|
HEVAYA
UYMAK KAYIP GETİRİR
Tarih
boyunca, Allah'ın dinini insanlar arasında yaymakla görevlendirilen
resuller, kimi zaman tek tek kimi zaman da topluluklar halinde karşılarına
çıkan tüm insanlara Allah'ın ve ahiretin varlığını anlatmışlardır.
Sonsuz güç sahibi bir Yaratıcı'ya karşı sorumlu olduklarını ve bu
sorumluluğu nasıl yerine getireceklerini de Allah'ın indirdiği kitapları
rehber edinerek teker teker açıklamışlardır. Resul'lerin anlatımlarıyla
bu hükümler, insanlar arasında kısa sürede yayılmıştır. Ancak kendilerine
ulaşan bu bilgilerle nasıl bir hayat sürmeleri gerektiğinin açıkça
farkına varan bu insanlar, anlatılanlara oldukça değişik tepkilerle
karşılık vermişlerdir. Resul'lerin bu daveti çok az kişi tarafından
kabul edilirken, sayıları oldukça kalabalık olan diğer insanların
bir kısmı bu teklifi reddetmiş, bir kısmı kabul etmediği halde kabul
ediyormuş gibi gözüküp menfaat beklemiş, diğer bir kısım da etrafına
taraftar toplayarak elçiyle din konusunda mücadeleye girişmişlerdir.
Şu açık bir gerçektir ki, bu insanların bir bölümü peygamberlerin
veya elçilerin anlattıklarını anlamayan ya da kavramayan kişiler
değildir. Din çok açık ve kolaydır. Ve herkes vicdanen bunun farkındadır.
İnsanların vicdanlarında doğruyu bilmelerine rağmen Allah'a ve elçilerine
karşı gelmelerinin nedeni Kuran ayetlerinden birinde şöyle açıklanır:
"Buna
rağmen sana icabet etmeyecek olurlarsa, artık bil ki, onlar, gerçekten
kendi (istek ve tutku)larına uymaktadırlar. Oysa Allah'tan bir
kılavuz (doğru yol gösterici) olmaksızın, kendi istek ve tutkularına
(hevasına) uyandan daha sapık kimdir?" (Kasas Suresi, 50)
Ayetten
açıkça görüyoruz ki insanların hakka karşı bu derece direnmelerinin
altında yatan sebep, hevalarına uymalarıdır. İnsanın vicdanını susturup
hevasına uyması ise onu Allah yolundan saptırır, alıkoyar.
Gerçekte iman etmeyen insanlar için nefsin bu istekleri Allah''ın
rızasını kazanmaktan daha önce gelir. Bu yüzden de tercihlerini
daima nefislerinin istekleri doğrultusunda yaparlar. Az önce de
belirttiğimiz gibi, kendilerini hakka çağıran elçilere karşı gelmelerinin
nedeni budur; çağırıldıkları şeylerin birtakım çıkarları yani hevaları
ile çelişmesidir.
Dahası, Allah Kuran'da hevasına uyanların bunu yaparken hiçbir ilme,
bilgiye dayanmadıklarını, sadece zan ve tahminlerle hareket ettiklerini
de pek çok ayette bildirmiştir:
"Hayır,
zulmedenler, hiçbir bilgiye dayanmaksızın kendi heva (istek ve
tutku)larına uymuşlardır. Allah'ın saptırdığını kim hidayete erdirebilir?
Onların hiç bir yardımcıları yoktur." (Rum Suresi, 29)
Nefsin
bu istekleri sınırsızdır ve bunların her birinin yerine getirilmesini
ister. Öyle ki bu hırs kişiyi Allah'ın emir ve yasaklarını çiğnemeye
kadar götürebilir. Nefse olan bu bağlılık, tarihin her döneminde
olduğu gibi günümüz cahiliye toplumunda da son derece yaygın bir
şekilde görülür. Toplumun geniş bir yelpazesini oluşturan kesim
Allah'tan, dinden habersiz; hırslarını, arzularını, tutkularını
tatmin etmede sınır tanımayan ve bütün ömrünü bu uğurda harcayan
fertlerden oluşmuştur. Tek amaçları makam mevki sahibi olmak, mal
ve para yığmak, nefislerinin her türlü isteğini tatmin edebilmek
olan bu insanların birtakım gerçeklere karşı algı ve şuurları gerçek
anlamıyla tamamen kapanmıştır. Allah ayetinde bu durumu şöyle bildirir:
"Şimdi
sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini
saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir
perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim
hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?"
(Casiye Suresi, 23)
Yalnızca
kendi istek ve tutkularını rehber edinerek, onların peşi sıra sürüklenen
bu insanlar, tüm düşüncelerini hevalarının tatminine yöneltir, başka
hiçbir şey düşünemeyecek, kavrayamayacak hale gelirler. Yegane amaçları
dünyadaki tüm zevk ve nimetleri sonuna kadar kullanmaktır. Fakat
bunların herbirini yaratan Allah'a şükretmeyi, O'na kulluk etmeyi
akıllarına dahi getirmek istemezler. Tam manasıyla bir şuursuzluk
içindedirler. Oysa Kuran'da, Allah'ın birliği, O'ndan başka ilah
olmadığı, buna rağmen hevalarını ilah edinenler ve onların içine
düştükleri durumla ilgili pekçok ayet vardır. Ancak Kuran'la ilgisi
olmayan ya da Kuran'ı gereği gibi okuyup düşünmemiş bir insan elbette
bu temel gerçeklerden habersiz kalmıştır.
Allah'ın
kitabını gereği gibi okuyan ve vicdanlı düşünen kimse Allah'ın razı
olacağı imanın ve davranışların nasıl olması gerektiğini kolayca
anlar. Samimiyetsiz insan ise birtakım çıkarlar ve küçük hesaplar
uğruna bildiği doğruları görmezlikten gelir. Hevasının yani nefsinin
istek ve heveslerinin, hırs ve ihtiraslarının peşinden gider. Allah'ın
helal-haram sınırlarını gözardı eder. Kısacası tamamiyle dünyaya
yönelerek, ahiretini çok ucuz bir karşılığa satar. Allah böyle bir
insanın durumunu ayette şöyle açıklar:
"Onlara
kendisine ayetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini anlat. O, bundan
sıyrılıp-uzaklaşmış, şeytan onu peşine takmıştı. O da sonunda
azgınlardan olmuştu.
Eğer biz dileseydik, onu bununla yükseltirdik. Ama o yere meyletti
(veya yere saplandı), hevasına uydu. Onun durumu, üstüne varsan
dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan dilini sarkıtıp
soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun
durumu böyledir. Artık gerçek haberi onlara aktar. Ki düşünsünler.
" (Araf Suresi, 175-176)
|