|
BUGÜNE
GELECEKTEN BAKABİLMEK
Müminler
hayatlarının her anında Kuranı rehber edinirler ve başlarına gelen
her olayı Kuran süzgecinden geçirirler. Aynı zamanda yaşantılarını
Kuran'la kıyaslayan müminler, karşılaştıkları olayların Kuranda
bahsi geçen müminlerle büyük bir benzerlik içinde olduğunu görürler.
Bu benzerliklerden bir tanesi, müminlerin içinde bulundukları toplumu,
Allah'ın dinine davet ettiklerinde karşılaştıkları olumsuz tepkiler
olmuştur. Salih müslümanlar Allah'a şirk koşmadan iman edilmesini
tavsiye ettiklerinde, kimi zaman incitici sözlere ve iftiralara,
kimi zaman da baskı ve şiddete maruz kalmışlardır. Allah'ın bir
adetullahı olarak gerek tepkilerin dile getiriliş şekli, gerekse
müminleri inandıkları yoldan geri çevirmek için uygulanan yöntemler
her devirde aynı olmuştur. Bu bakımdan zorluk, sıkıntı gibi görünen
tüm olaylarda, müminler Allah'ın ayetlerinin tecellisini görerek;
karşılaştıkları bu tavırlara Kuran'da Allah'ın hoşnut olacağını
bildirdiği şekilde -sabrederek ve tevekkül ederek- karşılık vermişlerdir.
Bir ayette bu zorluklarkarşısında
müminlerin verdikleri cevap şöyle ifade edilmektedir:
De
ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle
hiç bir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca
Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)
Müminler
karşılaşacakları zorluklar gibi, ileride kendilerini ve iman etmeyenleri
nelerin beklediğini de Kuran'dan öğrenirler. Allah karşılığında
müminlere cenneti vermek üzere canlarını ve mallarını satın aldığını
bildirmiş; dünyada da onlara galibiyet ve güzel bir hayat vaat etmiştir.
İman etmeyenler içinse ahirette zorlu bir azap, dünyada da sıkıntılı
bir geçimle, horluk ve aşağılanma olacağını haber vermiştir. Tüm
bunlar Allah'ın ayetleridir ve Allah vaadinden dönmeyendir. Her
ne kadar zorluk anlarında durum müminler aleyhine bile gözükse doğrunun
yanlıştan, haklının haksızdan ayrıldığı dönem mutlaka gelecektir.
Bu bakımdan kesin bir bilgiyle iman eden müminler Allah'ın rahmetinden
ve yardımından hiçbir zaman umut kesmezler. Çünkü müminler içinde
yaşadıkları anı ileriden değerlendirme ufkuna sahiplerdir. Allah'ın
kafirlere müminler aleyhine yol vermeyeceğini, Allah'ın sabredenlerle
beraber olduğunu ve müminleri güvenliğe kavuşturacağını ve müminlere
vadedilenin mutlaka geleceğini, kesinlikle aciz bırakılmayacaklarını
bildiklerinden, karşılaştıkları zorluklar ne kadar çetin olursa
olsun imanları sapasağlam kalır. Maide Suresinin 56. ayetinde ise
şöyle bildirilmektedir:
Kim
Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç
şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.
Yaşadıklarını
sadece o an olarak değerlendiren, kalbinde hastalık bulunan kimselerin
de umutsuzluğa kapılarak küfre meyletmeleri muhtemeldir. Rahat bir
ortamda, bolluk içinde ortaya çıkmayan sadakat, bağlılık, azim ve
sebat sahibi olma gibi özellikler, zorluk gibi görünen olaylarla
birlikte ön plana çıkar ve kalbinde hastalık bulununlarla, münafıkların
kendilerini belli etmelerine vesile olur. İşte tüm bu zorlukların
bir hikmeti de Allah'ın zor anların müslümanlarıyla kolay anların
müslümanlarını ayırt etmesidir. Nitekim aşağıdaki ayette de cennete
girebilmek için iman edenlerin imanlarının deneneceğine şöyle dikkat
çekilmektedir:
Yoksa
siz, Allah, içinizden cehd edenleri belirtip-ayırdetmeden ve sabredenleri
de belirtip-ayırdetmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? (Al-i
İmran Suresi, 142)
Bir
diğer ayette ise Allah'ın bu Kendisi'ne ibadet etmekte sabır gösterenleri,
inkar edenlerden ayırt edeceği şu şekilde ifade edilmektedir:
"Andolsun,
Biz sizden mücahid olanlarla (çaba harcayanlarla) sabredenleri
bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, deneyeceğiz ve
haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız)." (Muhammed Suresi,
31)
Olayları
gelecekten bakarak değerlendiremeyen ve zahiri ölçüler içerisinde
kendi mantıklarıyla yorumlayan kimseler büyük bir yanılgı içerisine
düşerler. Müminleri de bu çarpık zihniyetleri içerisinde yargılayarak,
onların da kendileri gibi zahiren oluşan olumsuz şartlarda endişeye
kapılmalarını, üzülmelerini yahut korkmalarını beklerler. Halbuki
müminler Allah'ın yarattığı her olayı hayır gözüyle değerlendirirler
ve Allah'a teslimiyetin güven ve huzurunu yaşarlar. "…
Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur
ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz
bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) ayeti gereği hayır
ve şerri Kuran ahlakına göre değerlendirerek olayların ardından
vesile olacağı hayırları görebilirler. Göremedikleri hikmetleri
için de her durumda olduğu gibi Allah'a tevekkül ederler ve Allah'ın
kendileri için en hayırlı şekilde belirlediği kaderlerini yaşadıklarını
bilirler.
Yukarıdaki ayette de bildirildiği gibi kimse kendisi için neyin
şer neyin hayır oluğuna karar verebilecek ilme sahip değildir. Bu
bakımdan yaşananları sadece o andaki sonuçlarıyla değil; ileride
vesile olacağı güzelliklerin bilinciyle değerlendirmek gerekir.
Bu dünyadaki imtihanın bir sırrıdır. Allah hayırla da şerle de deneyerek
imtihan etmektedir ve "Allah, iman edenleri, dünya hayatında
ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar" (İbrahim Suresi,
27). Ayrıca Bakara Suresinin 257. ayetinde şöyle bildirlmistir:
Allah,
iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan
nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları nurdan
karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda
süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 257)
|