|
ALLAH'IN
RAHMETİNDEN YALNIZCA İNKAR EDENLER ÜMİT KESER-1-
İnsanlar
zorlu olaylarla karşılaştıklarında gösterdikleri tavra göre ikiye
ayrılırlar. Bunlardan birinci grup Allah'ın varlığını inkar eden
ve dünya hayatının koşuşturması içine dalan insanlardır. Herhangi
bir zorluk, sıkıntı, fiziksel ya da manevi baskıyla karşılaştıklarında
bir anda saldırganlaşıp, umulmadık isyankar tavırlar gösterirler.
Zorluklar iman etmeyenlerin büyük bir ümitsizliğe düşmelerine neden
olur. Bu ümitsizlik tüm yaşantılarını engeller, şevk ve heyecanlarını
kırar, çok büyük bir yılgınlık meydana getirir. Her zorluğu bir
bela olarak görür, bu nedenle de olgun ve dengeli bir tavır gösteremezler.
Allah'ın
rahmetinden umut kesen kişiler Allah'a inanmayan, ahiret inancı
taşımayan insanlardır. Kendi rahmetinden umut kesenlerin ancak inkarcılar
olduğunu Allah ayetinde şu şekilde belirtmektedir:
Allah'ın
ayetlerini ve O'na kavuşmayı 'yok sayıp inkar edenler'; işte onlar,
benim rahmetimden umut kesmişlerdir; ve işte onlar, acı azab onlarındır.
(Ankebut Suresi, 23)
Kuran'da
övülen Peygamberlerden biri olan Hz. Yakup da kendi oğullarına Allah'a
karşı ümitvar olmayı öğütlerken, Allah'ın rahmetinden umut kesenlerin
yalnızca inkar edenler olduğunu hatırlatmaktadır:
"Oğullarım,
gidin de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir
haber getirin ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler
topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez". (Yusuf
Suresi, 87)
Allah'ın
rahmetini umut etmemek, Allah'ın herşeye kadir olduğunun bilincinde
olmamak demektir. Bu da ciddi bir akılsızlık örneği olduğu gibi,
herşeyini O'na borçlu olan insan için son derece büyük bir nankörlüktür.
Çünkü insanı yaratan, ona görme, işitme, düşünme yeteneklerini veren,
yürümesini, koşmasını, nefes almasını sağlayan, onu güldüren, sağlığını
ona veren, rızıklandıran, sevdiği şeyleri ona ikram eden Allah'tır.
Bu durumda O'nun rahmetini ummamak büyük bir hata olacaktır. Özellikle
de elindeki nimetleri kaybettikten sonra ümitsizliğe kapılmak, Allah'ın
beğenmediği bir tavırdır:
İnsana
bir nimet verdiğimizde sırt çevirir ve yan çizer; ona bir şer
dokunduğu zaman da umutsuzluğa kapılır. (İsra Suresi, 83)
Nimetler
içindeyken bu nimetlerin kendilerine Allah tarafından verildiğini
hiç düşünmeyen, şükretmeyen insanlar, nimetler ellerinden alındığında,
bir anda büyük bir şaşkınlığa kapılmakta ve bütün umutlarını yitirmektedirler.
Bundan da anlaşıldığı gibi Kuran'dan uzak kimselerde nankörlük ve
umutsuzluk birarada bulunan kötü ahlak özellikleridir. İnkarcıların
bu zayıf ve basit karakterlerinden bir başka ayette şöyle bahsedilir:
İnsan,
hayır istemekten bıkkınlık duymaz; fakat ona bir şer dokundu mu,
artık o, ye'se düşen bir umutsuzdur. (Fussilet Suresi, 49)
Allah
iman edenlere inkarcıları dost edinmemeyi, onların ahirete hiçbir
şekilde inanmadıklarını, ahiretten yana umut kesmiş kimseler olduklarını
bildirmektedir. Bu tür kimseler müminlerin muhatap olmaktan özellikle
sakındıkları kimselerdir. Çünkü ahiretten umut kesen insan her açıdan
olumsuz özellikler taşıyan bir insandır. Hiçbir sınır ya da kural
tanımaz, her türlü suçu işleyebilecek bir yapıda olur. Nitekim dünya
üzerinde cinayetten hırsızlığa kadar her türlü gayrimeşru işin arkasında
yer alan, insanlara çekinmeden zulmeden, yolsuzluğu, dolandırıcılığı
yaşam tarzı haline getiren kişiler hep ahirete inanmayan, ahiret
umudu taşımayan, Allah'tan korkmayan insanlardır. Bu nedenle, müminlerin
ahiretten umudunu kesmiş bu tür kişileri dost edinmemeleri ayette
şöyle bildirilmektedir:
Ey
iman edenler, Allah'ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi
veli (dost ve müttefik) edinmeyin; ki onlar, kafirlerin mezar
halkından umut kesmeleri gibi ahiretten umut kesmişlerdir. (Mümtehine
Suresi, 13)
Ümitsizlik,
iman etmeyen kişilerin, iman edenlerle arasındaki en belirgin farklardan
biridir. İnkarcılar Allah'ın rızasını kazanmak maksadıyla yaşamadıkları
için Allah'tan gelen herşeye razı olan bir müminin rahatlığını taşımazlar.
Bu yüzden bir an sonrasının dahi endişesi içindedirler. Her olayın
kendi aleyhlerinde gelişeceği zannına kapılırlar.
Bir
an için ümitlenseler de, yaşadıkları olayın herhangi bir aşamasının
bekledikleri gibi gelişmediğini gördüklerinde hemen ümitsizliğe
kapılırlar.
İmanlı
insan için ise bu durum tam tersi şeklindedir. İman, dünyada insanın
sahip olabileceği en büyük nimetlerin başında yer alır. Allah'a
inanan insan ayetin ifadesiyle "...sapasağlam bir kulpa
yapışmıştır...". (Bakara Suresi, 256) Yokken var eden,
ölüyken dirilten, körken görür hale getiren, işitmezken işitir kılan,
karanlıklar içindeyken aydınlığa çıkaran Allah'tır ve bu yüzden
insan iman eder.
İman,
kişiyi ümitsizliğe sürüklenmekten, üzüntü, keder, sıkıntı, stres,
öfke, gelecek kaygısı, korku ve tedirginlik gibi insana maddi-manevi
zarar veren etkenlerden uzak tutar. Bütün bunların aksine son derece
neşeli ve huzurlu olmasına neden olur. İmandan başka hiçbir şey
insanı kurtuluşa ulaştırmaz. Nitekim imandan başka bir kulba tutunmaya
kalkan insan bir türlü huzuru bulamadığını, edindiği amaçlara ulaşsa
dahi mutluluğu yakalayamadığını kendisi de görür.
Özellikle
hastalandığında ya da yaşlandığında hayatını adadığı şeylerin ya
da kişilerin kendisine sadık olmadığını, boşa geçen yılların kendisine
bu dünyada da hiçbir yarar getirmediğini düşünüp ruhen çöküntüye
uğrar. O güne kadar kendisini ayakta tutan idealleri, beklentileri,
dostları, sevdikleri yok olup gitmiştir.İman ehli ise dünyaya bağlı
olmadığı için bedenen uğradığı değişiklikler, çevresinde ve hayatında
yaşadığı kayıplar kendisinde bir üzüntü ya da moral bozukluğuna
yol açmaz.
|