|
DÜNYA
HAYATINDA ZEVKLERİNİ TÜKETENLER(1)
Dünya
hayatı insan nefsinin hoşuna gidecek nimetlerle yaratılmıştır. Allah
Kuran'da, "Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın
nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz.
Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür." (İbrahim Suresi,
32-34) ayetleriyle buna dikkat çekmektedir.
Rabbimiz,
insanın, yaşadığı ömür süresince, bu güzelliklerden dilediği gibi
istifade etmesine izin vermiştir. Ayrıca Allah Kuran'da, kendilerine
verilen tüm bu nimetlerin Rabbimizden geldiğini bilen ve O'na karşı
şükredici davranan kullarına, bu nimetlerin daha da artacağını vaat
etmiştir. Her biri birbirinden güzel olan bu nimetlere karşı nankörlük
edenler için ise, Allah tüm bunları birer azap vesilesine dönüştüreceğini
bildirmektedir. Bu, Kuran'ın önemli sırlarından ve Allah'ın adaletinin
tecellilerinden biridir. Aynı zamanda, Allah'ın hikmetli yaratışının
önemli bir göstergesidir.
Allah
doğru yolu görüp iman etmeleri için insanlara dünya hayatında sürekli
olarak yeni fırsatlar yaratmakta, onlara imanın güzelliğini, inkar
içinde geçen bir hayatın ise karanlık yüzünü göstermektedir. İşte
insanların inkar ruhu içindeyken her ne güzellikle muhatap olurlarsa
olsunlar, ruhlarında gerçek anlamda huzur ve güven duygusu hissedememeleri
Allah'ın kullarına olan rahmetinin bir göstergesidir. Bu, onların
gerçek mutluluğun, gerçek huzur ve rahatlığın ancak imanın nuru
ile elde edilebileceğini anlamaları için çok önemli bir vesiledir.
İnsanın
nimetlerden, güzelliklerden zevk alabilmesi imanıyla doğru orantılıdır.
Din ahlakını benimsemeyen insanlar da güzelliklerden zevk aldıklarını
iddia edebilirler. Ancak onların aldıkları lezzet çok kısıtlıdır,
özellikle de müminlerin hissettikleriyle onların hissettikleri arasında
çok büyük fark vardır. Örneğin bu tip bazı insanlar, belki de zaman
içerisinde alışmaları sebebiyle, içinde bulundukları ortamı olağan
karşılayabilirler. Oysa gerçekte pek çok zevkten ve güzellikten
mahrum bir hayat yaşıyor olabilirler. Nitekim, dünya hayatında Allah'ın
insanlar için yaratmış olduğu güzellikler çok detaylı ve çok çeşitlidir.
İnsan çoğu zaman, bu güzelliklerin pek çoğunu hiç yaşamamış olması
sebebiyle, tattığı birkaç sıradan ve basit zevki yeterli görebilir.
Dünya hayatının nimetlerinin bunlardan ibaret olduğunu ya da bunlardan
alınacak zevkin ancak kendi aldığı zevk düzeyinde olabildiğine inanmış
olabilir. Oysa gerçekte nimetlerin her birinden daha derin zevkler
alabilmek mümkündür. Nitekim her insanın aynı güzellikten aldığı
zevk farklıdır; kimi çok derin bir heyecan ve zevk duyarken, kimisi
bu güzelliğin farkına bile varmayabilir. Bu tür insanların büyük
çoğunluğu ise güzelliklerden zevk alamadıklarının farkındadırlar.
Fakat ellerinden bir şey gelmemektedir. Bunun sebebini Allah bir
Kuran ayetinde şöyle bildirmektedir:
"...Siz
dünya hayatınızda bütün güzelliklerinizi tüketip-yok ettiniz,
onlarla yaşayıp-zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz
ve fasıklıkta bulunmanızdan dolayı, bugün alçaltıcı bir azap ile
cezalandırılacaksınız..." (Ahkaf Suresi, 20)
Yukarıdaki
ayetten de anlaşılacağı üzere dinden uzak bir hayatı benimseyen
insanların nimetlerden lezzet alamamalarının ana sebebi bu güzellikleri
tüketmiş olmalarıdır. Bu tür kişiler en güzel nimetlere, geniş olanaklara
da sahip olsalar, çok çabuk bıkarlar. Başlangıçta çok güzel gelen
bir şey bir müddet sonra bu kişilere tek düze gelmeye başlar. Bu
sahip oldukları ev, araba, kıyafet olabileceği gibi fiziki güzellik
de olabilir. Müminlerin sevinç duydukları, varlığından lezzet aldıkları
ve Allah'a şükrettikleri herşey bu tip kişiler için anlamsız olabilmektedir.
Bu tür kişiler herşeyi olağan karşılayabilirler. Ruhlarında güzelliklere
karşı bir heyecan oluşmaz. Cahiliye ahlakını benimsemiş olan insanlar,
sürekli olarak yaşadıkları ortamların klasikliğinden, kendilerine
heyecan vereceğini sandıkları şeylerin giderek anlamsızlaşıp güzelliğini
yitirdiğinden, her gün aynı monotonluğu yaşamaktan büyük bir bıkkınlık
duyduklarından bahsederler. Bu bıkkınlık öyle boyutlara varmıştır
ki, bu kimseler artık çevrelerindeki hiçbir güzelliği göremez, sahip
oldukları ya da muhatap oldukları hiçbir şeyden zevk alamazlar.
Bu, sadece yaşadıkları yerlerden, eşyalarından, dekorasyonlarından,
manzaralarından sıkıntı duymalarıyla sınırlı kalmaz. Yaşadıkları
şehirden, hatta bulundukları ülkeden kaçıp gitmeyi isteyecek kadar
ciddi boyutlara varır.
Hayatlarından
bu kadar memnuniyetsiz olmaları din ahlakından uzak bir yaşam sürmelerinden
kaynaklanmaktadır. Allah'ın gücünü ve dünya hayatındaki her olayı
denenmeleri için yarattığını düşünmedikleri için kalpleri daimi
bir azap içerisindedir. Ancak unutulmamalıdır ki, dünyada yitirilip
tüketilen zevkler, ahirette de sonsuza dek sürecek bir karanlığın
başlangıcıdır. İnsan ahirette sadece elindeki nimetlerden gereği
gibi zevk alamamak gibi bir azabı yaşamakla kalmayacaktır. Allah
imandan yüz çevirmeleri nedeniyle sonsuza dek bu insanları çok daha
derin azaplar içerisinde yaşatabilir. Aksinde ise, hem dünya hem
de ahiret hayatı sonsuza kadar büyük bir nimete dönüşecektir. Yaşanılan
mutsuzluktan ve bıkkınlıktan, ancak, Allah'ın rahmeti ve kulları
üzerindeki rahmeti kavrandığı ve iman ahlakı yaşandığı takdirde
kurtulunabilinir. Dünya hayatından ancak bu şekilde gerçek anlamda
zevk alınabilir, ancak bu şekilde güzelliklerin değeri tam olarak
anlaşılabilir.
|