VİCDANI KULLANMAK SORUMLULUK HİSSİNİ GETİRİR

Bazı insanlar Allah'ın apaçık delillerine, emir ve uyarılarına rağmen, Rabbimiz'in razı olacağı gibi yaşamaktansa kendi istek ve arzuları doğrultusunda yaşarlar. Bu insanların dünya hayatında sahip olmak istedikleri mal, mülk, itibar, bazı çıkarlar dışında bir hedefleri yoktur. Dünyada olup bitenler, yaşanan zorluklar, açlık, sefalet böyle yaşayan insanların neredeyse hiç düşünmedikleri konulardır. Bu gerçeklerin farkına varsalar da bu kişilere yardım edebileceklerini, sıkıntıların, zulmün engellenmesi için gayret sarf edebileceklerini akıllarına bile getirmezler. Buna da o kadar inanmışlardır ki şahit oldukları, televizyon ve gazetelerde gördükleri olaylar vicdanlarında gereken etkiyi oluşturmaz. Oysa bu çok yanlıştır. Dünyada tüm dengeler alt üst olmuşken, pek çok insan birbirlerinin hakkını yiyerek servet ve güç elde ederken, küçük çocuklar, masum insanlar açlık ve zorluk içinde kıvranırken, tüm bu sorunlarla yakından ilgilenip, bunu kendi sorumlulukları olarak gören kişilerin varlığı çok önemlidir. Bu sorumluluğu üzerine alanlar ise samimi Müslümanlardır. Çünkü Kuran ahlakını yaşayan kişi duyduğu ve gördüğü herşeyden sorumludur. Vicdan sahibi bir insan dünyada olan bitene karşı gözleri kapalı, yerinde oturamaz. Çünkü içinde yaşadığımız dönem dikkatin kapalı olacağı, sessiz kalınacak, umursuz davranılacak bir dönem değildir.

Bir Müslüman dünyanın her köşesinde meydana gelen katliamlar, zulüm, açlık sistemi ve ahlaki çöküntünün Kuran ahlakının yaşanmamasından kaynaklandığının şuurundadır. Dolayısıyla insanlara Allah'ın Kuran'da bildirdiği üstün ahlakın, adalet ve hoşgörü anlayışının anlatılmasını en önemli sorumluluklarından biri olarak görür. Allah Kuran'da Müslümanlara şöyle buyurmaktadır:

Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)

Allah'ın ayette bildirdiği emrine göre yaşayan Müslümanların, dünyada yaşanan sıkıntılar ve kaos ortamı devam ederken hayatlarına bunlar hiç olmuyormuş gibi devam etmeleri mümkün değildir. Bu ayeti düşünüp yaşayan bir Müslüman dünyaya İslam dinini ve dinin getirdiği güzellikleri anlatmak, Kuran ahlakını yaymak ve dinsizliğe karşı fikri bir mücadele yürütmek gerektiğini de bilir. Ayette bildirildiği gibi insanları kurtarmak ve dünyanın refah içinde yaşanan bir yer olmasına vesile olmak için bunu yapan kişilerin yüksek vicdan sahibi olmaları gerekmektedir. Ancak vicdan sahibi olanlar gereği gibi Kuran ahlakını yaşayarak dünyadaki adaletsizliğin, açlığın, zulmün, terörün çözümüne vesile olurlar. Zira Kuran ahlakını yaşayan bir insan son derece adil, şefkatli, dikkatli, fedakar, hoşgörülü, akıl ve basiret sahibidir. Dünyadaki milyonlarca insanın beklediği yardıma elbette bu üstün ahlakı yaşayan insanların gayretleri vesilesiyle ulaşılacaktır.

Kuran'ın tarif ettiği ahlakı anlayıp bunu yaşayabilmek çok önemlidir. Kuran ahlakı, vicdan en üst seviyede kullanılarak yaşanır. Peygamberler ve salih müminler İslam'ın ruhunu kavrayarak yaşadıkları için hem çevrelerine, hem içinde bulundukları topluma hem de tüm dünyaya hayır getirmişlerdir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in Asr-ı saadet dönemi buna en güzel örnektir. İşte Peygamberimiz (sav)'i örnek alan vicdan sahibi insanların bu onurlu işi en iyi şekilde yapmaları çok önemlidir. Dünyada yaşanan sıkıntılar konusunda sanki kendilerinin ve yakınlarının başına gelmiş gibi duyarlı davranmaları gerekir. Ancak pek çok insan tüm bunları düşünmeden, ilk bakışta kendilerince faydalı gözükse de boş ve yararsız işlerle uğraşarak zamanını geçirmektedir. Yaşayacağı süre içinde en iyi şekilde yaşamaya bakar. Kendi çıkarına bir halel gelsin istemez. İşte bu bencil karakterden dolayı dünya üzerinde, sevgisizlik, umarsızlık, acımasızlık, çıkar çatışmaları hakimdir. Pek çok insan gerçek sevginin, dostluğun ve yardımlaşmanın ihtiyacı içindedir. İşte bu yüzden duyarlı vicdan sahipleri dünya üzerinde tüm mazlumları Kuran'ın rehberliğinde felaha ulaştıracaklardır. Hoşgörüyle, fedakarlık ve akılla, karşılıksız olarak sorunları çözüp tamamen ortadan kaldıracaklardır. Allah Kuran'da şöyle buyurur:

… Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi. Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 15-16)

Bazı insanların üzerinde uzun uzun düşünüp çözüm yolları aradıkları, bunun sonucunda önemli kararlar aldıkları olayların, bu mantığa sahip kişiler üzerdünyanın dört bir yanındaki mazlum Müslümanların durumlarını tüm açıklığıyla ortaya koymak ve vicdanlı insanları bu gerçeği düşünüp çözüm yolları aramaya davet etmektir. İçinde bulunduğumuz devir, gaflete kapılmaya, sessiz kalmaya, umursuz davranmaya, dünya hayatının kısa yararının peşine düşmeye, nefsani tartışma ve çekişmelerle vakit öldürmeye uygun bir devir değildir. Milyonlarca Müslüman bu kadar büyük bir zulüm altındayken İslam için bir çaba içerisinde olmamak, çok büyük bir vicdansızlık olur. Ve kuşkusuz insanı ahirette büyük bir vebal altında bırakır. Uyuyan gözlerle etrafı seyretmenin, olaylara ilgisiz kalmanın zamanı değildir. Vicdan ve sağduyu sahibi insanların bu sorumluluğu üzerlerine almaları, yardım isteyen insanlara maddi manevi her yönde yardımcı olabilmenin yollarını aramaları çok önemlidir.