KURAN'DA FİRAVUN KARAKTERİ

Kur'an, kıyamete kadar yaşayacak olan tüm insanların doğru yolu bulabileceği tek kaynaktır. Allah (c.c.) Kur'an'da, insanlar hangi devirde yaşarlarsa yaşasınlar onlara en doğru insan karakterini, en doğru adalet şeklini, en doğru sosyal sistemi ve en doğru yaşam şeklini tarif eder. Ayrıca Kur'an'da doğru olan karakterler ve düzenler tarif edilirken, kötü olan da beraberinde izah edilip, insanların kıyas yaparak aradaki farkı iyice anlamaları sağlanır. Adaletsiz bir sistemle adil olanı, bozuk karakterli anormal insanlarla, akıllı ve yüksek ahlaklı insanları yanyana anlatarak insanlara doğru ve yanlış arasındaki fark çok açık örnekler ve izahlarla gösterilir. Ve Kur'an'daki insan ve sistem örnekleri geçmişten bu güne kadar yaşamış olan bütün medeniyetler, bütün yöneticiler, bütün halk tipleri için geçerlidir. Aynı zamanda günümüz ve bizden sonra yaşayacak olan nesilller için de bu tahlillerin tümü geçerlidir.

Allah'ın Kur'an'da önemle üstünde durduğu ve konuşmalarından ve yaşamından özellikle bir çok ayrıntı vererek açıklama yaptığı insan modellerinden bir tanesi de Hz. Musa'nın yaşadığı devirde Mısır'ın yönetimini elinde bulunduran Firavun'dur. Bu kişi üzerinde Allah insanlara, tarihte örneği fazlasıyla görülen zalim, acımasız yönetici karakterini tarif etmektedir. Firavun karakteri ile ilgili olarak ayetlerde bildirilen bazı özellikleri şöyledir:

Zalim ve zorba olması ve ülkesinde yaşayan farklı ırklar üzerinde soykırım gerçekleştirmesi…
Ayetlerde Firavun'un ana özelliği olarak zalimliği ve yönetimi zorbalıkla elinde tutması anlatılmaktadır. Firavun'un korku yoluyla ülkede baskıcı bir rejim kurabilmesi, bol bol katliam yapmasıyla gerçekleşmiştir. Firavun ülkede kendi emriyle halktan ezik ve fakir olanlar ve kendi soyundan olmayanlar arasında bir soykırım gerçekleştirmiştir. Bu tavrı Kuran ayetinde şöyle bildirilir:

"Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı." (Kassas Suresi, 4)

Bu ayetle verilen bilgiler bugün Kosova'da zulüm gören müslüman halkın yaşadıkları ile tam bir benzerlik göstermektedir. Firavun'da Mısır halkını bazı gruplara ayırmıştı ve bu gruplardan bir kısmına zulüm ediyordu. Erkeklerin öldürülüp kadınların bırakılması da yine bugün uygulanan zulmün tıpatıp aynısıdır.
Zalimlik 4000 sene önce de vardı ve bugün de aynı şekliyle var. Bu gerçek bize aynı zamanda Kuran'ın tüm çağlara ve tüm toplumlara seslenen tek yol gösterici olduğunun da delillerinden yalnızca biridir.

Tüm ülkede huzursuzluk ve gerilim yaratan dengesiz bir kişiliğe sahip olması...

Allah Firavun'un bozgunculardan olduğunu bildirmektedir. Firavun'un gerilime düşüren, kavgacı, huzursuzluk veren bir kişiliği vardır. Yönetimde de bu kişiliğin gereği olarak halkı sürekli olarak huzursuz ve gerilimli yaşatmaktadır. Bir ülkenin lideri olarak o ülkeye huzuru, barışı, hoşgörüyü, sevgi ve saygıyı yaşatacağına, tam tersi değerleri, huzursuzluğu, düşmanlığı, anlayışsızlığı ve saygısızlığı temsil etmektedir.

Firavun'u zalimlikte kışkırtan ve destekleyen bir grup da var…

Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi Firavun'un yakını olan bir grup insan da Firavun'u azgınlıkta bulunması için kışkırtmaktadır. Bu kişiler hem Firavun'a yaranmaya çalışmakta hem de menfaatlerini kaybetme korkusuyla Hz. Musa'yı bir an önce etkisiz hale getirmesi için Firavun'a telkin yapmaktadırlar. Bu kişilerden Kuran'da "kavmin önde gelenleri" olarak sözedilmektedir. Önde gelenler olarak tanımlanan grup şüphesiz ülkenin zenginleri ve politikacılarıdır. Araf Suresi'nde bu durum şöyle bilidirilir:

"Firavun kavminin önde gelenleri, dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır'da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terketmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun) Dedi ki: "Erkek çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz." (Araf Suresi, 127)

Kibirli olması ve Allah'a karşı büyüklenmesi…

Firavun'un en belirgin özelliklerinden biri kibiridir. Sahip olduğu mülk ve idare gücü onun azgınlığının ve kibirinin artmasına neden olmuştur. Bu nedenle de insani tüm vasıflarını kaybetmiştir. Merhamet, acıma, sevgi, saygı veya vefa gibi insani hiçbir duygu taşımamaktadır. Üstünlüğü sadece mal ve güç zenginliğinde aramakta, malı ve gücü olmayanları aşağılamaktadır. Onun bu karakteri Kuran'da onun sözleriyle şöyle aktarılmaktadır:

"Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı; dedi ki: "Ey kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecek misiniz? Yoksa ben, şundan daha hayırlı değil miyim ki o, aşağı (sınıftan) bir zavallı ve neredeyse (sözü) açıklamadan yoksun olan (biri)dir." (Zuhruf Suresi, 51-52)

Kuran'da, Hz. Musa'nın döneminde yaşayan Firavun'dan örnekler verilerek bildirilen bu karakter tarih boyunca binlerce kişi de karşımıza çıkmaktadır. Birkaç sene önce Bosna Hersek'te ve bugün Kosova'da yapılan zulüm de işte bu karaktere sahip kişilerin zalimliğinin sonucunda meydana gelmektedir. Ancak unutumaması gereken bir gerçek daha vardır; o da Firavun'un uğradığı sondur. Firavun'un ne sahip olduğu zenginlik ne de güç ona bir yarar sağlamamış ve sulara gömülerek yok olmuştur. Elbette bu insanların dünyada da ve ahirette de görecekleri karşılık çok büyük olacaktır. Allah Firavun'un uğradığı sonu ve Hz. Musa'nın kavminin nasıl kurtulduğunu ayetlerde şöyle bildirmektedir:

"Ne zaman ki, onların erişebilecekleri bir süreye kadar, o iğrenç azabı çekip-giderdik, onlar yine andlarını bozdular. Biz de onlardan intikam aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmişler (gibi) olmaları nedeniyle onları suda boğduk. Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını) da yerle bir ettik." (Araf Suresi, 135-137)