|
MÜSLÜMAN
HÜZÜNLENMEZ, ÜZÜLMEZ
Müslümanlar
meydana gelen her olayın Allah'ın kontrolünde olduğunu, Allah'ın
herşeyi bir hayır üzere yarattığını bilen insanlardır. Kuran'da
bildirildiği üzere Allah'ın izni olmadan yeryüzünde tek bir yaprağın
dahi düşmeyeceğinin bilincindedirler. Bundan dolayı da sadece Allah'a
güvenirler. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
...Olur
ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki,
sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.
(Bakara suresi, 216)
Bu
nedenle Müslümanlar başlarına gelen her olaya hayır gözüyle bakarlar.
Bir işlerinin kendi istedikleri şekilde sonuçlanması konusunda ısrarcı
değildirler. Ellerinden geleni tam yaptıktan sonra sonucunu Allah'a
bırakır ve tam tevekkül ederler.
İnsanlar
hayatları boyunca pek çok olay yaşar, birçok sürprizle karşılaşır,
beklemedikleri ya da ummadıkları çok durumla karşı karşıya kalırlar.
Bunlar dışarıdan zahir gözle bakan imanı zayıf bir kişi için zor
durumlar gibi gözükse de, Müslümanlar olayları hep hayır olarak
görürler. Bundan ötürü de hiçbir zaman hüzne kapılmazlar. Örneğin
hastalık ya da ölüm haberi alabilir, önemli bir sınavında başarısız
olabilir, işinden ayrılmak zorunda kalabilir, iftiraya uğrayabilir,
evini veya arabasını kaybedebilir, en yakınlarının zorlu hastalıklarına
şahit olabilir, kendisi sakatlanabilir, çok ciddi bir hastalığa
yakalanabilir... Bütün bu örnekleri artırmak mümkündür. Bu tür örnekler
dinden uzak bir yaşam süren, zahir insanlar için yıkıcı, üzücü ya
da telafi edilemez nitelikte olaylar olabilir. Oysa Müslümanlar
için hiçbir olay üzülmeyi, hüzne kapılmayı gerektirmez. Müslümanlar
herşeyi sakin, itidalli değerlendirir, evrendeki hiçbir olayın Allah'ın
izni olmadan gerçekleşmediğinin bilinciyle hareket ederler. Elbette
ki dünyanın bir ucundaki herhangi bir ağacın dalından düşen bir
yaprağı dahi kontrolü altında tutan Allah, kişinin karşılaştığı
bu durumu da yaratandır. Bu durumda Allah'a tevekkül etmek gerektiği
açıktır. Bu, imanın gereğidir. Aksi imanla asla bağdaşmayan, kabul
edilemez bir durumdur. Hiçbir Müslümanın üzülmeyi, hüzne kapılmayı
kendisine yakıştırmaması gerekir.
Hüzne
kapılmamak gerektiği ile ilgili Kuran'da da pek çok örnek vardır.
Örneğin Peygamber Efendimiz (sav) Mekkeli müşriklerden kaçarken
sığındıkları mağarada, çok zor koşullar altında bulunmalarına karşın
yanındaki arkadaşına şöyle tavsiyede bulunmuştur:
"Siz
Ona (Peygambere) yardım etmezseniz, Allah Ona yardım etmiştir.
Hani kafirler ikiden biri olarak Onu (Mekke'den) çıkarmışlardı;
ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: "Hüzne kapılma,
elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah Ona 'huzur ve
güvenlik duygusunu' indirmişti, Onu sizin görmediğiniz ordularla
desteklemiş, inkara edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını)
alçaltmıştı..." (Tevbe Suresi, 40)
Peygamberimizin
bu olaydaki tavrı tüm Müslümanlar açısından önemli bir örnektir.
Tevekküllü tavrın nasıl olması gerektiğini Allah bu örnekle Müslümanlara
bildirmektedir. Zira çok zor koşullarda dahi Peygamberimiz (sav)
asla hüzünlenmemekte, hep Allah'a dayanıp, güvenmektedir. Nitekim
Allah Kuran'ın birçok ayetinde hüzünlenmemeyi emretmektedir (Nahl
Suresi 127, Neml Suresi 70, Meryem Suresi 24, Yasin Suresi 76)
Allah'ın
Kuran'da hüzünlenmeme konusunda bu şekilde açık hükümlerinin olması
Müslümanların hüzünlenmemeleri için yeterlidir. Bu hükümleri bile
bile olaylar karşısında üzülmek, hüzünlenmek, endişelenmek, umutsuzluğa
kapılmak imanlı insanlara kesinlikle yakışmayacak tavırlardır. Dahası
bu tip tavırlar iman zaafiyetinin göstergesidir, ki bu hiçbir Müslümanın
düşmek istemeyeceği bir durumdur.
Müslümanların
hüzne kapılmamalarının bir diğer sebebi ise kadere olan güçlü imanlarıdır.
İnsanın hayatının her anı, söylediği her söz, düşündüğü herşey,
başına gelen her olay, nerede ve ne zaman öleceği o daha dünyaya
gelmeden belirlenmiştir. İnsan hayatı süresince Allah'ın kendisi
için dilediklerini yaşamaktadır. Müminlere büyük bir huzur ve rahatlık
veren de budur; başlarına gelen herşeyi Allah'ın planladığını ve
herşeyin mutlaka kendileri için hayır olduğunu bilirler. Bundan
dolayı müminler, başlarına gelen her olayda hep Allah'a sığınır,
O'na yönelir ve O'dan yardım dilerler. Her konuda Allah'a tevekkül
edip, O'nun kendileri için yarattığı herşeyden razı oldukları için,
karşılaştıkları hiçbir olayda korkuya ve endişeye kapılmazlar. Allah'a
olan teslimiyetleri, onları her türlü dünyevi korku ve sıkıntıdan
uzak tutmaktadır. Kuran ahlakını benimsemeyen ve dinden uzak yaşayan
insanların ise Allah'a tevekkül etmedikleri için pek çok korkuları
ve endişeleri vardır. Gelecek korkusu, fakirlik korkusu, ölüm korkusu
bunlardan en önemlileridir. Sürekli bunları düşünür ve tüm bunların
yükünü üzerlerine alarak, bu korkularına çözüm getirmeye çalışırlar.
Oysa bir insanın Allah'ın yardımı ve rahmeti olmadan bir çıkış yolu
bulabilmesi imkansızdır. Allah'a samimi iman edip, O'na gönülden
teslim olmak, müminleri tüm bu sıkıntılardan uzak tutmakta, onları
hep dinç, neşeli ve umutlu kılmaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed,
müminlerin hüzünden tamamen uzak bu ahlakını övmüş ve şöyle demiştir:
Mümin
kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir
hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona
memnun olacağı bir şey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar
gelse sabreder, bu da hayırdır." (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme
ve Şerhi, 2.cilt, s. 208)
Allah
müminleri cennetle müjdelemiş, yaptıkları tüm salih amelleri kabul
edeceğini ve kavuşacakları güzelliğin ve mutluluğun ise pek yakın
olduğunu bildirmiştir. Müminleri mutlu kılan, onlara huzur ve ferahlık
veren, Allah'a karşı duydukları derin sevgi ve bağlılıkları ve kalplerinin
her an Allah ile birlikte olmasıdır. Bundan ötürü hiçbir olay karşısında
hüzne kapılmaz, üzüntü yaşamazlar. Bu ise yalnızca müminlere özgü
bir durumdur.
|