|
İNKAR
EDENLERİN YİTİRDİĞİ MANEVİ ZEVKLER
İnsanlar
kötülükten, zulümden, haksızlığa uğramaktan, küçük düşmekten, sıkıntı
çekmekten, mutsuz olmaktan ve bunun gibi onlara acı verecek her
türlü şeyden korkarlar. Halbuki tüm acıların kökeninde dinin yaşanmaması
yatmaktadır. Bu nedenle insanların asıl çekinmeleri ve korkmaları
gereken dinden uzak yaşamaları, Allah'ı razı edecek bir ahlaka sahip
olmamalarıdır. Nitekim insan fıtratı ancak din ahlakını yaşayarak
mutlu olacak şekilde yaratılmıştır. Din insanın mutlu olacağı, rahat
yaşayacağı her türlü ortamın zeminini oluşturan hükümler getirmiştir.
Allah'ın kulları için emrettiği hayat şekli kusursuzdur. Bu nedenle
insan ruhu dinin hükümlerini yerine getirmekten büyük zevk alır.
İnkar
edenler ise dinden uzak yaşayarak büyük maddi kayba uğradıkları
gibi alacakları manevi zevklerden de mahrum kalırlar. Bunların başında
sevgiyi yaşayamamak gelir.
Sevginin
yaşanmaması..
Sevgi
Allah'ın dünyada ve ahirette yarattığı en büyük nimetlerden biridir.
Harun Yahya sevginin insan ruhunda meydana getirdiği etkiyi "Dünya
Hayatında Tüm Zevkleri Tüketenler" adlı eserinin 65. sayfasında
şu şekilde açıklamaktadır.
"İnsan
Allah'ın yarattığı maddi manevi tüm nimetlerden çok büyük zek alır,
güzel bir manzara, güzel bir ev, etkileyici bir müzik, estetik hazırlanmış
bir sofra bunların hepsi insan ruhunda büyük bir çoşkuya neden olur.
Ancak hiçbiri sevgiden alınan zevkin yerini tutamaz."
İnsanın
ruhuna çoşku veren gerçek bir sevginin yaşanabilmesi için belirli
şartların oluşması gerekir. Bir insana karşı kalpte coşku meydana
gelmesi için onun ahlakının güzel olması şarttır. Bu da ancak Allah'a
iman etmesi ve dine uymasıyla mümkündür. Kalpte sevgi oluşturan
merhamet, hoşgörü, sabır, saygı gibi güzel özellikler, iman kaynaklıdır.
Bir insan Allah'ı ne kadar seviyorsa ve Allah'tan ne kadar korkuyorsa
o ölçüde güzel huylu olur. Bu da sözkonusu kişiye karşı ruhta büyük
bir muhabbet meydana getirir. Bunun yanısıra sevginin yaşanabilmesi
için gereken diğer bir koşul, insanlardaki güzel özellikleri fark
edebilecek bir akla sahip olmaktır. Bir insan ne kadar akıllıysa
o kadar derin düşünebilen ve güzelliklerden o ölçüde zevk alabilen
bir insan olur. Karşısındaki kişinin karakterindeki incelikleri,
ahlaki üstünlüklerini fark edebilecek bir akıl beraberinde sevebilme
yeteneğini de getirir. Ancak Allah'ı sevmeyen ve Allah'tan korkmayan
kişiler sevgi nimetini hiçbir zaman gerçek anlamda yaşayamazlar.
Ne kendilerini sevilebilecek hale getirebilir ne de çevrelerindeki
insanların güzel özelliklerini farkedebilecek bir akıl ve derinliğe
sahip olabilirler.
Güzel
ahlaktan alınan zevkin yaşanmaması...
Bir
insanın güzel ahlak özelliklerine sahip olması için Allah'a iman
etmesi ve yaptıklarının karşılığını ahirette göreceğine inanması
gerekir. Aksi takdirde çıkarlarıyla çatıştığı zamanlarda doğruyu
uygulayabilecek gücü kendisinde bulamaz. Ayrıca menfaatlerinin aleyhine
bir olayla karşılaştığında dürüst ve samimi davranmasının gerekliliğine
de inanmaz. Allah'a iman eden insanlar, kendilerine kötülük yapan
kişileri Allah'ın emri olduğu için affederler. Kin tutmaz, intikam
almaz, kimseye karşı haksızlık yapmaz, her zaman doğru şahitlikte
bulunur, adil davranır, zor zamanlarda sadakat gösterir, karşılıksız
sever, her zaman samimi ve dürüst olurlar. Allah korkusu olmadığında
ise kişi tüm bu ahlaki özellikleri yaşamayı zor görür. Bencil, egoist
olmayı, çıkarlarını korumayı, en çok kendisini sevmeyi, korumayı,
haksızlığa uğradığında intikam almayı ya da zalim olmayı tercih
eder. Ancak bunu yaparken güzel ahlaklı olmanının kendisine yaşatacağı
vicdan rahatlığından, ruhunda duyacağı zevkten mahrum kalır. Herşeyden
önemlisi Allah'ı razı etmenin kalbine vereceği coşkuyu, neşeyi ve
rahatlığı hayatının hiç bir döneminde yaşayamaz. Bu dünyada inkar
edenlere verilen belalardan sadece biridir. Asıl karşılık ise ahirette
olacaktır. Sayın Harun Yahya'nın aynı eserin 85. sayfasında güzel
ahlak göstermenin zevkini yitirenler şöyle anlatılmaktadır.
İnsana
güzel ahlak kazandıracak tek yol Allah'a iman ve imandan kaynaklanan
Allah korkusudur. Bunun dışında insanların gösterdikleri güzel davranışlar
hep çeşitli hesaplara dayalı geçici davranışlardan ibaret olacaktır.
Örneğin bir yerden menfaat geleceğini hissetikleri zaman cahiliye
ahlaklarından taviz veriyor gibi görünecek, zaman zaman fedakarlıklarda,
hoşgörülü tavırlarda bulunacak, bunun dışında ise sadece menfaatlerinin
kendilerini sürüklediği ahlakı yaşayacakladır.
Bu
çarpık düşüncelerin onlara getirdiği zarar ise çok büyüktür. Her
ne kadar bencil hoşgörüsüz, ya da adaletsiz davrandıklarında küçük
küçük dünyevi çıkarlar sağlıyor gibi görünseler de, aslında yaşadıkları
bu kötü ahlak ruhlarında çok derin bir tahribat oluşturur. Vicdanlarına
her aykırı hareket ettiklerinde, bu onların içlerinin daha da kararmasına,
ruhlarında daha büyük boşluklar, maneviyatlarında daha büyük kayıplar
oluşmasına neden olur.
Ancak
unutmamak gerekir ki Allah insanlara zulmetmez, ancak insanlar kendi
kendilerine zulmederler. Allah insanların güzel, rahat ve mutlu
yaşayacakları şartları Kuran'da açıklamıştır. İnsan fıtratına uygun
davranarak güzel ahlak gösterdiğinde ve samimi olduğunda hem dünyada
hem de ahirette güzel bir hayat yaşar. İnsanlar vicdansız davranarak
kendi arzularıyla Allah'ın kendilerine vaadettiği bu güzel hayatı
reddederler. İslam ahlakını yaşamanın manevi zevklerinden olduğu
gibi maddi tüm zevklerinden ve bereketinden de mahruk kalarak sonsuza
kadar acı içinde yaşamaya mahkum olurlar.
|