|
ALLAH
ADALETLİ DAVRANMAYI EMREDER -1-
Kur'an
ahlakının gereklerinden biri de müminlerin her ne koşul altında
olursa olsun adil davranmalarıdır. Adaletli olmak için insanın bir
çok konuya aynı anda dikkat etmesi, çok titizlikle davranması gerekir.
Örneğin iki kişi arasında hüküm verilirken bu insanlara karşı kişisel
tüm düşünce ve duyguların bir tarafa bırakılması, yakınlık ya da
akrabalık bağlarının gözetilmemesi, ön yargıların terk edilmesi,
çıkar hesabı yapılmaması, güçlünün tarafında değil haklının yanında
olunması ve konunun her iki tarafın açısından da değerlendirilmesi
gerekir. Kişi ancak tüm bu özelliklerin birleşmesiyle adil bir karar
verebilir.
Bir tarafa karşı yakınlık hissetmek, menfaat peşinde olmak ya da
taraflardan birine karşı ön yargılara sahip olmak verilecek kararın
adaletsiz olmasına yol açar. Ancak adil olmak sadece bir kişi hakkında
karar alırken uygulanacak bir ahlak değildir. Adalet aynı zamanda
hakkı gözetilmeyen insanların haklarının korunmasını, ezilen insanların
kollanmasını, çeşitli sebeplerden dolayı zor şartlar altında yaşamak
zorunda bırakılan insanların güzel bir hayat yaşamaları için gayret
edilmesini gerektirir. Kuran'ın emrettiği adalet anlayışında, iman
edenler dünyadaki adaletsizliklerin tümünün ortadan kalkması için
gayret eder ve herşeyden önce adil davranma konusunda tüm dünyaya
örnek model teşkil ederler.
Bir toplumun huzuru için insanların adil olmaları ve adaletli yöneticiler
tarafından yönetilmeleri şarttır. Kuran'da tarif edilen adalet anlayışı
bir toplumun fertlerine hakim olduğunda, o topluma barış, güvenlik
ve mutluluk geleceği açıktır. Hiçbir şekilde haksızlığa uğramayan,
sevgi ve saygı gören, bir anlaşmazlık karşısında verilecek hükmün
her şart altında hakkaniyetli olacağını bilen bir halkın, ülkesine
olan sevgisi, güveni, bağlılığı şüphesiz ki çok güçlü olacaktır.
Bu nedenle Kuran'da insanların kendi çıkarları aleyhinde bile olsa
bir hüküm verirken adaleti ayakta tutmaları emredilmiştir.
Allah insanları farkla kültürlere, ırklara, dinlere, kabilelere
sahip olarak yaratmıştır. Dünya toplumlarının her birinin kendisine
ait bir gelenek ve örfü, dili, ırkı veya inancı vardır. Hatta Allah
farklı ırklara mensup insanları temel fiziksel farklarla yaratmış,
renklerini ve görünümlerini çeşitli şekillerde varetmiştir. Allah
bir ayetinde bu çeşitliliğin hikmetlerinden birini, insanların birbirini
tanıması yani birbirlerinin inancını, kültürünü, geleneklerini öğrenmeleri
olduğunu bildirir. Böylece insanların ufkunu genişleten, kültürünü
sanat, estetik ve bilgi birikimini zenginleştiren geniş bir kültür
mozayiği ortaya çıkacaktır.
Oysa insan ırkları ve halkları arasındaki bu farklılıkların sebebi
tarih boyunca bir çok cahil toplum tarafından tam anlaşılamamış
ve bu farklılıklar insanlar arasındaki üstünlük derecelerini gösteren
bir işaret olarak kabul edilmiştir. Böylece asırlar boyu beyaz ırkın
siyah ırkla veya farklı kültürlerin, dinlerin birbirleriyle kavgaları
olmuştur. Hitler zamanında ortaya atılan Ari ırk kavramı, Amerika'da
ve diğer bir çok ülkede yıllar boyunca zencilere yönelik soykırım,
bu çarpık düşüncenin bir ürünüdür. Zenginin fakirden, belirli ırkların
diğerlerinden üstün olduğunu savunan insanlar dünyaya asırlar boyunca
büyük bir zulüm yaşatmış, bu sebeple milyonlarca insan açlığa mahkum
edilmiş, kamplara kapatılmış, öldürülmüş veya köle olarak kullanılmıştır.
Halbuki Kuran'da insanlar arasındaki bu ırkçı yaklaşımın her türlüsü
yasaklanır ve tek üstünlüğün takvaya göre olduğu bildirilir. Nitekim
peygamberimiz bir hadisinde insanlar arasında bu çarpık anlayışı
şu şekilde eleştirmiştir.
"Soylarla
övünülmez. Araplar, Arap olduklarından Acemlerden; Acemler de,
Acem olduklarından Araplardan üstün sayılamazlar. Çünkü Allah
katında en yüce olanınız, ona karşı gelmekten en fazla kaçınanınız
(en takvalınız)dır."
Peygamberimizin de belirttiği gibi İslam dininde üstünlük sadece
güzel ahlaka göredir. Bir insanın takvasını yalnızca Allah bileceği
için, dünyada insanların hangisinin diğerinden üstün olduğunu kesin
olarak bilebilmemiz mümkün olmaz. Dolayısıyla İslam dini hangi sebepten
olursa olsun ayırımcılığı ve ayırımcılıktan kaynaklanan adaletsizlikleri
ortadan kaldırmıştır. Kuran'a göre bir insan, ırkından, inancından,
kültüründen ya da renginden dolayı haksız bir tavra maruz bırakılamaz.
Bir insan hakkında karar verilirken o kişinin tabi olduğu millet,
malda üstünlüğü, fiziksel görünümü hesaba katılmaz. "Allah
için şahidler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin
olsun, ister fakir olsun; (Nisa Suresi, 135) ayetinde de
emredildiği gibi adaletle hüküm verebilmek için haklıdan ve doğrudan
yana çıkmak gerekir. Aksi bir durumda, yani adaletin güçlüden, zenginden,
ünlüden ya da belirli bir ırktan yana olduğu bir sistemde, mutlaka
insanlar arasında isyanlar, kavgalar, tartışmalar yaşanır. Belirli
bir kesim haksız yere zulüm görürken, diğer kesim de hakkı olmayan
bir rahatlık ve lüks içinde yaşar. Nitekim günümüz toplumlarında
Kuran'daki adalet anlayışının yaşanmamasından kaynaklanan bu çarpıklıkları
görmek mümkündür.
Bugün insanlar inançları, ırkları ya da kültürleri nedeniyle yüzyıllar
boyu oturdukları yerlerden kovuluyor, ibadet yerleri yıkılıyor,
çocukları öldürülüyor, aç bırakılıyor, esir olarak çalıştırılmak
isteniyor, insanlar işlemedikleri suçlardan dolayı kötü muameleye
maruz kalıyorlar. Bu nedenle bir an önce tüm insanlığa İslamın adalet
anlayışının öğretilmesi ve bunun için de çok ciddi bir çaba sarfedilmesi
gerekmektedir. Bu büyük ve şerefli sorumluluk da tüm iman edenlerindir.
|