|
DÜNYA
HAYATINDA ZEVKLERİNİ TÜKETENLER(2)
Din
ahlakından uzak yaşayan insanlar, nimetlerden alınacak zevklerin
pek çoğundan haberdar dahi değildirler. Çünkü farkına varabildikleri
güzelliklerin ve ellerindeki nimetlerin zevkini, inkar ruhunun karanlığıyla
çoktan tüketmişlerdir. İmandan uzak yaşamaya devam ettikçe, ömürlerinin
geri kalan kısmını da bu yitirmişlik içerisinde geçireceklerdir.
Hayatlarına her zaman bıkkınlık, bezginlik, boşluk ve yoksunluk
hakim olacaktır. Günler, aylar, yıllar geçecektir, ama onlar çevrelerinde
var olan sayısız güzelliği ya göremeyecek ya da görseler bile bunlardan
gereği gibi zevk alamayacaklardır. Ve yaşadıkları sıkıntı dünya
hayatıyla da sınırlı kalmayacaktır.
Allah'ın
Kuran'da, "İnkar edenler ateşe sunulacakları gün, (onlara
şöyle denir:) 'Siz dünya hayatınızda bütün güzellikleriniz ve zevklerinizi
tüketip-yok ettiniz, onlarla yaşayıp-zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde
haksız yere büyüklenmeniz (istikbarınız) ve fasıklıkta bulunmanızdan
dolayı, bugün alçaltıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız." (Ahkaf
Suresi, 20) ayetiyle bildirdiği gibi, dünyada iken zevklerini
tüketip yok ettikleri gibi, ahirette de sonsuza dek bu zevklerden
mahrum kalacaklardır.
İnkar
edenlerin içinde bulundukları bu durumun anlaşılması, iman edenlerin,
dinsizliğin kabusunu görüp ibret almaları açısından son derece önemlidir.
Bunu kavrayan insanlar Allah'ın kendilerine iman nasip etmiş olmasından
dolayı büyük bir minnetle şükredeceklerdir.
Kuran
ahlakını benimsemeyen insanların hangi zevklerini nasıl tükettiklerini
bilmek de müminlere ibret olacaktır. Örneğin yaşadıkları ortamlardan
zevk alamamaları çok belirgin bir örnektir. Bu kişiler en iyi şartlarda,
en muhteşem mekanlarda dahi olsalar, çok kısa bir zaman sonra ellerindeki
nimetin kıymetini bilemeyecek hale gelirler. Bu güzel mekan onlara
Allah'ın kendi üstlerindeki rahmetini ve cenneti hatırlatacağı yerde
hiçbir şey ifade etmeyecek hale gelir. Hatta bir müddet sonra bulundukları
yerden çok sıkılırlar. Başkalarının bulunduğu ortamlarla kıyas yaparak,
onlara özenirler. Oysa hangisini elde ederlerse etsinler bu ruh
halinde oldukları, Allah'tan bu şekilde gafil oldukları sürece zevk
alamayacaklardır. Bu tür kişiler Allah'ın varlığı, ölüm, kıyamet,
hesap günü gibi önemli gerçekleri düşünmekten şiddetle kaçınır,
bunun için kendilerini eğlenceye verirler. Meşru şekilde eğlenmek
elbette ki güzeldir. Ancak bu kişiler eğlenemezler. Bu amaçla çeşit
çeşit eğlence mekanlarına giderler. Fakat gittikten kısa bir süre
sonra bu mekanlardan da sıkılır ve oradan ayrılıp, başka yere gitmek
isterler. Bu kişiler tatile gittiklerinde de kısa sürede bulundukları
yerden bıkarlar. Başka bir tatil yerine gitmedikleri ya da arkadaşlarının
gittikleri yerin daha iyi olduğunu düşünerek sıkıntı yaşarlar. Çok
güzel bir belde de veya mekanda da olsalar bıkkınlık duyarlar. İş
hayatları da bu tür kişiler için sıkıntı vericidir. Monotonluktan
şikayet ederler, işlerinin hiç bitmediğini, boşuna çalıştıklarını,
çok fazla çalıştıklarını söyleyip hoşnutsuzluklarını dile getirirler.
Böyle
olması doğaldır. Çünkü ancak kişi Allah rızası için bir iş yaptığında,
Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla çalıştığında yaptığı işten
zevk alır. Allah'ın kendisini her an işittiğini ve gördüğünü bilir,
Allah'ın rızasını ve cennetini kazanabileceğini düşünerek mutlu
olur. Bundan dolayı kalbinde büyük bir heyecan duyar. İşin çokluğu,
zorluğu, meşakkati böyle bir kişiyi olumsuz yönde etkilemez. Çok
zevk alarak hiç durmaksızın o işi yapabilir. Fakat dini yaşamayan
insanlar sahip oldukları tüm güzellikler ve nimetler için bu şekilde
bıkkınlık duyarlar. Üstelik bu bıkkınlıkları sadece maddi konular
için geçerli değildir. Manevi güzelliklerden de aynı şekilde zevk
alamazlar. Artık bu zevkleri unutmuşlardır. Örneğin vefa ve sadakat,
saygı ve hürmet duygularını yitirmişlerdir. Çünkü Kuran ahlakı olmayınca
gerçek sadakat yaşanamaz. Dolayısıyla bu tip insanların arasında
sadakatsizlik çok yaygındır. Bu kişiler sadakatin vereceği zevki
dahi unutmuşlardır. Dostluğun, sevginin güzelliğini yaşamadıkları
için unutmuşlardır. Kuran ahlakı olmayınca bu duyguların bilinmesi
ve yaşanması imkansızlaşır.
Bu
tür insanlar samimiyetin zevkini de tadamazlar. Çünkü samimiyet
de ancak Kuran ahlakını tam yaşayan kişiler arasında yaşanabilir,
bunun dışında samimiyetten söz etmek imkansızdır. Güzel ahlak göstermenin
zevkini de bilmezler. Çünkü Allah korkusu olmayan, ahiret inancı
ve hesap vereceğine dair bilinci olmayan bir kişinin sürekli istikrarlı
bir şekilde güzel ahlaklı olmasını beklemek mümkün değildir. Güzel
ahlak ancak Allah rızası için yaşanabilir ve yaşayan kişi için çok
büyük bir zevktir. Huzur ve güven içinde yaşamanın zevkini yitirmişlerdir.
Bunun nedeni din ahlakının benimsenmediği ve yaşanmadığı bir ortamda
yaşıyor olmalarıdır. Allah korkusu olmayan insanların arasında huzur
ve güven içinde yaşamak mümkün değildir. Çünkü bu tür bir ortamda
hiçbir şeyin garantisi yoktur. Bu kişiler ümitvar olmanın zevkine
vakıf değildirler. Ümitvar olmak da müminlere has bir özelliktir.
Müminler Allah'tan korktukları ve Allah'ın rızasına uygun yaşadıkları
için daima Allah'ın rahmetinden ümitvardırlar. Onlar için hiçbir
şey çözümsüz değildir. Zevklerini tüketen kişilerin bir özelliği
de iffetli, vakarlı ve onurlu olmanın zevkini bilmemeleri ve yaşamamalarıdır.
Çünkü dinin olmadığı bir ortamda bu kavramlardan bahsedilemez. Oysa
Allah rızası için iffetli olmak, vakarlı davranmak o kişiye çok
büyük bir haz verir. Bu tür insanlar böyle bir zevkin varlığından
dahi habersizdirler.
Cahiliye
insanlarının hiç tatmadıkları bir diğer zevk ise "Allah'ın
rızası için yaşamak"tır. Bu, müminler için herşeyin üzerinde
bir zevktir. Bu zevki Allah'ı tanımayan ve Kuran ahlakını benimsemeyen
insanların anlayabilmeleri mümkün değildir. Bu ise Allah'ın onlara
ahlaklarından ötürü dünya hayatı için verdiği bir karşılıktır. Müminler
için her türlü zevkin üstünde olan bu hazzı onlar hayal dahi edemezler.
Allah onları bu çok büyük nimetten mahrum etmiştir. Dünya hayatında
zevklerini tüketen insanlara dair daha pek çok örnek vermek mümkündür,
ancak bu kadar örnek bile bu insanların ne derece bunalımlı bir
hayat yaşadıklarının, adeta bir kabusun içinde olduklarının göstergesidir.
Bu
anlatılanlar din ahlakı yaşanmadığında insanların ne derece büyük
bir mahrumiyet, nimet kaybı ve sıkıntılı bir hayat yaşadıklarını
ortaya koymaktadır. Ancak Allah'ın bu hikmetli yaratışını görebilen
müminler, inkarın zararını ve imanın güzelliğini anlamakla, hem
dünya hayatında büyük bir mahrumiyetten, hem de ahirette karşılaşacakları,
zorluğunu ve gücünü tahmin bile edemeyecekleri sonsuz bir azaptan
kurtulmuş olacaklardır.
|