İNSANIN ACİZ YARATILMASININ HİKMETLERİ

İnsanlar sahip oldukları bir takım özelliklerden dolayı kendilerini güçlü görürler. Örneğin makam sahibi olmak cahiliye toplumunda bir güç kaynağı olarak kabul edilir. Makamın insanı bir takım tehlikelerden koruyacağı ve hatta kimi zaman ölümden bile uzak tutabileceği zannedilir. Aynı şey kültür, zenginlik, gençlik ve güzellik için de geçerlidir. Çok kültürlü, çok zengin ya da çok güzel biri olmanın kişiyi diğer insanlardan ayırdığı ve ona daha farklı bir güç verdiği halk arasında hakim olan bir batıl inançtır. Bu nedenle bu tip özelliklere sahip olan insanlar, kendi acizliklerini pek düşünmezler. Halbuki bu sayılan özelliklerden hiç biri, insana kalıcı bir güç kazandıramaz. Çünkü gücün tümü Allah'ındır. İnsan ise son derece aciz bir yaradılışa sahiptir ve hayatının her anında Allah'a muhtaç olarak yaşar.

Eğer biraz detaylı düşünürseniz hayatınızın her anının bu acizliklere karşı mücadele ederek geçtiğini görürsünüz. Örneğin insanın sürekli yemek yemek zorunda olması büyük bir acizliktir. İnsan bedeni o kadar hassas bir yaratılışa sahiptir ki, çok az bir süre bakımsız kalması hemen vücut fonksiyonlarının yavaşlamasına, bozulmasına veya tümüyle durmasına sebep olur. Her gün belirli miktarda yemek yemek zorunda olmamız, su içmeye muhtaç olmamız, her gün temizlenmek, uyumak, dinlenmek zorunda olmamız gibi acizlikler sırf düşünmemiz için bize verilmiş olan özel ihtiyaçlardır. İnsan bedeni üstüste birkaç gün bile uykusuz kalamayacak kadar zayıf yaratılmıştır. Yüksek makam sahibi olmak veya çok zengin olmak bu gerçekleri değiştirmez. Herkesin itibar ettiği bir insan da uykusuz kaldığında belirli bir vakitten sonra yürüyemeyecek, kimseyle konuşamayacak, söylenenleri anlayamayacak hale gelir. Mutlaka uyumak ve bedenini dinlendirmek zorundadır, çünkü istediği kadar mülke sahip olursa olsun, bedenine güç vermeye muktedir olamaz.

Hastalıkları düşünelim. İnsan hastalıklardan korunabilmek için bütün hayatı boyunca büyük çaba harcar. Ancak harcadığı çaba hiçbir zaman hastalıklardan korunması konusunda ona bir garanti sağlamaz. Kimi zaman gözle görülmeyecek kadar küçük bir virüs, vücuduna girdiği anda bütün hayatı altüst olur. Bir mikrop insanın tüm güzelliğini bir anda elinden alabilir, bedenini bakılamayacak hale getirebilir. Dünyanın en güçlü, en güzel, en sağlıklı ve en zinde insanını bile yataktan kalkamayacak hale getirebilir. Aklına ve kültürüne güvenen bir insanın aklını elinden alabilir, şuurunu kaybetmesine ve kendisinin bile kim olduğunu hatırlayamayacak hale düşürebilir. Bütün bunların bir insanın başına gelmesi ise sadece an meselesidir. İnsan eğer böyle bir duruma düşmüyorsa ve sağlıklı bir şekilde yaşamaya devam edebiliyorsa, bu yanlızca Allah'ın o kişiye sağlık verdiği içindir. Yoksa bir insanın kendi kendisini çevresindeki mikroplardan koruyabilmesi imkansızdır. İnsan kendi vücudundaki savunma sisteminin tek bir milimetresine bile hakim olamaz. Savunma sistemi sadece Allah'ın emriyle ve Allah'ın dilediği müddetçe insanı koruyabilir.

Yukarıda saydığınız tüm bu acizliklerinin yanısıra insanın hiç bitmek bilmeyen arzuları vardır. Örneğin insanın ruhunda sonsuza kadar varolma arzusu vardır. Birkaç tabaktan fazla yemek yiyemediği halde aldığı lezzetin hiç bitmemesini, birkaç saat içinde yorgun ve bitkin düştüğü halde içine daldığı eğlencenin sürekli devam etmesini ister. Hiçbir insan yaşlanmak istemez. Gençken sahip olduğu enerjinin, sağlığın, güzelliğin ebediyete kadar devam etmesini ister. Hiç hastalanmamayı ve hep güçlü olmayı arzu eder. İstediği ülkeye gidebileceği, istediği her türlü kıyafete, rızka, mekana sahip olabileceği kadar maddi imkanı olsun ister. Ölümün, yıpranmanın, yaşlanmanın olmadığı bir hayatın düşünü kurar. Dolayısıyla insanın ruhunda varolan isteklerin sonu yoktur. Oysa istekleri sonsuz olan bir varlık olan insan, aynı zamanda sayısız acizliği olan, Allah'a muhtaç bir varlıktır.

İnsanlar bu tezatı her nedense hiç düşünmek istemezler. Kendi yaratılışlarında neden birbirine bu kadar zıt iki özelliğin bulunduğunu akıllarına getirmezler. Halbuki Allah insanı bu kadar aciz yaratmayabilirdi. Eğer Allah dileseydi hastalıklar, insanların ölüm, yaşlanma, sakatlanma, yorulma, susuz veya aç kalma gibi özellikleri olmazdı. Ancak tüm bunların insanlara verilmiş olmasının çok büyük hikmetleri vardır. Bunların başında ise insanın Allah'a ne kadar muhtaç olduğunu anlaması gelir.

Bediüzzaman Said Nursi bir sözünde insanların acizliklerle yaratılmasının hikmetlerini şu şekilde açıklamaktadır.

"Evet insan, nihayetsiz şeylere muhtaç olduğu halde; sermayesi hiç hükmünde... Hem nihayetsiz musibetlere maruz olduğu halde; iktidarı, hiç hükmünde bir şey... Âdeta sermaye ve iktidarının dairesi, eli nereye yetişirse o kadardır. Fakat emelleri, arzuları ve elemleri ve belaları ise; dairesi, gözü, hayali nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniştir. Bu derece âciz ve zaîf, fakir ve muhtaç olan ruh-u beşere ibadet, tevekkül, tevhid, teslim; ne kadar azîm bir kâr, bir saadet, bir nimet olduğunu, bütün bütün kör olmayan görür, derk eder. Malûmdur ki: Zararsız yol, zararlı yola -velev on ihtimalden bir ihtimal ile olsa- tercih edilir. Halbuki mes'elemiz olan ubudiyet yolu, zararsız olmakla beraber ondan dokuz ihtimal ile bir saadet-i ebediye hazinesi vardır. Fısk ve sefahet yolu ise; -hattâ fâsıkın itirafıyla dahi- menfaatsız olduğu halde, ondan dokuz ihtimal ile şekavet-i ebediye helâketi bulunduğu; icma ve tevatür derecesinde hadsiz ehl-i ihtisasın ve müşahedenin şehadetiyle sabittir. Ve ehl-i zevkin ve keşfin ihbaratıyla muhakkaktır.

Üstad'ın da söylediği gibi insanın tek gücü Allah'a imanı ve teslimiyetidir. Bu gerçeği anlayan ve tüm hayatında uygulayan insan ise dosdoğru bir yol tutturmuştur.