misiniz?" dedi. (Onlar yemeyince) Bunun
üzerine içine bir tür korku düştü. "Korkma" dediler
ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler. (Zariyat Suresi,
24-28)
Görüldüğü
gibi Hz İbrahim kendisini ziyarete gelen melekleri tanımadığı için
yabancı bir topluluk olarak düşünmüş ama, buna rağmen hemen onlara
güzel bir ikramda bulunma nezaketini göstermiştir. Bu ikramda bulunurken
sergilediği inceliklerin her biri de sahip olduğu üstün ahlakın
birer göstergesi olmuştur. Ayette dikkat çekildiği gibi Hz İbrahim
melekler yanına girdikten sonra hemen ikram edeceği yiyeceği almaya
gitmiştir ve bunu da konuklarına sezdirmeden yapmıştır. Fakat burada
dikkat çekilen bir diğer nokta yine Hz. İbrahim'in çok geçmeden
geri gelmesidir. İkram olarak seçtiği yiyecek ise hem makbul tutulan,
hem de son derece sağlıklı bir ikramdır. Nitekim ayette etin semiz
olduğu da bildirilmektedir. Bundan sonra ise, Hz. İbrahim peygamber
konuklarına getirdiği yiyeceği güzel bir sunuşla sunmuştur.
Hz.
İbrahim'in konuklarını ağılarken gösterdiği ince düşünce ve bu ağırlamayı
gönlünden gelerek yapması müslümanlar için güzel bir örnektir. Nitekim
cahiliye toplumlarında, özellikle batılı ülkelerde bu ahlaka rastlanmaz.
Bizim konuk ağırlama konusunda tanınan bir millet olmamızın nedeni
ise, toplumumuzun İslam ahlakına sahip olmasıdır. Ve bu ahlak, Hz.
Adem'den bu yana süregelen, Rabbimiz'in hoşnut olduğu bir ahlaktır.
Bu
ahlaka sahip olmayan toplumlarda misafir ağırlamak bir külfet olarak
görülür. Bu yüzden de genelde insanlar misafir kabul etmek istemez,
kabul etmek zorunda kaldıklarında da bu isteksizlikleri bütün tavırlarına
yansır. İkram konusunda ise yine son derece çekimser davrandıkları
misafir tarafından da açıkça hissedilir. Her ne kadar menfaat elde
edeceklerini umdukları insanlara karşı uyguladıkları bir misafir
ağırlama adabı varsa da, bu da tamamen yapmacıklık temeli üzerine
kuruludur.
Hz.
İbrahim'in misafirlerine gösterdiği bu candan özenin temelinde ise
ince düşüncesi, tevazusu ve Allah'ın dost edineceği kadar sevdiği
ahlakı yatar.
|