|
HUZUR
VE GÜVENLİK KURAN AHLAKINA UYULURSA SAĞLANABİLİR
Yüzyıllardır
dünyada savaşlar olmakta, pek çok insan sırf kendileri gibi düşünmüyor
diye veya bir çıkar uğruna diğer insanlar tarafından katledilmekte,
hırsızlık, gasp, insanların haklarına ve kişiliklerine tecavüz gibi
suçlar tüm dünyada çok sık olarak yaşanmaktadır. Sosyal hayatta
olduğu gibi ticari hayatta da insanlar birbirlerini dolandırmakta
ve herkes kendi menfaati için başkalarının haklarını çiğnemekten
çekinmemektedir. Dolayısıyla kimse kimseye güvenmemektedir. Bu sorunları
giderebilmek için şimdiye kadar elbette pek çok çözüm yolu denenmiştir
ve buna devam da edilmektedir. Ancak şimdiye kadar ne alınan güvenlik
önlemleri, ne üretilen çözümler, ne yapılan barış anlaşmaları bu
sorunların önüne geçememiştir. Zira din dışı olan sistemlerde aranan
çözümler insana dünya hayatında mutluluğu vaat etmişler, insanların
herhangi bir karşılık olmadan fedakarca iyilik yapmasını sağlayamamışlardır.
İnsanlar mutluluğun ancak güçlü ve zengin olarak elde edilebileceğine
inanmışlar, sabrın, fedakarlığın, tevazunun, çalışkanlığın bir insana
huzur verebileceğini, insan ruhunda çok büyük bir tatmin oluşturduğunu
pek çok insan kavrayamamıştır. Nitekim yüzyıllardır bir çok sorunun
kaynağında başkalarının haklarına kendi menfaatleri ve rahatı için
tecavüz etme vardır. Bu durum, dünyada savaşlara, katliamlara ve
toplumsal huzursuzluklara sebep olmuştur.
Sevgisizliğin,
nefretin, kinin, düşmanlığın, bencilliğin, acımasızlığın sebep olduğu
bu sorunların çözümü dünyada Kuran ahlakının yaygınlaştırılması
ile mümkündür. Kuran'da diğer insanlara adaletli davranmak, merhametli
olmak, sevgi, yardımlaşma, başkalarının hakkına asla el uzatmamak,
hatta gerekirse bizzat koruyucusu olmak, fedakarlık, sabır, öfkeyi
tutup yenmek, hoşgörü ve affedicilik öğretilmektedir. İşte bu özellikler
toplumu oluşturan insanlar tarafından uygulandığı zaman var olan
sorunların hiç birisinin bir daha meydana gelmeyeceği görülecektir.
Kuran ahlakının yaşanması kişilere akıl ve güzel ahlak kazandırır.
Böylece toplumda menfaatperest, bencil, bozguncu kişilerin yerini
akıl ve vicdanını tüm insanlar için kullanan, çözüm üretebilen kişiler
alır ve sorunların çözümüne vesile olunur. Kuran ahlakını yaşayan
Müslümanlar her türlü sorumluluğu üstlendikleri, yani hayırlarda
yarış yaptıkları, için toplum içinde çok huzurlu, güvenli, verimli,
adaletli bir ortam oluşur.
İnsanlar
arasında sorumluluğu başkalarına yıkma, sorumluluktan kaçınma mantığı
çok yaygın bir durumdur. Pek çok insan kendisinden daha zengin,
makam, mevki sahibi veya daha okumuş bir insan varsa, çözüm üretiminin
ve yardımın bu kişilerce yapılabileceğini düşünür. Veya kendisinin
iyi olmasıyla veya tek başına güzel ahlakı anlatmasıyla dünyadaki
kaos ortamının nasılsa düzelmeyeceğini düşünüp, huzur, güvenlik
ve iyilik için bir şeyler yapmamasına mazeret bulabilir. Oysa ne
durumda olursanız olun, hangi yerde, nasıl bir mevkide olursanız
olun mutlaka sizin yapacağınız bir şey vardır. Sizin çabanızın büyük
bir kıymeti de vardır. Unutmamak gerekir ki her insan kendisinden
sorumludur, herkes kendisi bu ahlak üzerinde yaşasa ve etrafındaki
insanları Kuran ahlakını yaşamaları konusunda teşvik etse bunun
hiç de o kadar zor olmayacağını görecektir. Allah tek tek her insana
bu yükümlülüğü vermiştir. Kuran'da şöyle buyrulmaktadır:
Sizden;
hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden)
sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.
(Al-i İmran Suresi, 104)
Size
ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan
bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder,
bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar
ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına cehd etmiyorsunuz? (Nisa
Suresi, 75)
Vicdanlı
insanlar zaten bu duruma seyirci kalamazlar, ancak çözümü belki
yanlış yerde aradıkları içinde buna bir çözüm geliştirememiş olabilirler.
Böyle bir durumda insanların çözüm için yapması gereken şu olmalı:
Zulme neden olan fikir sistemi ile mücadele ederek sorunun kökenini
yok etmek, iyiliğin ve adaletin yaşanması için din ahlakını insanlara
anlatmak.
Hiç
kimse unutmamalıdır ki her şeyi evirip çeviren Allah'tır, O'nun
izni olmadan bir yaprak dahi kıpırdayamaz. Dünyada gelişen olaylar,
çıkan savaşlar hepsi Allah'ın dilemesi ile gerçekleşmekte ve insanlar
bu durum karşısında gösterdikleri tavırla imtihan edilmektedirler.
İnsanların olayların seyrini değiştirebilme, olacak olayları erteleyebilme
gibi bir güçleri yoktur. İmtihanın bir sırrı olarak yalnızca olaylar
karşısında tavırlarının Kur'an ahlakına uygun olup olmadıklarından
sorumlu tutulmaktadırlar. Bu nedenle hiç kimse benim yaptığımla
ne olur, ben tek başıma ne yapabilirim diye düşünmemelidir. Başkalarının
yapmıyor olması diğer insanların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Teşvik ederek insanları hayıra yöneltmek insanın kendisi için bir
kazançtır, Allah bu hayırdan insanın kendisine bir pay verir:
Kim,
güzel bir aracılıkla aracılıkta (şefaatte) bulunursa, ondan kendisine
bir hisse vardır; kim kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa,
ondan da kendisine bir pay vardır. Allah her şeyin üzerinde koruyucudur.
(Nisa Suresi, 85)
Çözüm
Kuran ahlakında olduğuna göre Kuran'ın tüm insanlara anlatılması
vicdan sahibi insanların üzerinde büyük ve önemli bir sorumluluktur.
Müslümanların Allah'ı hoşnut etmesiyse herşeyin üzerindedir. Allah
ayetinde şöyle buyurmaktadır:
Bizim
üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden
başkası yoktur. (Yasin Suresi, 17)
|