|
ALLAH'IN
RAZI OLDUĞU KULLAR
Kuran'ı
hiç okumadıkları, Allah'ın emir ve yasaklarını tam olarak bilmedikleri
halde kendilerini doğru yolda zanneden pek çok insan vardır. Bu
insanlar genelde dini aile büyüklerinden öğrendikleri bilgilerle
yorumlar, doğru ve yanlışı bu bilgilere göre değerlendirirler. Birçoğu
kendilerini pek çok suç işlemiş hırsızlar, katillerle kıyaslayıp,
daha sonra da iyi insan olduklarına kanaat getirirler. Oysa samimi
olarak Allah'tan korkan, cenneti uman insanların kendilerine ölçü
olarak İslam ahlakını almaları, doğru yanlış kıstaslarını Allah'ın
emirleri doğrultusunda şekillendirmeleri gerekir. Neyin doğru neyin
yanlış olduğu, Allah'ın nelerden razı olacağı Kuran'ı Kerim'de ve
Peygamber Efendimizin hadislerinde anlatılmıştır. Peygamber Efendimizin
Kuran'a uymanın ne derece önemli olduğunu bildirdiği hikmetli sözlerinden
birisi şu şekildedir:
"İki
kimseye gıpta edildi: Bir adam ki, Allah ona Kuran verdi, o da
o Kuran'ın ahkamı ile amel etti. Helalini helal, haramını haram
kabul etti. Diğeri de öyle bir kimsedir ki, Allah ona mal verdi,
o da o maldan akrabalarına ulaştırdı ve o malı Allah'a itaat yolunda
harcadı. (Ramuz El-Hadis, cilt 1, s. 137, Hz. Amr İbni Asr r.a.)
Öyleyse
Allah'ın kendisinden razı olmasını isteyen insanların Kuran'ı ve
Peygamber Efendimizin sünnetini rehber edinmesi gerekir. Böyle bir
kişi yalnızca Allah'a kulluk eder, O'nun sevgisini ve hoşnutluğunu
kazanmaya çalışır, O'nun rızasını hiçbir dünyevi menfaate tercih
etmez. Peygamber Efendimiz ihlasın ne derece önemli olduğunu şöyle
buyurmuştur:
Amellerinizi
Allah için halis kılınız. Zira Allah-u Teala ancak Kendisi için
ihlasla yapılan amelleri kabul eder. (Ramuz El-Hadis, cilt 1,
s. 20)
Sadece
Allah için yaşayan Müslümanlar yine yalnızca Allah'tan korkup-sakınırlar.
Allah'ın yasakladığı veya rızasına aykırı olan bir şeyi yapmaktan
çok çekinirler. Cenab-ı Allah Peygamberlerin sahip olduğu üstün
ahlakı tarif ederken "O'ndan içleri titreyerek-korkanlar
ve Allah'ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır." (Ahzap Suresi,
39) diye bildirmiştir. Kendilerine Peygamberlerin ahlakını
örnek alan, onlara benzemek isteyen samimi Müslümanlar da bu mübarek
insanlar gibi yalnızca Allah'tan korkup sakınırlar.
Yalnızca
Allah'tan korktukları gibi yine yalnızca Allah'a dayanıp güvenirler.
Sahip oldukları herşeyi verenin Allah olduğunu bildikleri için O'na
şükrederler. Ekonomik yönden darlıkta ya da bollukta olmaları onlara
herhangi bir üzüntü ya da kibir vermez.
Derin
düşünen samimi Müslümanlar Allah'a kesin bilgiyle iman etmişlerdir.
Hiçbir durum bu insanları karamsarlığa veya yılgınlığa kaptırmaz.
Aksine hizmet şevkleri ve heyecanları her geçen gün daha da artar.
Allah samimi Müslümanların ahlakını şöyle tarif etmektedir:
Mü'min
olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Resûlü'ne iman
ettiler, sonra hiç bir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla
ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların
ta kendileridir. (Hucurat Suresi, 15)
Allah'a
büyük bir sevgi, derin bir saygı ve şiddetli bir korku ile bağlı
olan bu insanlar hayatları boyunca sürekli olarak Rabbimizi anar,
Allah'ın herşeyi gören ve işiten olduğunu bilir, sürekli Allah'ın
sonsuz kudretini hatırda tutarlar:
Onlar,
ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin
ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz,
Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından
koru." (Al-i İmran Suresi, 191)
Peygamber
Efendimiz de Müslümanlara Allah'ı çok anmalarını emretmiştir:
"Allah'ı
çok zikretmekle meclislerin hakkını verin. Doğru yolu gösterin
ve gözlerinizi indirin. (Haramdan sakının)" (Ramuz El-Hadis, cilt
1, s. 22, Hz. Sehi İbni Huneyf r.a.)
Bu
insanların en önemli özelliklerinden bir diğeri Allah karşısındaki
acizliklerini hiç unutmamalarıdır. Peygamber Efendimiz de Müslümanları
mütevazi olmaları konusunda şöyle uyarmıştır:
"Allah
güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise hakkı reddetmek ve insanları
hor hakir görmektir." (İmam Nevevi, Riyaz'üs-Salihin, Cilt: 3,
s.163)
Müminler
herşeyin Allah'tan olduğunu bilirler. Kadere tam anlamıyla teslim
olmuşlardır. Nitekim Peygamber Efendimiz kadere imanın tevhidin
esası olduğunu bildirmiştir. (Ramuz El-Hadis, cilt 1, s. 193, Hz.
Ebu Hureyre r.a.) Kuran'da pek çok ayette tevekkülün önemi anlatılmıştır.
Bu nedenle müminler hiçbir olay karşısında telaşa kapılmaz, her
zaman tevekküllü davranırlar. Allah'tan korkan bir insanın tevekkül
anlayışının nasıl olması gerektiğini bildirilen ayetlerden biri
şöyledir:
"De
ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiç
bir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca
Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)
Müminlerin
içinde bulundukları her durumda Allah'tan razı olmalarının, tevekkülü
hiç kaybetmemelerinin en önemli nedenlerinden bir diğeri de bu insanların
sadece ahirete yönelmiş olmalarıdır. Bu insanlar kısacık kalacakları
dünya hayatında karşılaştıkları her anın kaderde olduğunu ve imtihanın
gereği olarak yaratıldığını bilirler. Asıl yurt olarak ahireti umdukları
için zorlukta, darlıkta veya bollukta Allah'ı en çok razı edecek
tepkiyi verirler. En çok ecri kazanmaya çalışırlar. Elbette dünya
nimetlerinden faydalanmaya dünya şartlarında olabilecek en güzel,
en ferah hayatı yaşamaya çalışırlar. Ancak bunları da yine yalnızca
ibadet olarak yaparlar. Araf Suresinin 31. ayetinde Müslümanların
hem dünya hem de ahiret nimetlerinin gerçek sahibi olduğu şöyle
bildirilmiştir:
"De
ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları
kim haram kılmıştır?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler
içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk
için ayetleri böyle birer birer açıklarız."
|