|
HASTALIKLARIN
HİKMETLERİ
Hastalık
insana acizliğini ve Allah'a muhtaç olduğunu hatırlatır
Hastalık
anında insanın o güne kadar sapasağlam olan vücudu gözle dahi göremediği
virüslere ve mikroplara karşı yenik düşer. Ve bilindiği gibi pek
çok hastalık halsizlik, çeşitli bölgelerdeki ağrı ve acıyla kendini
gösterir. Hatta bazı hastalık türlerinde insan yataktan dahi kalkamayacak
kadar yorgun olabilir ya da o derece ağrı içerisinde olabilir. Mikroskobik
bir virüsün kendi bedeni üzerinde meydana getirdiği bu zayıflığa
engel olmaya güç yetiremeyen insan, böyle anlarda acizliğini ve
Allah'a ne kadar muhtaç bir durumda olduğunu çok daha iyi kavrar.
Böylece sağlıklı iken büyüklüğe kapılan, enaniyet yapan, sahip olduklarıyla
gururlanan kişi belki de gereği gibi düşünmediği bu gerçeğin şuuruna
varabilir. Herşeyin yaratıcısı olan Rabbimizin sonsuz kudretini
daha iyi takdir edebilir.
Hastalıkla
birlikte sağlıklı olmanın Allah'ın bir lütfu ve nimeti olduğu daha
iyi anlaşılır
Günlük
hayatta çoğu zaman düşünülmeyen konulardan bir tanesi de sağlıklı
olmanın aslında ne derece büyük bir nimet olduğudur. Uzun süre hasta
olmayan, dolayısıyla bir rahatsızlık, ağrı ya da acı hissetmeyen
insan bu duruma alışır. Ama ani bir hastalık ile karşılaştığında
aslında sağlıklı olmanın Allah'ın bir lütfu olduğunun farkına varır.
Çünkü bir şeyin değeri, o şey kaybedildiğinde veya ondan mahrum
kalındığında çok daha iyi anlaşılır. Ünlü İslam düşünürü Said Nursi'nin
de söylediği gibi; "Soğuk olmazsa sıcaklık anlaşılmaz; zevksiz
kalır. Açlık olmazsa yemek lezzet vermez. Maraz olmazsa sıhhat lezzetsizdir.
Yani herşey zıttıyla anlaşılır ve kıymet kazanır."
İnsan
ciddi bir hastalıkta dünyanın geçiciliğini daha çok düşünür hale
gelebilir
İnsanların
çok büyük bir kısmı hayati önemi olan bir hastalığa yakalandıklarında
ya da bir uzuvlarını kaybettiklerinde bunu kendileri için kötü bir
olay olarak değerlendirebilirler. Oysa belki de bu kişinin hastalığı
dert olarak, bela olarak değil, ahirette kurtuluş bulması ve yalnızca
Allah'a yönelmesi için bir vesile olarak kendisine verilmiş olabilir.
Çünkü ciddi bir hastalığa kapılan insanın doğal olarak şuuru daha
çok açılır. Yaşadığı zorlu hastalık insanın içinde bulunduğu alışkanlıklara
dayalı ruh halinden yani gafletten çıkarak yaşamının anlamını ve
ahiret gerçeğini daha çok düşünmesine neden olur. Bu kişi dünyaya
bağlılığın anlamsızlığını ve ölümün ne kadar yakınında olduğunu
kavrar.Tüm hayatını gaflet içerisinde geçirecekken, hiç beklemediği
bir anda hastalanması ile birlikte belki de ahiret yaşamının ve
Allah'ın rızasını kazanmanın önemini kavrayıp sonsuz hayatında kurtuluş
bulabilir.
İnsanın
Allah'a olan duası ve yakınlığı artar
Ciddi
bir hastalığın vücut üzerindeki belirtileri arttıkça insan her zaman
düşünmekten kaçtığı ölümü düşünmeye başlar ve bu durumda kişi tüm
samimiyetiyle Allah'a dua ederek sağlıklı bir hale gelmeyi ister.
Yaşamı boyunca hiç dua etmemiş bir insan bile böyle amansız bir
hastalık karşısında Allah'a yalvarma ihtiyacı duyar. Rabbimize karşı
son derece samimi dua eder; bu sebepten dolayı da Allah'a olan yakınlığı
artabilir. Ve eğer bu kişi iyileştiğinde de aynı samimiyetle dualarını
sürdürürse, sağlığına kavuştuğunda nankörlük etmezse yakalandığı
hastalık onun için büyük bir hayra yani ihlaslı bir yaşam sürdürmesine
vesile olmuş olur.
Allah
Kuran'da böyle zorluk anlarında Kendisine yönelen insanları haber
vermiştir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
İnsanlara
bir zarar dokunduğu zaman, 'gönülden katıksız bağlılar' olarak,
Rablerine dua ederler; sonra kendinden onlara bir rahmet taddırınca
hemencecik bir grup Rablerine şirk koşarlar. (Rum Suresi, 33)
Ancak
yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı gibi insanın zorluk anında dua
etmesi yeterli değildir; insan Allah'a karşı acizliğini anladığında
dua ettiği gibi, kendisine nimet verildiğinde de Allah'a sığınması
gerekir. Ve belki de bir hastalık ve sıkıntı, bu zorluğa maruz kalan
kişinin aczini anlayarak tevbe etmesine ve geri kalan ömrünü teslimiyetle
geçirmesine vesile olacaktır.
Hastalığa
gösterilen sabrın ve tevekkülün karşılığını ahirette sonsuz cennete
kavuşarak alabilir
Müminler
bir hastalık durumunda Allah'a olan sadakatleri, gösterdikleri tevekkül
ve sabırları ile cahiliye toplumunu oluşturan fertlerden ayrılırlar.
Çünkü zor zamanlarda gösterdikleri güzel tavırlarının Allah'ın rızasını
kazanmaya uygun olduğunu bilir ve ahirette de büyük bir karşılığının
olacağını umarlar. Hastalığı öncesinde Allah'a tam olarak teslim
olmamış bir kişi ise belki hastalığı sayesinde bu güzel özellikleri
kazanabilir; geçici dünya hayatındaki kısa süreli sıkıntılarının
karşılığında sonsuz cennet hayatının nimetlerine kavuşabilir.
Hz.
İbrahim'in hastalık karşısındaki samimi duası müminler için güzel
bir örnektir. Bu dua ayetlerde şöyle haber verilir:
"Hastalandığım
zaman bana şifa veren O'dur. Beni öldürecek, sonra diriltecek
olan da O'dur," (Şuara Suresi, 80-81)
Bir
başka güzel örnek ise Hz. Eyüb'ün rahatsızlığı sırasındaki tavrı
ve üstün ahlakıdır. Kuran'da bildirildiğine göre, Hz. Eyüp şiddetli
bir sıkıntıya yakalanmış, ancak bu sırada Allah'a çok büyük bir
bağlılılık ve sadakat göstererek örnek bir tavır sergilemiştir.
Bu nedenle Hz. Eyüp Allah'a olan teslimiyetli ve tevekküllü tavrıyla
Kuran'da övülmüş bir peygamberdir. Kuran'da Hz. Eyüb'ün örnek duası
şöyle bildirilmektedir:
Eyüp
de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık)
beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın." Böylece
onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik… (Enbiya
Suresi, 83-84)
Allah,
onun bu samimi duasına icabet ederek "Şafi" (şifa veren) sıfatı
ile hastalığının şifasını Hz. Eyüb'e bildirmiştir. Hz. Eyüp hastalığı
esnasında Rabbimize olan tevekkülü, bağlılığı ve sabrı ile gösterdiği
üstün ahlakın mükafatını ve karşılığını hiç kuşku yok ki eksiksiz
olarak almıştır. Kendisinden sonra gelen tüm Müslümanlara da bu
derin tevekkülü ile güzel bir örnek olmuştur.
|