|
KARMA
İNANCI SAPKIN BİR FELSEFENİN ÜRÜNÜDÜR
Tarih
boyunca din ahlakından uzak yaşamanın çok ağır bedelleri olmuştur.
İnsanlar birbirlerine olan güvenlerini kaybetmiş, ekonomik sıkıntılar
artmış, dostluklar bozulmuş, çıkar çatışmalarından doğan savaşlarda
milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Yaşanan tüm bu sıkıntılar
insanları hayattan zevk almayan, mutsuz, karamsar bir ruh haline
yöneltmiştir. Çözümün İslam ahlakında olduğunu bilmeyenler çeşitli
arayışlara girmiş ve bir çok batıl felsefe gündeme gelmiştir. Karma
felsefesi de insanların günlük sorunlardan kurtulacaklarını sandıkları
için sarıldıkları bu batıl yollardan biridir. Çünkü bu felsefe insanlara
huzur, barış, güven ve sevgi yolu olarak sunulmuştur.
Doğu
dinlerindeki gizemli hava, kıyafetlerdeki ve tavırlardaki orijinallik,
dünya hayatını umursamayan dışa kapalı görünüm insanları etkilemiş,
insanlar bu yolla ekonomik, siyasi ve kişisel sorunlarını unutabileceklerini
veya umursamamayı öğrenebileceklerini zannetmişlerdir. Halbuki Budizm,
Hinduizm gibi doğu dinlerinin sakin görünümünün altında büyük bir
sapkınlık yatar. Herşeyden önce bu batıl felsefelerin tümü insan
fıtratına aykırı, akla, mantığa uygun olmayan ve insanı daha da
mutsuz yapan bir çok kurala dayalıdır. Bir takım hurafeler, yanlış
inançlar üzerine kurulmuştur. Karma felsefesi de bu dinlerin bir
ürünüdür.
Öncelikle
şunu bilmek gerekir ki, Karma felsefesinin hiçbir kutsal dayanağı
ve bir kutsal kitabı yoktur. Bu inancın kuralları hiç bir temele
dayanmaz. Bir takım insanların ortaya koyduğu dayanaksız inançlardan
oluşur. Karma felsefesi aslında bir sebep-sonuç kanunu olarak tanımlanabilir.
Bu inanca göre "insanın geçmişi bugününü" şekillendirmektedir. Yani
insan "geçmişte" her ne yaptıysa, bugünkü durumu ona göre şekillenecektir.
İyi "geçmişe" sahip bir insanın "geleceği" de iyi olur. Kötülük
ise "gelecekte" de kötülük getirecektir. İlk bakışta bir çok insana
normal gibi gelen bu inanç şekli aslında tam bir hurafe ürünüdür.
Çünkü burada "geçmiş" olarak bahsedilen o insanın şu anki hayatından
önce yaşadığı bir başka hayattır. Gelecek olarak anlatılan ise kişinin
ölümünden sonra gene dünyada yaşayacağı farklı bir hayattır. Yani
karma felsefesi batıl reenkarnasyon inancı üzerine kuruludur. Karma
inancında ahiret kavramı yoktur. İnsanlar ölürler ve öldükten sonra
tekrar bir başka bedenle dünyaya yeniden gelirler. Ve bu böyle devam
edip gider. Ancak bir insanın başarılarının, mevkisinin ya da zenginliğinin
bir önceki hayatında yaptığı iyiliklere bağlı olduğuna inanılır.
Bir önceki hayatında kötü olan insan ise sonraki hayatında başarısız
ya da fakir olacaktır. Hatta insan yaptığı kötülüklerin şiddetine
göre bir sonraki hayatında bir fare, kuş ya da bitki olarak bile
yeniden doğabilir.
Karma
felsefesi tüm bu akıl dışı safsataları insanlara sunarken, insanları
ardı ardına kimin yarattığını, iyiye iyilikle karşılık veren adaleti
kimin uyguladığını, tüm bu evreni yoktan yaratan gücün kime ait
olduğunu açıklamaz. Karma inancında Allah'ın adı hiç bir şekilde
anılmaz. Tüm bu olaylar sadece bir hayal ürünü olarak ortaya konur
ve insanların buna gözü kapalı olarak inanmaları istenir.
Nitekim
insanlar da bu felsefeyi mantıklarıyla ya da vicdanlarıyla değil,
sadece sorunlardan kaçma amacıyla hiç düşünmeden kabul ederler.
Halbuki insanı karanlıklardan aydınlığa çıkartacak olan tek inanç
şekli İslam dinidir. Tüm insanları, dünyayı, canlıları yaratan Rabbimiz,
insanlara en mükemmel yaşam şeklinin yollarını göstermiştir. İnsanın
kendi hayatından veya sorunlarından kaçarak batıl felsefelerle vicdanını
uyuşturması bir çözüm yolu değildir.
Çözüm,
aklın ve vicdanın tam ve doğru olarak kullanılmasıdır. Kuran'da
bildirildiği gibi insanlar dünyaya sadece bir kere gelirler. Allah
insanı dünyaya imtihan etmek üzere yollamıştır. İmtihanın aslı ise
samimi olması ve İslam ahlakını yaşamasıdır. Allah'a kul olarak
yaratıldığı ve ahirette hesap vereceği gerçeğini gören ve bunun
gereğini yerine getiren her insan hayatın zorluklarına karşı güçlü
ve iradeli olur. Hiçbir olay onu karamsarlığa düşürmez, Allah'ın
merhametine, adaletine güven duyar. Herşeyi hayır olarak değerlendirir
ve lehine olacağını bilir.
Doğu
felsefeleri dünya hayatının gerçek yüzünü insanlardan saklarlar.
Onlara sorunlarından kurtulmak için bir hayal aleminde yaşamalarını
önerirler. Halbuki İslam dini insanların gerçekçi olmalarını emreder.
Hayatın elbette zorlukları olacaktır. Allah zorlukları özel olarak
yaratmıştır. İnsanların hangisinin güzel davranışlarda bulunacağını
denemek için yaratılan bu zorluklara sabretmek ve olumlu karşılık
vermek gerekir. Açlık, fakirlik, hastalıklar, doğal felaketler,
güvenilmez insanlar, kavgalar, savaşlar dünya hayatının bir imtihan
yeri olmasının gereğidir. Allah'a iman eden bir insan tüm bu karmaşık
olayların Allah'ın kontrolü altında olduğunu bilmenin getirdiği
rahatlıkla yaşar. Bu samimiyetine karşılık Allah müminlerin hayatlarını
kolaylaştırır, onlara bereket, güç, rahatlık verir. Dolayısıyla
Allah'a ait gücü, sapkın felsefelerde aramak insanları sadece hayal
kırıklığına, karamsarlığa ve en önemlisi de ahirette sonsuz bir
azaba sürükleyebilir. Bu gerçeği unutmamak ve Allah ömür verirken
hak dine yönelmek her insan için tek kurtuluş yoludur.
|