|
HİÇ
BİR ŞEY BOŞUNA DEĞİLDİR
Dinden
uzak yaşayan insanlar, başlarına gelen olaylara çoğunlukla isyan
ruhu ile yaklaştıklarından, sürekli bir gerilim ve stres içindedirler.
Dünya hayatının gerçeğini kavrayan, karşılaştıkları her olayın Allah'ın
izni ve dilemesi ile gerçekleştiğini bilen müminlerin ise, benliklerine
huzur ve güven duygusu hakimdir. Herşeye hayır gözüyle bakmak onları
her türlü hüzün ve elemden uzaklaştırır. Allah müminlerin bu bakış
açılarını bir ayette şöyle bildirir:
"(Allah'tan)
Sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "Hayır"
dediler…" (Nahl Suresi, 30)
Bir
insanın yaşadığı hiçbir olay, karşılaştığı hiçbir durum boşuna ve
amaçsız değildir. Bu, doğduğu andan ölene kadar böyledir. Belki
hiç hesaba katılmayan, üzerine düşünülmeyen ayrıntılarda çok büyük
hayırlar gizlidir. Her olay insan için sonsuz akıl sahibi olan Allah
tarafından planlanmıştır. Bir mümin içinse, gördüğü, duyduğu, hissettiği
herşey kendisi için hayırdır ve kesinlikle hayatında boşuna ya da
hikmetsiz geçen tek bir an yoktur. Elbette bunların arasında görünürde
büyük zorluk ve sıkıntı gibi görünen olaylar da yaşamıştır, ama
bunlar da sabredenlerin ahiretteki sevabının artması için sonsuz
merhametli ve şefkatli Allah tarafından yaratılmıştır. Her biri
güzel ahlaka, derinliğe ulaşmasına, Allah'a sarılmasına vesile olmuştur.
Bu, yapmış olduğu hatalar için de geçerlidir. Belki o hatadan sonra
duyduğu pişmanlık onun Allah'a karşı aczini anlamasına, boynunun
bükülmesine, kibirinin kırılmasına vesile olmuştur. Ya da samimi
tövbesi, olumsuz bir özelliğini terketmesine ve unutamayacağı bir
tecrübe kazanmasına vesile olmuştur. Yaşadığı zorluklar ise Allah'ın
her türlü nimetinin kadrini bilmesine, ince düşünceli olmasına ve
Allah'a çokça yönelip yardım dilerken O'na yakınlaşmasına vesile
olmuştur. Gönülden Allah'a dönüp yönelen her insan için hayatının
her anı bunlar gibi sayısız hikmet ve güzelliklerle doludur. Yaşadığı
her olay, bir güzelliğe ya da nimete ulaşan zincirin halkaları gibidir.
Nitekim Allah bir ayetinde; "...Allah bilir de siz bilmezsiniz."
(Bakara Suresi, 216) diyerek insanı Kendisine teslimiyete
çağırır.
Allah (c.c.) Kuran'da bu tevekkülün örneğini tüm peygamberlerin
ve salih müminlerin yaşantılarında da vermiştir. Peygamberler zorluk
içinde geçen zamanlarda son derece sabırlı davranmışlar, hiçbir
zaman Allah'ın rahmetinden umut kesmemiş, son derece teslimiyetli
bir tavır sergilemişlerdir.
Örneğin Hz. Yusuf'un kaderinde bir ülkenin hazinelerinin başına
geçmek vardır. Ancak, daha çocuk yaştan itibaren uzun yıllar boyu
öyle zorluklar yaşamıştır ki, anlatılan kıssanın sonunu bilmeyen
bir insan bu olayları dinlerken böyle bir sona ulaşacağını belki
tahmin bile edemez. Çünkü zahiren bakıldığında içinde bulunduğu
şartlar bunun imkansız gibi olduğunu düşündürtmektedir. Oysa yaşadığı
her aşama kendisini hayırlı sona yaklaştıran bir adımdır. Çocuk
yaşta kendisine haset eden kardeşleri tarafından kuyuya atılması,
oradan kendisini bir kafilenin alması ve para karşılığında onu bir
Mısırlı'ya satmaları ve ileriki yıllarda yanında kaldığı kadın tarafından
iftiraya uğrayarak zindana atılması... Kuran'da Hz. Yusuf'un yıllarca
zindanda kaldığı ve hükümdarın gördüğü bir rüyayı, Allah'ın kendisine
vermiş olduğu bir ilimle yorumlamasının zindandan çıkarılmasına
vesile olduğu bildirilmektedir. Güvenilirliği ve dürüstlüğü açıkça
görülen Hz. Yusuf'a hükümdar tarafından ülkenin hazinelerinin yöneticiliği
görevi verilmiştir. Elbette bu anlatılanlar Hz Yusuf'un yaşamının
ana hatlarıdır. Bu değerli peygamber her koşulda son derece sabırlı
davranmış ve her fırsatta insanlara Allah'ı ve güzel ahlakı anlatmaya
devam etmiştir. Bu kıssaya baktığımızda açıkça görürüz ki gelişen
her olay Hz Yusuf'u kendisine verilecek nimete daha da yaklaştırmaktadır.
Cenab-ı Allah, Hz. Musa'yı da aynı zorlu denemelerden geçirmiş,
onun güzel ahlakını ve Kendisine bağlılığını denemiştir. Ancak Hz.
Musa'nın her yaşadığı an Allah'ın kendisi için önceden hayırla belirlediği
bir kaderdir. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirmektedir:
"Hani
kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini
size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene
geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın.
Sen bir insan öldürmüştün de, biz seni tasadan kurtarmış ve seni
'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında
da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin
ey Musa." (Taha Suresi, 40)
İşte
aynı adetullah Cenab-ı Allah'ın tüm mümin kulları için geçerlidir.
Nitekim Allah peygamberimize hitap ettiği bir ayetinde bu konuya
şöyle dikkat çekmiştir:
"Rabbin
seni terketmedi ve darılmadı. Şüphesiz senin için son olan, ilk
olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır. Elbette Rabbin sana
verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın." (Duha Suresi, 3-5)
Öyleyse
salih bir mümin her anını bu bilinçle yaşamalı, her an Allah'ın
kendisi için en hayırlısını hazırladığına güvenmelidir. Allah bütün
dualara icabet edendir. İnsan Allah'tan hep hayır ve güzellik istemeli,
gücünün yettiği kadar çaba sarfetmeli, ama sabırlı da olmalıdır.
Yaşadığı hiçbir olaydan yes'e düşmemeli, tam aksine her olayı bir
hayra ulaşmanın yolu olarak kabul etmelidir. Allah bir ayetinde
şöyle der:
"Artık,
Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, Bizim gözlerimizin
önündesin... " (Tur Suresi, 48)
|