HER İŞTE HIZ MAKBULDUR

Dünya bir imtihan yeridir ve insana tanınan süre sonsuz hayatla kıyaslandığında son derece kısadır. Ahireti ve Allah'ın rızasını kazanabilmek ve ecir toplamak için bu kısa süreye çok şey sığdırmak gerekmektedir. İşte bu yüzden de hız konusu müminler için son derece önemlidir.

Ahirete kesin bir bilgiyle inanan ve ölümün yakınlığının şuurunda olan bir müminin hemen her anı koştururcasına bir faaliyet içinde geçer. Bir anı dahi amaçsız ve boş değildir. Bir işi bitirip vakit kaybetmeden hemen bir diğerine yönelir. Bilir ki ne kadar hayır işlerse, Allah'ın dinine hizmet ederse yani salih amelde bulunursa, ahirette Allah'ın huzurunda o kadar yüzü ağaracaktır. Hassas teraziler kurulduğunda ecir kefesi ağır basacak ve zerre kadar işlediği hayrın karşılığını görecektir. Bu düşüncelerle hareket ettiğinden aşkla ve şevkle büyük bir hız içinde hareket eder. Nitekim Allah müminin aralıksız olarak içinde bulunduğu bu çabayı bir ayetinde şöyle teşvik eder:

Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et. (İnşirah Suresi, 7)

Fakat müminin hız anlayışı sanılandan çok farklı bir anlayıştır. Çünkü cahiliye toplumlarında insanlar ancak belirli bir süre ile sınırlandırılmış işlerde yetiştirme gayreti içine girerler ve ancak bu şekilde mecburi bir hız oluşur. Bunun dışındaki zamanlarda ise vakti rahatlıkla ve bol bol harcarlar. Çoğu, zamanın aslında kendilerine verilmiş ne büyük bir nimet olduğunun farkında bile değildir. Bu yüzden de genel tüm hareketleri son derece ağır ve ahestedir. Otururken, kalkarken, bir işten başka bir işe geçerken bu hep böyledir. Son derece normal karşıladıkları, hatta üzerine bile düşünmedikleri bu ağır hareketlerin kendilerine neler kaybettirdiğinin farkında değildirler. Ama ahirette, insanın zaman dahil kendisine verilen her nimetten sorguya çekileceği o ortamda bunu çok iyi anlayacaklardır. Ne var ki bu anlama kendilerine fayda getirmeyecek, kendilerine dayanılmaz boyutlarda bir pişmanlık hissi yaşatacaktır. Çünkü o gün insan zerre kadar bir hayra bile ne kadar muhtaç olduğunu anlayacak, bir yandan da kendisine tanınan süreyi nasıl düşüncesizce harcadığını düşünerek kendi akılsızlığının acısını hissedecektir.

Aslında insanların bu kadar ağır ve rahat davranmasının arkasında ölümü uzak görmeleri yatar. Akşama öleceğni bilen bir insanı düşünelim. Ahirete ve Allah'a kavuşmasına saatleri sayılı olan bir insanın hareketleri acaba nasıl olur? Diğer insanlar gibi ağır ve aheste hareket edebilir mi? En basit ve sıradan işleri bile geniş zamanlara yayabilir mi? Elbette hayır. Hiç kuşku yok, benzerine az rastlanır bir hızla ecir toplamaya çalışır. Allah'ın huzuruna çıkmasına saatlar kalmıştır ve bununla birlike hesap vereceği an da yaklaşmıştır. Kaybedecek bir saniyesi bile olmadığını çok iyi bilir. Ne boş bir söze, ne amaçsız bir işe, şimdiye kadar yaptığı çoğu işe artık ayıracak vakti yoktur. Böyle bir durumda kimsenin ona hızlı davranması gerektiğini hatırlatmasına da ihtiyaç yoktur. Çünkü ölümün dakikalarla kendisine yakın olduğunu bilmek bir insanın harekete geçmesi için yetmektedir.

Oysa imtihanın bir sırrı olarak böyle birşey hiçbir zaman olmaz. Kimse ne zaman öleceğini bilemez. Her insan ölüm meleklerini hiç beklemediği bir anda yanında bulur. Yani kimse öleceği günün sabahı uyandığında bunun son günü, hatta dünyadaki son saatleri, son dakikaları olduğunu, akşam yapmayı planladığı şeyler yerine bir yanında cennet bir yanında cehennem Allah'ın huzurunda hesap veriyor olacağını bilemez. Hatta bunu aklından bile geçirmez. Dolayısıyla samimi müminler dışında herkes ölüme hazırlıksız yakalanır.

Çünkü müminler zaten hayatlarının her anını bu gerçeğe göre yaşadıklarından her işlerinde büyük bir hız anlayışı hakimdir. Nitekim Allah bu hallerini bir ayetinde hayırlarda yarışmak olarak nitelendirmiştir. Kuşkusuz bu hayırlarda yarışmak toplanan ecrin çokluğunu vurguladığı gibi zamanı kullanmadaki aklı ve hızı da vurgulamaktadır. Çünkü bilindiği gibi yarışın özelliği belli bir süre ile sınırlandırılmış olmasıdır. İşte dünya hayatı da böyledir. Bir mümin diğer müminlerle hayırlarda yarıştığı gibi kendi içinde kendisiyle yarışmalıdır, zamanla yarışmalıdır.

Unutmamak gerekir ki dünyada Allah'ın azabından kimse güvende olamaz. İstisnasız her insan için cehenneme gitme tehlikesi söz konusudur. Öyleyse müminlerin kıstası da bu olmalıdır. Cehennem tehlikesinden kurtulmak için nasıl bir teyakkuz ve can havliyle hareket edilirse, küçük büyük ayırdetmeden en sıradan en doğal hareketlerine, oturmalarına kalkmalarına kadar bu hız yansımalıdır. Ki biraz daha fazla hayır işleyebilsinler ve Allah'ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanabilsinler...