TEKNOLOJİ ALLAH'IN SONSUZ İLMİNİN BİR TECELLİSİDİR-2-

Bir önceki yazımızda biyomimetik adlı bilim dalının son yıllarda adının duyulduğunu ve canlılardaki bir takım sistemlerin teknolojide taklit edilmesiyle ortaya çıktığını açıkladık. Bilim adamları özellikle son yüzyılda canlılardaki üstün yaratılış delillerinin daha fazla farkına varmaya başladılar. Bu da bir çok bilim adamının Allah'a iman etmesine ve canlılardaki bu sistemleri taklit ederek insanlığın hizmetine bir çok yeni teknolojik ürün sunulmasına neden oldu.

Engerek yılanları Amerikan Savunma Sisteminin güçlendirilmesi için araştırılmaktadır...

Teksas Üniversitesinde yapılan araştırmalar neticesinde Amerikalı araştırmacılar, Engerek yılanlarında bulunan bir algılama sisteminin tam olarak öğrenilmesinin Amerikan Hava Sahasında büyük atılımlara neden olacağını açıklamışlardır. Engerek yılanlarının gözlerinin önünde küçük çukurlar bulunmaktadır. Bu çukurlar içinde çok fazla sayıda sinir bulunur. Engelerek yılanı bu sistemi sıcakkanlı avların yerini belirlemede kullanır. Çünkü "pit" adı verilen bu çukur organlar çok gelişmiş bir ısı algılayıcı sistemini içinde barındırır. Dolayısıyla engerek yılanları zifiri karanlıkta bile olsa metrelerce uzaktaki ufak bir hayvanın yerini ve varlığını tespit edebilir. Araştırmacılar bu sistemin tam olarak çözülmesi için gayret ettiklerini çünkü tehlikeli görevlerde uçuş yapan pilotların bu sistem sayesinde çok daha güvenli hareket edebileceklerini belirtmektedirler. Ancak burada yapılan çalışmalarda bir zorlukla karşılaşılmaktadır. Bu da yılanın hassasiyetine yetişmekte zorlanılmasıdır. Pit adı verilen bu organda, kan damarları ve sinir düğümleri açısından son derece zengin olan bir zar bulunmaktadır. Bilim adamları bu zarı inceleyebilmek için yaydığı sinyallerin durulması gerekmektedir. Ancak zarın hassasiyeti ve dışarıdan gelen etkilere çok çeşitli tepki vermesi, sinyalleri yakalayıp bunlar üzerinde çalışma yapılmasını zorlaştırmaktadır. Görüldüğü gibi canlıların yaratılışındaki teknolojiye insanlar henüz ulaşabilmiş değildir. İnsanlar ancak Allah'ın dilediği miktarda ve O'nun dilediği zaman bu bilgileri öğrenebilmektedir.

Köpek Balığı derisi örnek alınarak yüzücülerin süratini arttıran özel mayolar üretilmektedir...

Köpek balığının derisi üzerinde taramalı elektron mikroskobuyla yapılan araştırmalar, bu hayvanın derisinde şeritler bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu şeritler, köpekbalığının hareketi esnasında suda dikey su girdapları ve su spiralleri oluşturmaktadır. Böylece bu balığı vücuduna daha çok yapışmakta ve suyun yüzmeye karşı direnci azalmaktadır. Bu konu NASA'da yıllardır araştırılmakta ve son 10 yıldır olimpik yarışmalara katılan yüzücülerin mayolarına uygulanmaktadır. Böylece süratin son derece önemli görüldüğü bu yarışmalarda bu mayoların sürtünme direncini % 8 azaldığı tespit edilmiştir.

Ateş Böcekleri yüzde yüz verimle ışık üretmektedir...

Ateş böcekleri çıkardıkları ışıkla tanınırlar. Karın kısımlarında yeşille sarı arası bir ışık üretilir. Işığı üreten hücreler lusiferin adlı bir kimyasal madde içerir. Bu madde oksijen ve lusiferaz'la tepkimeye girer. Böylece ışık elde edilir. Ateş böcekleri hücrelerine nefes alma tüpleriyle sağladıkları hava miktarını ayarlayabilme özelliğine de sahiptir. Böylece karınlarındaki ışığın yanıp sönmesini sağlayabilirler. Ancak tüm bu işlemleri yaparken ateş böcekleri yüzde yüz verimle üretim yapar. Halbuki bugünkü teknoloji elektrik ampullerinin ancak yüzde 10 verimle çalışmasını sağlayabilmektedir. % 90'ı ise ısıya dönüşmektedir. Bu nedenle araştırmacılar ateş böceklerinin nasıl olup da yüzde yüz verimle ışık üretebildiklerini araştırmaktadır.

Londra'daki Kristal Saray Nilüfer çiçeğinden esinlenerek inşa edilmiştir...

Londra'da 1851 yılında 1. Dünya Fuarı için cam ve demirden oluşan bir bina yapılmıştır. 35 metre yüksekliğinde olan, yaklaşık 7500 metrekarelik bir alan kaplayan ve tüm dünyada bir teknoloji harikası olarak kabul edilen bu yapı, "Victoria amazonica" adı verilen bir nilüfer çiçeği örnek alınarak yapılmıştır. Bu Nilüfer çiçeğinin özelliği son derece zarif bir görünüme sahip olmasına rağmen üzerinde insanları bile taşıyabilecek güce sahip büyük yapraklara sahip oluşudur. Bilim adamları bu yaprakların dayanıklılığını araştırmak için altındaki yapıyı incelemişlerdir. Yaprakların altı kaburga benzeri bir sistemle desteklenmiştir. Yaprağın tam orta noktasından çevresine doğru uzanan lif şeklinde uzantılar vardır. Ve bu liflerin arasında da daha ince olan çaprazlama yerleştirilmiş başka dokular bulunmaktadır. Kristal yapının mimarı olan Paxton adındaki kişi, bu yapraktaki kaburgaya benzer yapıyı demirden, yaprağın asıl dokusunu ise camdan yapabileceğini böylece hem hafif hem de son derece dayanıklı bir yapı meydana getirebileceği düşüncesiyle bu mimari harikayı inşa etmiştir. New York'taki JFK havaalanında bulunan Pan Amerikan Terminal binasının çatısı da aynı şekilde nilüfer yapraklarından esinlenerek yapılmıştır.

Tüm bu araştırmalar doğada bulunan canlıların kusursuz bir aklın tasarımı sonucu meydana geldiklerini ortaya çıkarmaktadır. İnsanoğlu bu kusursuz yapıları taklit etmede bile çoğu zaman çaresiz kalmaktadır. Son yıllarda bilim adamlarının yaptığı çalışmalar bu gerçeği bir kez daha görmemizi sağlamış, iman edenlerin imanı güçlenmiş ve bir çok insanın Allah'a olan sevgisi, bağlılığı, korkusu artmıştır.

(Bu yazıdaki bilgiler için Harun Yahya'nın "Biyomimetik: Teknoloji Doğayı Taklit ediyor" adlı eserinden faydalanılmıştır)