|
ALLAH
ADALETLİ DAVRANMAYI EMREDER
-2-
Allah
müminlerin nasıl bir adalet anlayışı içinde olmaları gerektiğini
Kur'an'da bir çok örnekle açıklamıştır. Bunlardan bir tanesi de
bir karar anında kişinin kendi menfaatlerini tümüyle bir kenara
bırakmasıdır. Günümüzde insanlar arasında adalet gözetilmesini engelleyen
en önemli unsurlardan biri şahsi çıkarların zarar göreceği yönündeki
endişedir.
Ticaretini, ailesini, yakınlarını ya da diğer çıkarlarını korumak
isteyen bir çok insan çevresine karşı adil bir tutum izlemez. Kendi
durumunu düzeltmek için başkalarının çıkarlarının zarar görmesiden,
kendi ailesini korumak için başkalarının ailelerini tehlike altına
atmaktan, kendi rahatı için başkalarının rahatını kaçırmaktan çekinmez.
Bir çok insan menfaatlerine aykırı olduğu için doğru şahitlik yapmaz,
suçsuz olduğunu bildiği insanların hakkını savunmaz, yalancıların
tarafını tutarak çıkarlarına uygun insanlara yandaşlık yapar. Halbuki
Allah Kuran'da insanlara adalet yaparken sadece haktan yanatavır
almalarını emretmiş, kendi menfaatlerini önde tutmayı yasaklamıştır.
Mümin, iki kişi arasında hüküm verirken, bu kişilerden biri kendi
yakınlarından bile olsa haklının yanında olmak zorundadır. İslam
dininin adalet anlayışında kişi, gerekirse kendi annesine, babasına,
kardeşine ya da en yakın arkadaşına karşı hiç tanımadığı bir insanın
lehine karar alabilir. Eğer hak tanımadığı insanın tarafındaysa
hiç düşünmeden yakınlarının aleyhinde bir hükme varabilir. Çünkü
Allah korkusu ve Allah sevgisi Müslümanların daima doğrulardan yana
olmalarını sağlar. Sırf kan ve soy bağından dolayı suçlu olduğu
halde yakınlarından yana olmak İslam dinince yasaklanmıştır.
Oysa herkesin kendi çıkarlarına ve yaşam şekline göre taraf tuttuğu
bir ortamda, insanların güven içinde yaşamaları mümkün değildir.
Böyle bir ortamda kimse dürüst şahitlik yapacak, aklına, yorumuna,
yargısına ve kararına güvenilecek birini bulamaz. Herkes birbirinin
hükmüne kuşku içinde yaklaşır. Kimse yapılan şahitliği, alınan kararı
içine sinerek kabul etmez. Böyle bir toplumda dirlik, düzen ve huzur
olmaz. İnsanlar birbirlerine güvemedikleri ve birbirlerinin kararlarına
itiraz ettikleri için hiçbir koşul altında anlaşamazlar. Ortak bir
çalışma yapamazlar. Birbirleriyle dost olamaz ve birbirlerinin fikirlerine
değer vermezler. Böyle bir toplumda büyük bir huzursuzluk yaşanacağı
açıktır.
Kuran'da adalet konusunda dikkat çekilen noktalardan bir tanesi
de bir topluluğa ya da kişiye olan kinin insanları adaletten alıkoymamasıdır.
Çünkü insanlar genellikle düşman gördükleri ve içlerinde kin hissettikleri
kişilere karşı ön yargılı davranırlar. Bu insanları haklı olsalar
bile savunmaz ve hatta çoğu zaman zarar görmelerini isterler. Dolayısıyla
bu insanlar hakkında bir hüküm vermeleri istendiğinde onların içinde
bulundukları şartları gözönünde bulundurmaz, haklı yönlerini görmek
istemez ve peşin hükümle hareket ederek adil karar vermezler. İşte
Allah böyle bir duruma karşı müminleri uyarır. Nefret ve düşmanlık
duygularının aklı ve vicdanı etkilememesi konusuna müminlerin dikkatini
çeker. Düşman bir topluluk bile olsa bu insanlara karşı haksız,
adaletsiz, zalimce bir tavra girilmemesini emreder. Ayette bu durum
şu şekilde açıklanmıştır.
Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı
ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın.
Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının.
Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide
Suresi, 8)
Ayete de belirtildiği gibi düşman olarak görülen bir kişinin aleyhine
yol aramak İslam ahlakına aykırıdır. Müslümanlar düşmanlarına karşı
dahi güzel ahlakla davranır, adaletle hükmederler. Her kim olursa
olsun ahireti için o kişinin suç işlemesini kalben istemez ve suçlu
olmasından dolayı sevinmezler. İman edenler bir insan hakkında hüküm
verirken Allah'a karşı kalpleri korkuyla dolar. Bir insanın hakkına
tecavüz etmekten ve ahirette hesabını veremeyecekleri bir karar
almaktan sakınırlar. Mutlaka vicdanlarına uygun bir karar alır ve
akla uygun olmayan bir kararı desteklemezler.
Müminlerin adalete verdiği önem Sayın Harun Yahya'nın Kuran'da Adalet
ve Hoşgörü adlı eserinde şu şekilde ele alınmış:
"İman
eden bir kişi, ancak adaletle davrandığı zaman Allah katında bir
hoşnutluk kazanacağını bilir. Güzel ahlakına şahit olan her insan
bu kişiye güvenir, yanında rahat eder, her türlü sorumluluğu ve
görevi gönül rahatlığı ile kendisine verebilir. Böyle kişiler,
düşmanları tarafından dahi saygı ile karşılanır. Hatta onların
bu tavrı, inkar eden birçok insana örnek olarak iman etmelerine
vesile olabilir. Nitekim bu konuda bizim için en güzel örnek Hz.
Muhammed'dir. Peygamberimizin, hiçbir ayrım yapmadan, hoşgörü
ve merhameti herkese göstermiş olması, o dönemde yaşayan Hıristiyan,
Yahudi, dinsiz, müşrik her kesimden insanın kalbinin İslam'a ısınmasına
vesile olmuştur.
Günümüzde yaşayan müminler için de kuşkusuz en güzel örnek Peygamberimiz'in
Kuran'da da bildirilen uygulamalarıdır. İçinde yaşadığımız toplum
içerisinde, aynı Asr-ı Saadet döneminde olduğu gibi, Hıristiyan,
Yahudi, Budist, Hindu, ateist, dinsiz, müşrik, putperest gibi
çok farklı inançlara sahip insan toplulukları bulunmaktadır. Bir
Müslüman karşısındaki insanın inancı ne olursa olsun hoşgörülü
olmakla, affetmekle, adil ve insancıl davranmakla yükümlüdür.
Çünkü her insanın ileride iman etme, Müslüman olma, Allah'a teslim
olma ihtimali vardır. İman eden bir kişinin bu gerçeği aklından
hiç çıkarmaması gerekir. İman edenlere yükletilen sorumluluk Allah'ın
dinine güzellikle, barışla ve hoşgörüyle davet etmektir…"
Sayın Harun Yahya'nın da belirttiği gibi Müslümanların adalet anlayışı
insanlar arasında mutlak bir barış, sevgi ve saygı ortamının oluşmasına
neden olur. Dünyada adil bir düzenin oluşması için Müslümanların
bu konuda tüm insanlara örnek olmaları ve hiçbir şekilde nefislerinin
kışkırtmalarına kapılarak adaletsiz bir tutum içine girmemeleri
son derece önemlidir.
|