|
MÜMİNİN
GÜZEL AHLAKI
Mümin
her an Cenab-ı Allah'ı en çok razı edeceği tavrı uygular:
Cenab-ı Allah'ın katından indirdiği Kuran-ı Kerim, kendisine tabi
olanları en doğru yola iletir. Bu yol, Allah (c.c.)'ın kendisinden
razı olduğu ve onlara büyük nimetler vaadettiği müminlerin yoludur.
Bu sebeple Rahman olan Allah'tan gereği gibi korku duyan salih müminler
cahiliye toplumunun insanlarından tamamiyle farklıdırlar. Kalplerinde
taşıdıkları imanları, Allah korkuları ve ibadetleri yerine getirmedeki
hassasiyetleri ile yaratılmışların en hayırlılarıdırlar. Elbette
iman edenleri inkar edenlerden ayıran ve en açık görülen farklardan
biri onların ahlak olarak son derece üstün olmalarıdır. Çünkü inananların
ahlakı, peygamberlerin ahlakına benzemeye özenen, bu uğurda birbirleri
ile yarışan ve daima daha da güzeli arıyan bir ahlaktır. Nitekim
müslümanların kitabı Kur'an-ı Kerim'de Allah-u Teala kullarının
ahlakları hususunda detaylar vermekte ve her tavırda en güzelini
tavsiye etmektedir. İşte bu ayet-i kerimelerden biri Fussilet Suresi'nin
34 ve 35. ayetlerinde zikredilmektedir;
"İyilikle
kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır;
o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan
kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.Buna da, sabredenlerden
başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan
başkası da kavuşturulamaz. (Fussilet Suresi, 34-35)
Bu
ayet-i kerimeyi Allah'ın emri gereği uygulayan müminler, hayatlarının
her anında ve başlarına gelen her olayda, karşılarındaki kişiye
güzel ahlak göstermeleri gerektiğini bilirler. İçinde bulundukları
duruma veya karşılarındaki kişiye göre tavırları değişmez, ayette
görüldüğü gibi mümin arasında düşmanlık olan bir kişiye dahi Kuran'a
uygun bir tavır göstermekle yükümlüdür. Ayrıca Cenab-ı Allah salih
bir amelin sürekliliğinin makbul olduğunu ve O'nun rızasını kazanabilmek
için istenilen tavrın her zaman yapılması gerektiğini bildirir.
Şüphesiz bu da inananlar ile müşrikler arasında büyük bir farkın
ortaya çıktığı önemli bir noktadır. Mümin daima Allah'ın razı olacağı
uygun tavrı seçip, en güzel sözü söyleyip, bundan hiç bir zaman
taviz vermezken, cahiliye insanları çoğu zaman kendi nefislerine
uymakta bir sakınca görmezler.
Kuşkusuz salih bir müminin daima güzel tavır göstermesinin ve güzel
söz söylemesinin nedenleri vardır. Bu nedenler bize Kur'an'ın bir
çok ayet-i kerimesi ile açıklanmaktadır.
Mümin Allah'ın kendisini sürekli denediğinin bilincindedir:
Mümin dünyaya küfrün baktığı bakış açısından tamamen farklı bir
açıdan bakan, karşılaştığı her olayı iman gözü ile değerlendiren
bir insandır. Bu nedenle başına gelen herhangi bir şey karşısındaki
yorumu ve tavrı cahiliyeden çok farklı olur. İslamı yaşayan ve Allah'a
kalbini bağlayan bir kul,herşeyden önce Rabbi tarafından denenmekte
olduğunu bilmektedir. Çünkü Cenab-ı Allah Kur'an'ın bir çok ayeti
ile kullarını dünya hayatında deneyeceğini ve bu imtihanlar sırasındaki
tepkilerine göre ahirette karşılığını vereceğini bildirmektedir.
Bu nedenle iman edenler Rablerinin denemelerine karşı sürekli bir
teyakkuz halindedirler. Ve her an her yerde en güzel sözü söyleyip
en güzel tavrı gösterirler. Elbette, böyle güzel bir ahlakın ve
sabrın karşılığı Allah'ın (c.c.) katında büyük bir ecir olacaktır.
Allah (c.c.) her an, her yerde şahit olandır:
Bir müminin sürekli olarak güzel ahlak göstermesinin sebeplerinden
biri, Cenab-ı Allah'ın her an, her yerde, herşeye şahit olduğunu
bilmesidir. Rahman olan Allah herşeyin tek sahibidir. Hem Zahir'dir,
hem Batın'dır. Ayet-i kerimede bildirildiği gibi gözler onu idrak
edemez, fakat o bütün gözleri idrak edebilmektedir. Allah-u Teala
herşeyi gören, herşeyi duyan, gizlinin gizlisini bilendir. Kur'an-ı
Kerim'in şu ayet-i kerimesinde Cenab-ı Allah'ın şahitliği bütün
inananlara beyan edilir:
"Allah'ın
göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu
görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip)
Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin
altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede
olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını
kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Süphesiz Allah, her
seyi bilendir." (Mücadele Suresi, 7)
Allah'ın
kendisini bulunduğu her yerde gördüğünü, yaptığı her harekete şahit
olduğunu ve mutlaka bunların hesabını soracağını bilmek, müminin
her an olabilecek en güzel tavrı aramasına sebep olur. Sahip olduğu
bilgi ve şuur nedeniyle mümin, kendisine ne söylenirse söylensin,
hangi olayla karşılaşırsa karşılaşsın islam ahlakından taviz vermez.
Çünkü böyle bir ahlak gösterdiği anda, bu hareket ebediyen onu sorumlu
tutacak şekilde amel defterine işlenmektedir. Meleklerin şahitliği
ve yazıcılığı ile de sabit kılınmaktadır. İşte bu nedenle mümin
özellikle nefsinin hoşuna gitmeyen bir olay gerçekleştiğinde olağanüstü
titiz davranır. Hemen kovulmuş şeytandan Allah'a sığınarak Rahman'ın
beğendiği tavrı uygular.
Hiç şüphesiz Allah (c.c.) herşeyin hesabını ince ince yapmaktadır:
İnsanı ve tüm kainatı yaratan Allah'ın (c.c) sıfatlarından biri,
asla unutmayan ve yanılmayan olmasıdır. Bu Kur'an ile tüm müslümanlara
duyurulmaktadır:
"Allah,
hepsini dirilteceği gün, onlara neler yaptıklarını haber verecektir.
Allah, onları (yaptıklarıyla bir bir) saymıştır; onlar ise onu
unutmuşlardır. Allah, her şeye şahid olandır." (Mücadele
Suresi, 6)
İnkar
edenler ise ahirette yaptıklarının tek tek karşılarına çıkacağını
hesap etmezler. Ahireti unutarak, büyük bir yanılgı içinde dünya
hayatında nefislerinin istediği şekilde davranırlar. Ne var ki,
nefis Allah (c.c)'a düşmandır ve hiçbir zaman O'nun rızasını kazanacak
bir tavır yapmak istemez. Daima şeytanın telkini ile hareket eder.
Oysa mümin ahireti hiç bir zaman unutmadan, vicdanına uygun olarak
hareket ettiği için her an en güzel davranmayı seçer. Kuşkusuz müslümanın
güzel ahlakı ve tevazusu Allah'a karşıdır. O Cenab-ı Allah'tan korktuğu
için ve O'na gönülden bağlı olduğu için Rabbi'nin razı olmayacağı
bir tavra asla yönelmez.
|