ALLAH TEVBE EDENLERİN GÜNAHLARINI AFFEDER

Vicdan tüm insanlara Allah'ın razı olacağı doğru yolu her zaman gösterir. Ancak insanlar çoğu zaman sonuçlarını ve Allah katındaki sorumluluğunu bildikleri halde vicdanlarına aykırı davranırlar. Bunun sebeplerinden biri "Nasıl olsa Allah beni affeder" inancı içinde olmalarıdır. Bu şekilde kendilerini rahatlatır ve rahatlıkla din ahlakından taviz verebilirler. Yalan söyler, dedikodu yapar, gıybette bulunur, ibadetlerini yerine getirmez ya da bir çok konuda imani zayıflık gösterirler. Halbuki bu son derece tehlikeli ve yanlış bir bakış açısıdır.

Elbette Rabbimiz sonsuz merhamet sahibidir, bağışlayandır, esirgeyendir, tevbeleri kabul edendir. Ancak Allah kimlerin tevbesini kabul edeceğini bir ayetinde şu şekilde bildirmektedir.

Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. (Nisa Suresi,17)

Ayetteki iki önemli hususa dikkat etmek gerekmektedir. Birincisi kötülüğün cehalet sonucu işlenmiş olmasıdır. İkincisi ise yapılan hatanın ardından ısrarcı olmadan hemen tevbe etmenin gerekliliğidir. Bilerek üzerinde durulan hatalı tavırlar Allah'a karşı çirkin bir cesarettir ki, bunun karşılığı ahirette çok büyük olabilir.

Allah sonsuz merhamet ve rahmet sahibidir. Ancak Allah'ın azap veren, intikam alan, kahreden sıfatları da vardır. Allah insanların Kendisinden korkmalarını ve azaptan sakınmalarını emreder. Bu nedenle bilerek günahlarında ısrar eden insanların "Allah nasıl olsa beni affeder" düşüncesiyle kendilerini rahatlatmaları büyük bir gaflettir. Aynı zamanda Allah korkusunun eksikliğini de gösterir. Çünkü Allah'ın gücünü, kudretini ve adaletini gerektiği gibi takdir eden bir insan böyle bir tavır içine girme cesareti gösteremez. Bu düşünce içinde olan insanların ahiretleri adına korku duymaları gerekir.

Sayın Harun Yahya "Niçin Kendini Kandırıyorsun?" adlı eserinde konuyla ilgili şu açıklamayı yapmaktadır.

... Dikkat edilirse dinden uzak toplumlarda insanlar hep bu çarpık bakış açısı ile hareket eder ve sürekli Allah'ın emir ve yasaklarını ihlal ederler. Namazlarını kılmayanlar, oruç tutmayanlar, ihtiyaç içinde olan insanları koruyup kollamayanlar, cimrilik ederek mallarından infak etmeyenler, kendi çıkarları uğruna insanlara zulmedenler, adam öldürenler, hırsızlık yapanlar ,başkalarının malını haksızlıkla yiyenler, yeryüzünde karışıklık çıkaranlar, insanlar ahlaksızlığa sürükleyenler, hep "nasıl olsa Allah affeder" düşüncesi ile bunu yaparlar. Oysa bu düşünceyi taşıyan insanlar büyük bir yanılgıya düşmüşlerdir. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve affedici olandır, ancak aynı zamanda da sonsuz adaleti ile her yapılanın karşılığını eksiksiz olarak verendir. Elbette iyilik yapanlarla kötüler bir tutulmayacak, dünyada da, hesap gününde de herkes hak ettiğiyle karşılık görecektir. Bu gerçek Kuran'da şöyle bildirilir.

Yoksa kötülüklere batıp-yara alanlar, kendilerini iman edip salih amellerde bulunanlar gibi kılacağımızı mı sandılar? Hayatları ve ölümleri bir mi (olacak)? Ne kötü hüküm veriyorlar. Allah, gökleri ve yeri hak olarak yarattı; öyle ki, her nefis kazandıklarıyla karşılık görsün. Onlara zulmedilmez. (Casiye Suresi,21-22)

Allah korkusu insanları doğruya yönlendirir, ahlaklarını güzelleştirir, daha asil, şerefli bir kişilik geliştirmesine sebep olur, iradesini ve vicdanını güçlendirir. Bu nedenle din ahlakını yaşayan insanın Allah'a karşı duyduğu sonsuz sevginin yanında Allah'ı gereği gibi takdir edip korkması da çok önemlidir. Allah korku duygusunu insanlara, onların kendilerini eğitebilmeleri ve ahlak olarak gelişebilmeleri için bir nimet olarak vermiştir. Bu nimeti değerlendirmeyen kişiler, kendilerini geliştirme fırsatı bulamaz, en önemlisi de günahlardan kendilerini uzak tutacak bir irade gücü gösteremezler.

Allah müminlerin ruh hallerini "korku ve umut" olarak belirtmiştir. Çünkü müminler bir yandan Allah'tan korkarken bir yandan da Allah'ın bağışlayıcılığına sığınırlar. Günahları için sürekli olarak tevbe eder ve kötülüklerinin affedilmesini isterler. Çünkü Allah aynı zamanda bağışlayan, esirgeyen, koruyan, dost olandır. Nitekim hiçbir insanın kusursuzluk iddiası olamaz. Mutlaka her insanın hataları, eksik yönleri, zaafları vardır. Ancak unutmamak gerekir ki tüm bu hatalar için ölünceye kadar tevbe imkanı mevcuttur. Allah yanlızca ölüm anındaki tevbenin kabul edilmeyeceğini bildirmiştir. Görüldüğü gibi Allah insanlara korkmalarını ama ümitsiz olmamalarını, Allah'ın merhametini ummalarını, ancak hiç bir zaman bağışlanacaklarından emin olmamaları gerektiğini bildirmiştir.

Harun Yahya eserinin 51. sayfasında Allah'ın affediciliğiyle kendilerini kandıran insanlara şu hatırlatmayı yapmaktadır.

"... İnsanın bir hataya düştüğünde önem vermeyip nasıl olsa bağışlanırım diye düşünmesi değil, hemen samimi bir şekilde Rabbimize yönelmesi ve hatasını düzeltme konusunda kesin bir kararlılıkla tevbe etmese gerekir. Önemli olan insanın Allah'a karşı samimi ve dürüst bir kul olmasıdırı. Ancak bundan sonra Allah'ın bağışlamasını umabilir. Ama son dereceğ pervasız ve samimiyetsiz bir şekilde hareket etmeye revam ederken, Allah'tan sakınmaz ve bağışlanma da dilemezken "nasıl olsa Allah affeder" gibi bir üslup ve mantık içinde olanlar hiz de bekledikleri gibi bir sonuçla karşılaşmayabilirler.

İşte bu yüzden siz dikkat edin, "nasıl olsa Allah Affeder" gibi bir mantıkla kendinizi kandırarak bile bile Allah'ın hoşnut olmayacağı bir hayata yanaşmayın. Aksi takdirde sonsuz hayatınızı kendi ellerinizle büyük bir tehlikeye atmış olursunuz."