AHİRETİ İÇİN ÇALIŞAN İNSANIN KAZANDIKLARI

Dünyanın geçici olduğunu unutan kendisinin ölümle birlikte yok olacağına inanan bir kişi hayatını boş amaçlar ve uğraşlar içinde oyalanarak geçirir. İçinde ölümden sonraki hayata yönelik bir endişe taşımaz. Onun için her gün bir öncekinin benzeridir. Tek düşündüğü ölüm anına kadar ayakta kalmak hayatını rahat ve zengin bir şekilde geçirmek için yol aramaktan başka bir şey değildir. Ahiretin varlığına yönelik bir endişe duymadan vaktinin değerini bilmeden elindekilerin kendisi için verilmiş nimetler olduğunu değerlendirmeden kayıp içinde bir hayat sürer. Sahip olduklarının nereden geldiğini kim tarafından kendisine verildiğini nasıl ortaya çıktıklarını düşünmekten sürekli olarak kaçar. Allah'ın varlığını hatırlatacak hiçbir konuyu düşünmez. Oysa böyle bir hayat insanın daha fazla korkmasına neden olacak birçok durumu da beraberinde getirir. Çünkü herşeyin altmış yetmiş yılla sınırlı olduğunu bunun sonrasında kendisi için bir yokluk hiçlik olduğunu düşünen bir kişi için yaptığı hiçbir şeyin bir kıymeti yoktur. Yok olacak bir beden için eliyle oluşturduğu hiçbir şey bir mana ifade etmemektedir. Hayatın bir anlamı yoktur güzelliklerin iyiliklerin güzel ahlakın takvanın haysiyet ve onurun da.

Oysa Allah dünya üzerindeki herşeyi bir hikmet ile yaratmıştır. Bunlarin her biri insana ahiret hayatında çok önemli güzellikler kazandıracak nimetlerdir. Kuran'da Allah insanların çoğunluğunun bu gerçeği bilmediklerinden bahseder:

"Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye yaratmadık.Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler." (Duhan Suresi 38-39)


Bu nimetlerin değerini anlamış varlık nedenlerini kavramış bir insan için durum daha farklıdır. Bu kişi hayatı boyunca ciddi bir çaba içinde olur. Kendisine tanınan her gün ve o günler içindeki her an onun için ayrı bir kıymete sahip olur.

Üstad Lemalar adlı eserinde dünyanın ve insanın yaratılış amacını kavramamış bu nedenle kendisine tanınan her anı şükrederek geçiren bir insanla bunun farkına varmadığı için büyük bir oyalanma içinde olan iki insanı karşılaştırmıştır. İki kişi arasındaki en büyük farkın birinin bitmek bilmez çalışkanlığının ve şükrünün yanında diğerinin üzerine çöken bir rehavet ve tembellikle vakit geçirmesi olduğuna dikkatleri çekmiştir:

"Evet gayet zengin ve işsiz istirahat döşeğinde herşeyi mükemmel bir efendiden sor " Ne haldesin." Elbette aman vakit geçmiyor gel bir şeş beş oynayalım. Veyahut vakti geçirmek için bir eğlence bulalım" gibi elem dolu sözleri ondan işiteceksin. Veyahut bitmeyen arzularından gelen "bu şeyim eksik; keşke şu işi yapsaydım" gibi şikayetleri işiteceksin.

Sen bir müsibetzede veya işçi ve meşakatli bir halde olan bir fakirden sor "ne haldesin?" aklı başında ise diyecek ki: "şükürler olsun Rabbime iyiyim çalışıyorum. Keşke çabuk güneş gitmeseydi bu işi de bitirseydim. Vakit çabuk geçiyor ömür durmuyor gidiyor. Vakıa zahmet çekiyorum; fakat bu da geçer. Herşey böyle çabuk geçiyor" diye manen ömür ne kadar kıymettar olduğunu geçmesindeki teessüfle bildiriyor. Demek meşakkat ve çalışma ömrün lezzetini ve hayatın kıymetini anlıyor. İstirahat ve sıhhat ise ömrü acılaştırıyor ki geçmesini arzu ediyor."

Gerçekten de üstadın ifade ettiği gibi çalışkanlık ömrün kıymetini insana tanınan her anın ne kadar kıymetli olduğunu anlayan bir kişinin doğal tepkisidir. Oysa geleceğin kendisi için olmadığını ölümden sonra ruhunun ve bedeninin bir hiç olacağını yok olup gideceğini düşünen bir insan çalışmayı emek harcamayı sevmeyi merhamet etmeyi güzellik sunmayı manasız bulur. Bu kişi tüm insani özelliklerini yitirir. Yok olacak bir ruh için güzelliğin iyiliğin bir önemi olmadığına inanır. Üstad insanların başına gelen müsibetlerin belaların hep bu yokluk düşüncesinden kaynaklandığını ifade etmiştir. Günaha girmenin kökeninde de bu hiçlik inancının yoğun bir etkisinin olduğunu ancak bu düşüncenin kişiye bir huzur rahatlık ve keyif de vermediğini aksine derin bir karanlığın sıkıntı ve karamsarlığın içine soktuğundan bahsetmiştir. Ayrıca ahiretin varlığına iman eden ruhunun sonsuza kadar var olacağını bilen bir insan için hareket ve güzel işler yapma çabasının bu inancının bir göstergesi olduğuna değinmiştir:

"Ey hasta kardeş! Bil ki başka risalelerde açıklamalarıyla kesin bir surette ispat edildiği gibi musibetlerin şerlerin hatta günahların aslı ve mayası yokluktur. Yokluk ise şerdir karanlıktır. Yeknesak istirahat sükut sükunet duraklama gibi haller insanın hiçliği yakınlığı içindir ki insandaki karanlığı hissettirmeden sıkıntı veriyor. Hareket ve değişiklik ise varlıktır varlığı hatırlatır. Varlık ise halis hayırdır nurdur."


Ancak insan için henüz yaşarken bu hastalığını tedavi edecek çok fazla yol ve yöntem vardır. Herşeyden önce insanın kendisini yaratan hayat veren düşünmesini görmesini duymasını sağlayan bir şuur göstermesine izin veren bir Güc'ün kontrolünde olduğunu fark etmesi gerekir. Bu açık gerçeği kavrayan bir insan kendisini yokluk hissine ve inançsızlığa iten gerçek sebepleri daha iyi tespit ve tedavi edebilir. İnsanın içinde yaşadığı hayatın Allah tarafından kendisi için hazırlandığını ölümle birlikte toprağa karışacak olan bedeninin ahirette yeni bir beden olarak kemiklerine kadar bir araya getirileceğini bilmesi gerekir. Bu inanç ona avarelik ve tembellik yerine çalışkanlık getirecektir. Her anın kıymetini bilmesini sağlayacaktır.