|
MÜSLÜMAN
KADIN GÜÇLÜ EV İRADELİ BİR KARAKTERE SAHİPTİR
Cahiliye
ahlakında güç genellikle para, şan şöhret, itibar, isim sahibi olmak,
belli başlı bazı kavramlarla özdeşleştirilmiştir. Bunlardan en az
biri elde edilebildiğinde güç sahibi olunacağına inanılır. Kimi
zaman da bu özelliklere sahip olan kimselerin himayeleri altına
girildiğinde insanların kendilerini güçlü hissedebilecekleri düşünülür.
Oysa dünya hayatının her an elden gidebilecek geçici değerleriyle
elde edilen bir güç, elbette aynı şekilde kolaylıkla yitirilebilir
niteliktedir.
Müminler
ise güçlerini imanlarından alırlar. Bundan dolayı hangi şartlar
altında olurlarsa olsunlar, güçlerinde bir değişiklik olmaz. Bu,
mümin kadının da karakterini belirleyen önemli bir özelliktir. Allah
Kuran'da güçlü, hiçbir zaman için sarsılmayan onurlu kişilik yapılarına
şöyle dikkat çekmektedir:
Ey
iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se,
Allah (yerine) Kendisi'nin onları sevdiği, onların da Kendisi'ni
sevdiği müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü
ve onurlu,' Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından
korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu
dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.
(Maide Suresi, 54)
Allah'ın
bu ayette bildirdiği önemli bir başka mümin özelliği de, iman edenlerin,
insanların kınamalarından etkilenmeyen güçlü bir şahsiyete sahip
olmalarıdır. Müminler, tarih boyunca pek çok peygamberin, yaşadıkları
toplumlar tarafından çeşitli şekillerde suçlanıp kınandıklarını,
eziyetlere maruz kaldıklarını, yurtlarından sürüldüklerini ve hatta
bu nedenle öldürüldüklerini bilirler. Peygamberlerin tüm bu zorluklar
karşısında göstermiş oldukları güçlü, dayanıklı ve sağlam kişiliği,
sabrı, kararlılığı ve tevekkülü kendilerine örnek alırlar. Allah'ın
"Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz
ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta
olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer
sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir." (Al-i İmran
Suresi, 186) ayetiyle bildirdiği gibi, dünya hayatındaki
imtihanın bir gereği olarak, müminlerin zorluk ve sıkıntılarla deneneceklerini,
inkar edenlerden 'eziyet verici' sözler duyarak kınanabileceklerini
bilirler. Tüm bunları, Allah'a karşı olan samimi imanlarını, teslimiyetlerini
ve sadakatlerinin gücünü gösterebilecekleri olaylar olarak görüp
şevkle karşılar ve güçlü bir irade gösterirler.
Hiçbir
zaman cahiliye ahlakını yaşayan kadınlarda görülebilen zayıflıklara
kapılmazlar. Bir kimsenin sözü, tavrı ya da eleştirisi, zayıflık
gösterip güçsüz düşmelerine, cesaretlerinin kırılmasına neden olmaz.
Alınganlık, kırılganlık gibi duygusal tepkiler vermeyi hiçbir zaman
için kendilerine yakıştırmazlar. Her ne olursa olsun Allah'a tevekkül
ederler. Başlarına her ne gelirse gelsin, Allah'ın sonsuz adaletli
olduğunu, herşeyi görüp bildiğini, kimsenin 'hurma çekirdeğindeki
bir iplikçik' kadar bile haksızlığa uğratılmayacağını bilmenin
rahatlığını yaşarlar. (Nisa Suresi, 49) Allah'a teslim olurlar.
Kendilerini kınayan kişi, bu bakış açısında haksız ise, bu haksızlığını
Allah'ın mutlaka ortaya çıkaracağını bilir, bundan dolayı telaşa
kapılmazlar.
Kimi
cahiliye kadınları ise, güç ve iradenin erkeklere ait olan özellikler
olduğuna inanırlar. Erkeklerin, zorluklar ve sıkıntılar karşısında,
hem kendileri hem de yanlarındaki kadınlar adına güç ve irade göstermekle
sorumlu olduklarını düşünürler. Kadınların yapabilecekleri en iyi
tavrın ise, onlara sığınmak ve onların akıllarına, iradelerine ve
güçlerine teslim olmak olduğunu sanırlar. Bu nedenle, daima korunup
kollanmayı beklerler. Özellikle de zorluk ve sıkıntı ortamlarıyla
karşı karşıya kaldıklarında, mevcut güçlerini ve iradelerini de
kaybeder, telaşa kapılırlar. Bu da akıllarının iyice karışmasına
ve mantıklı düşünme yeteneklerini kaybetmelerine neden olur.
Bunun
gibi, cahiliye ahlakını benimseyen kimi kadınlar, gösterdikleri
bu zayıf kişilik nedeniyle, insanların kendileri hakkında ne düşündüğüne
de gereğinden fazla önem verirler. Çoğu zaman sırf insanların gözüne
girebilmek, onlar üzerinde olumlu bir izlenim bırakıp aralarında
iyi bir yer edinebilmek için, yanlış olduğunu bile bile bazı tavırlarda
bulunabilirler. Aynı şekilde, bu insanlar tarafından beğenilmediklerine,
kınandıklarına ya da küçük görüldüklerine dair herhangi bir tepkiyle
karşılaşacak, bu yönde herhangi bir söz duyacak olurlarsa da, büyük
bir yıkıma uğrayabilirler. Önemli olanın Allah Katındaki değerleri
olduğunu düşünmedikleri, bunun yerine sadece insanların rızasını
hedefledikleri için, tüm yapıp ettiklerinin boşa gittiğine inanır
ve büyük bir üzüntüye kapılırlar. Morallerinin bozulmasıyla birlikte
de tüm güçlerini, iradelerini ve cesaretlerini yitirirler.
Müslüman
bir kadın ise, doğru olduğunu bildiği bir konuda hiçbir zaman bir
insanın kınamasından dolayı geri adım atmaz. Allah Kuran ayetleri
ile insana doğruyu ve yanlışı tüm detaylarıyla bildirmiştir. Müslüman
kadının ölçüsü Kuran'dır. Eğer Allah'ın Kuran'da bildirdiği ahlakı
gösterdiği için çevresindeki insanlar tarafından kınanıyorsa, bu
tam tersine onun bu yöndeki şevkini, iradesini ve isteğini daha
da güçlendirir. Allah'ın rızasını kazanabilmesi onun için, insanların
hoşnutluğunun ve düşüncelerinin çok üzerindedir. Çünkü insanı asıl
olarak değerli kılan Allah Katındaki konumudur. Bunu belirleyen
de onun Kuran ahlakına uygun hareket edip etmediğidir. Bu nedenle
insanların ne dediğine ya da çoğunluğun kanaatine göre değil, Kuran
ahlakına göre bir kişilik geliştirirler. Tek başlarına dahi kalsalar
çoğunluğa uymaz, müstakil bir tavır gösterirler.
Bediüzzaman
Said Nursi de sözlerinde bu konuya dikkat çekmiş, Allah'ın rızasına
uygun hareket ettikten sonra insanların rızasının hiçbir önemi olmayacağını
şöyle ifade etmiştir:
…
Rıza-yı İlahî kâfidir. Eğer O yâr ise, herşey yârdır. Eğer O yâr
değilse, bütün dünya alkışlasa beş para değmez...
Amelinizde
Allah rızası olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti
yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan
ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti lazım gelirse, sizler
istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir,
onları da razı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız
Cenab-ı Hakk'ın rızasını esas maksad yapmak gerektir.
|