|
KURAN
AYETLERİNDEN GÜZEL AHLAK ÖRNEKLERİ (2)
İşinden
Boşalınca Başka Bir İşe Başlamak
Kuran
ayetlerine baktığımızda mümin için boş vakit diye bir kavram olmadığını
görürüz. Müminin her gün vakitli olarak yapması gereken ibadetlerin
fazla vaktini almaması, bunların dışında kalan vaktini heva ve hevesi
doğrultusunda, boş işler peşinde geçirebileceği anlamına gelmez.
Allah iman edenleri, hayatları boyunca hem kendi nefisleriyle hem
de inkarcı ideolojilerle fikri bir mücadele vermekle görevlendirmiştir.
Bunun için yapması gereken pek çok hazırlık, yerine getirmesi gereken
sayısız görevler vardır. Bu ihlaslı çabanın bir sınırı, bir kesintisi
ve ara verilebilecek bir zamanı da yoktur. Bu yüzden, başarılan
bir iş, tamamlanan bir görev, bitirilen bir hazırlık, çalışmalarına
ara vermek için bir gerekçe değil, tam tersine, yeni faaliyetleri
başlatmanın vaktinin geldiğinin bir göstergesidir. Ayette bu durum
şöyle belirtilir:
Şu
halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam
et. (İnşirah Suresi, 7)
Mümin,
ayetin hükmüne göre Allah yolunda bir işi bitirince, hemen bir başka
iş için yorulup çaba sarf etmeye başlayacaktır. Müminin hayatı boyunca
sürdüreceği bu tutumun istisnası, Kuran'da Allah'ın belirttiği gibi,
dine kuvvet bulmak için gereği kadar dinlenmesi ya da Allah'ın kendisine
sunduğu nimetlerden, şükretmek, şevk ve heyecanını artırmak için
meşru sınırlar içinde faydalanmasıdır. Müminin, Kuran ahlakını yayma
yolundaki fikri mücadelesinde durmaksızın yorulması ile cahiliyenin
hayat mücadelesi adını verdiği zorluk, sıkıntı, mutsuzluk ve ümitsizlik
içindeki çabası arasında en ufak bir benzerlik yoktur. İnkarcıların
sıkıntı, yorgunluk ve çilesi onun ahirette karşılaşacağı sonsuz
azabın dünyadaki çok hafif bir başlangıcıdır. Oysa diğer yandan
Allah'ı herşeyin üzerinde tutan, O'nu büyük bir coşku ve bağlılıkla
seven müminin Allah yolunda sarf ettiği çaba, onun için daha cennete
girmeden dünyada elde ettiği ve cennet zevklerine benzer çok büyük
bir manevi lezzet içerir. Aynı zamanda bu çaba, Allah'ın dilemesiyle,
ahirette onun karşısına çok büyük ve sonsuz bir mükafat olarak çıkacaktır.
Din
Ahlakını Yaşamakta Gevşeklik Göstermemek, Ağır Davranmamak
Bir
müminin imanının gücü, samimiyeti ve kararlılığı Allah yolundaki
mücadelesinden ve hamiyeti İslamiyesinin şiddetinden anlaşılır.
Kişinin din ahlakı konusunda gevşek ya da şevkli olmasını, bu mücadelede
gösterdiği tutum ve davranışlar belirler. Dinde gevşeklik göstermek,
müminler arasında bulunduğu halde imani olgunluğa tam erişememiş
kişilere özgü bir zayıflıktır. Gevşeklik bu kişide, zorluk anlarında
geri plana çekilme, riske girmeme, nefsine bir zarar gelmesinden
kaçınma, nefsinin rahat ve çıkarlarını dinin çıkarlarından önde
tutma şeklinde ortaya çıkar. Rahatlık anlarında ise iman etmeyenlerin
ve fitnenin varlığından rahatsız olmama, onlara tuzak kurma, onları
kızdırma yönünde hiçbir düşünce ya da girişimde bulunmama, sorumluluk
almaktan, nefsini sıkıntıya sokmaktan kaçınma, gelişmeler karşısında
pasif ve tepkisiz kalma, ağır davranma gibi biçimlerde kendini gösterir.
Bu çarpık anlayışları, bu kimselerin mantık örgülerini ve olayları
değerlendirmelerini de tersine döndürür. Öyle ki, Allah yolundaki
bir zorluk ve tehlikeden kaçmayı kendileri için bir kazanç, hatta
Allah'ın bir nimeti olarak görecek kadar şuurları kapanmıştır:
Şüphesiz
içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet
edecek olsa: "Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte
olmadım" der. (Nisa Suresi, 72)
Bu
tür kişilerin vicdanlarını rahatlatma yöntemleri de, zaten gerekeni
yapanların var olduğunu öne sürmeleridir. Ancak zorluk ve sıkıntı
atlatılıp kendilerinin hiçbir payı olmayan zafer gelince de pişmanlıklarını
dışa dökerler. Müminlerin şerefli konumlarından ne kadar uzak olduklarını
fark ederler:
Eğer
size Allah'tan bir fazl (zafer) isabet ederse, o zaman da, sanki
onunla aranızda hiçbir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der;
"Keşke onlarla birlikte olsaydım, böylece ben de büyük 'kurtuluş
ve mutluluğa' erseydim." (Nisa Suresi, 73)
Bu
şekilde ahiretleri için elde edebilecekleri çok büyük ecir fırsatlarını,
üstün makamları da kaçırmış olurlar. Allah mümin topluluklarında
bulunan bu zayıf ve gevşek kimselerin olumsuz yönde etkilememesi,
onların şevklerini, hırs ve azimlerini kırmaması için samimi müminleri
uyarır ve benzer bir yapıdan meneder:
Öyleyse
sen sabret; şüphesiz Allah'ın vaadi haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar
sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler.
(Rum Suresi, 60)
Daimi
bir gevşeklik, gerçekten iman etmiş bir kimse için elbette söz konusu
değildir. Ancak mümin geçici gevşekliklerden, kayıtsızlıklardan,
sorumsuzluklardan, zaman zaman nefsine uyma gibi zaaflardan şiddetle
kaçınmalıdır. Müminleri çeşitli konularda gevşeklikten meneden ayetlerden
bazıları şunlardır:
(Düşmanınız
olan) Topluluğu aramakta gevşeklik göstermeyin. Siz acı çekiyorsanız,
şüphesiz onlar da, sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Oysa
siz, onların umut etmediklerini Allah'tan umuyorsunuz. Allah,
bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 104)
Gevşemeyin,
üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.
(Al-i İmran Suresi, 139)
Kuran'da
tarif edilen ideal mümin modeli ise, bütün hayatı boyunca, gerek
sıkıntı ve zorluk zamanlarında, gerekse refah ve rahatlık ortamlarında
dinin menfaatlerinden hiçbir taviz vermeyen, her durumda Allah'ın
rızasını nefsinin arzularına tercih eden bir kimsedir. Hiçbir durumda,
şevk ve heyecanını, kararlılığını kaybetmez, gevşeklik göstermez
ve boyun eğmez. Bu mümin modeli, Kuran'da geçmiş ümmetlerden örnek
verilerek şöyle tarif edilir:
Nice
Peygamberle birlikte birçok Rabbani (bilgin)ler savaşa girdiler
de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den
dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. Allah, sabredenleri
sever. (Al-i İmran Suresi, 146)
|