|
KURAN
AYETLERİNDEN GÜZEL AHLAK ÖRNEKLERİ (1)
Kaybedilenlere
Üzülmemek Ve Kazanılanlarla Şımarmamak
Müslümanların
Allah'a ve O'nun dinine olan bağlılıkları, hiçbir şart ve koşul
gözetmeksizin tam bir sadakat içerir. Bu nedenle Müslümanın din
ahlakını yaşamaktaki şevki, morali, gücü, kararlılığı, koşulların
değişmesiyle değişiklik göstermez. Bu önemli bir Kuran ahlakıdır.
Bu konuyu açıklarken Kuran'da, Müslümanın iki temel özelliği üzerinde
durulmaktadır. Birincisi Müslümanın hiçbir güç koşulda sarsılmaması
ve zorluklardan dolayı moralinin bozulmamasıdır. İkincisi ise sahip
olduğu imkanlardan dolayı kibir ve büyüklüğe kapılmamasıdır. Allah
Müslümanların bu özelliğini bir ayette şöyle bildirir:
Öyle
ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah'ın)
verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük
taslayıp böbürleneni sevmez. (Hadid Suresi, 23)
İnsan,
yaşamında nelerle karşılaşacağını hiç bilemez. Kimi zaman en genç
döneminde hiç beklemediği bir hastalığa yakalanabilir ya da bir
kaza geçirerek ömür boyu yatağa bağlı kalacağı bir durum oluşabilir.
Bütün mülkünü kaybedebilir veya olaylar hiç tahmin etmediği bir
şekilde gelişebilir. Bu tip bir durumda Allah'a imanı zayıf olan
insanlar ümitsizliğe düşer ve durumlarına isyan ederler. Allah'ın
kendilerine verdiği bütün nimetleri bir anda unutur ve Allah'a olan
sevgilerini ve güvenlerini bir anda yitirebilirler.
İşte
gerçek Müslümanların farkı bu noktada ortaya çıkar. Çünkü Müslümanlar
Allah'a şartsız olarak iman ederler. Allah'a olan sevgi ve güvenleri
başlarına gelen olaylara göre değişmez. Allah'ın herşeyde bir güzellik
ve hayır yarattığını bilir ve başlarına gelen, beklenmeyen olaylar
karşısında sadece sabrederek, tevekkül ederler. Allah'ın aklına,
merhametine, adaletine güvenleri tam ve kesindir. Bu nedenle ellerinden
giden her ne olursa olsun, bunu bir kayıp olarak görmez ve bunun
üzüntüsünü yaşamazlar.
Ayrıca
Kuran'a, gerçek Müslümanların son derece hareketli ve dönem dönem
de zorluklarla dolu bir hayatlarının olacağı bildirilmektedir. Bir
Müslüman hakkı söylerken ve savunurken, muhakkak hakkın ortaya çıkmasından
rahatsızlık duyan insanların engelleriyle ve baskılarıyla karşılaşacaktır.
Müslümanların insanları davet ettiği güzel ahlakı, menfaatlerine
uygun görmeyen ve din ahlakının yaşanmasını istemeyen kişiler elbette
ki olacaktır. İşte bu insanlar kimi zaman sözlü kimi zaman da fiili
olarak Müslümanların din ahlakını yaşamalarını ve insanları Kuran
ahlakına davet etmelerini engellemek isteyeceklerdir. Bu engellemeler
sırasında Müslümanlar kimi zaman da maddi kayıp içerisinde olabilir,
kimi zaman canları tehlike altına girebilir veya yaşadıkları yerleri
terk etmek durumunda kalabilirler. Ancak kayıp gibi görünen bütün
bu olaylar, Müslümanlara ahirette büyük bir mülk, güzellik ve ihtişam
olarak geri dönecektir. Bu nedenle Müslümanlar başlarına gelen her
olayı sevinç ve şevkle karşılarlar.
İnsanların
hayatında beklenmedik kayıplar olabileceği gibi beklenmedik büyük
kazançlar da olabilir. Allah dilediği insana mülkünün kapılarını
ardına kadar açabilir. Başarı, yönetim, yetki verebilir. Böyle bir
durumda Allah Müslümanların sevinerek bir şımarıklık içine girmemeleri
gerektiğine dikkat çekmektedir. Çünkü insan mülkte, yetkide veya
herhangi bir kazançta sadece emanetçi konumundadır. Kendisine verilen
herşeyin esas ve tek sahibi Allah'tır. Bu nedenle kişi kendisine
ait herhangi bir özellikten dolayı değil, Allah'ın lütfundan ve
dilemesinden dolayı bir rahatlık ve kazanç içerisindedir. İşte bunu
bilen Müslümanlar çok büyük nimetlerin ve zenginliklerin içinde
de olsalar da acizliklerini asla unutmaz ve bir büyüklük duygusuna
kapılmazlar. Sadece Allah'a şükreder ve kendilerine verilen nimetlerin
hakkını vermeye gayret ederler.
Getirdikleriyle
Sevinip, Yapmadıklarıyla Övünmemek
Yaptığı
işlerle böbürlenmek ya da gerçekte kendi yapmadığı şeylerle övünmek
toplumdaki pek çok insan için son derece olağan bir davranıştır.
Oysa Al-i İmran Suresi'nin 188. ayetinde bu davranışın Allah katında
beğenilmeyen bir ahlak olduğu bildirilir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Getirdikleriyle
sevinen ve yapmadıkları şeyler nedeniyle övülmekten hoşlananları
(kazançlı) sayma; onları azaptan kurtulmuş olarak sayma. Onlar
için acı bir azap vardır. (Al-i İmran Suresi, 188)
Bu
tür davranışların altında, insanın kendisinin yaptığını sandığı,
gerçekte ise yalnızca Allah'ın dilemesi ve yaratmasıyla gerçekleşen
işlerden kendi nefsine pay çıkarmak ve bunlarla nefsini yüceltmek
gibi çirkin arayışlar yatar. Oysaki insan bir işi kendisi yapsın
ya da yapmasın, gerçekte o işi yaratan, sonsuz güç ve ilim sahibi
olan Allah'tır.
Hiçbir
insanın kendisine ait müstakil bir gücü yoktur. Herşey ve her olay
Allah'ın izni ve dilemesi ile gerçekleşir. Dolayısıyla kişinin müstakil
olarak yapmaya güç yetiremeyeceği birşeyden dolayı böbürlenmesi
ve övünmesi gerçekte o şeyi yaratan Allah'ı gereği gibi takdir edemediğini
gösterir. Bu da insanın nefsine ilahlık vermesi ve nefsini Allah'a
ortak koşması anlamına gelir. Allah ayetlerinde Kendisine şirk koşulmasının
en büyük günah olduğunu ve vazgeçilmediği takdirde bu ahlakı gösteren
kimseleri bağışlamayacağını bildirmiştir. İşte bu nedenledir ki
Kuran'da, Rabbimizin sınırsız gücünü takdir etmek yerine kendisini
övüp yüceltmeye kalkışan kimseler acı bir azap ile müjdelenmiştir..
|