Allah,
insanı kuru bir çamurdan yaratmış ve ona Kendi ruhundan üflemiştir;
insanı "yok" iken "var" etmiştir. Allah, insan nefsinin tüm özelliklerini;
zaaflarını, isteklerini, hoşuna giden ya da ihtiyaç duyduğu şeyleri,
endişelerini, korkularını; kısacası herşeyini kendisinden daha
iyi bilir. Allah, bizlere ne kadar yakın olduğunu bir ayette şöyle
haber vermektedir:
Andolsun,
insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu
biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız. (Kaf Suresi, 16)
İnsan,
ruhunda her zaman kusursuzluğa karşı derin bir özlem duyar. Onun
tüm istek ve tutkularını bilen Allah, imtihanın bir gereği olarak,
sayısız nimetin yanında dünya hayatını çeşitli eksiklikler ve
kusurlarla iç içe yaratmıştır. Yaşamını sürdürebilmek, tüm bu
eksiklikleri giderip, kusurlarından arınabilmek için insanların
çaba harcamaları gerekir. Buna rağmen dünya hayatında arzu ettikleri
mükemmelliğe ulaşmaları mümkün olmaz. Allah bu nimeti cennete
ve ancak ona layık olabilen kullarına has kılmıştır.
Dünya
hayatında ise, yalnızca hayatta kalabilmek için dahi pek çok eksiklikle
mücadele etmek gerekir; istisnasız her gün yemek yemeye, uyumaya,
hastalıklardan korunmaya, temizlenmeye, bakıma ihtiyaç vardır.
Aynı şekilde nefsin kötülüklerinden arınmak ve güzel bir ahlak
gösterebilmek için de her an vicdan ve akıl kullanılması gerekmektedir.
Kuran'ın
"O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca
var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur.
Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz,
Hakimdir." (Haşr Suresi, 24) ayetiyle bildirildiği gibi,
Allah'ın yaratışı kusursuzdur; Rabbimiz herşeye güç yetiren, dilediği
herşeyi yaratmaya kadir olandır. Ancak Allah, dünya hayatında
bazı eksiklikler ve kusurlar yaratarak kullarını düşünmeye sevk
etmektedir.
Tek
tek düşünüldüğünde ve cennet hayatının kusursuzluğuyla kıyaslandığında,
dünya hayatındaki eksikliklerin hikmetleri çok daha açık bir şekilde
anlaşılabilir. Örneğin bir kişi ne kadar istese de, en fazla 2-3
gün uykusuz kalabilir. Bu sürenin ardından yavaş yavaş şuur kaybı
başlar ve kişi kendini bilmez bir hale gelir. Aynı şekilde en
fazla 2-3 gün yıkanmayan bir insan, hemen kirlenir, bir süre sonra
da vücudunda rahatsızlık verici durumlar oluşur. Ayrıca, yaşamını
sürdürebilmek ve sağlığını koruyabilmek için düzenli olarak beslenmek
ve kendisine iyi bakmak zorundadır. Aynı şekilde hastalanmak da
ciddi bir eksikliktir. Çünkü, insan o kadar acizdir ki, gözle
görülmeyecek kadar küçük bir mikrop ya da virüs bile, onu bir
anda hasta edip haftalarca dinlenmekten başka birşey yapamayacak
hale getirebilmektedir. Böyle bir durumda kişi pek çok işe güç
yetiremez ve pek çok şeyden zevk alamaz; başkalarının yardımına
ve bakımına muhtaç bir duruma düşer.
Rabbimiz,
sonsuz rahmeti dolayısıyla, insanların dünya hayatında muhatap
oldukları bu eksiklikleri giderebilecekleri imkanlar da yaratmıştır;
güç ve kuvvet kazandıran türlü yiyecekler, temizliği ve bakımı
sağlayabilecek malzemeler, hastalığa şifa olabilecek ilaçlar Allah'ın
insanlar üzerindeki merhametinin ve korumasının tecellileridir.
Dünya
hayatında bu gibi maddi eksikliklerin yanı sıra, bir de manevi
zorluklar vardır. İnsanın kalbinin sıkıntıya kapılması, çeşitli
korku ve endişeler yaşaması, bu manevi zorluklara dair birkaç
örnektir. Ayrıca nefis herşeyden çok çabuk bıkar; büyük bir hevesle
başladığı bir işten bir süre sonra sıkılır. Tüm bunlar Allah'ın
dünya hayatında özel olarak yarattığı eksikliklerdendir.
Ancak
burada şunu da eklemek gerekir ki, dünya hayatında yaşanan bu
manevi sıkıntılar iman etmeyen kimseler için büyük bir azaba dönüşürken,
müminler tüm bunlardan uzak bir yaşam sürerler. İnsan, nefsindeki
pek çok kötü özellikle birlikte yaratılmıştır; ancak iman ve Allah
korkusu kişiyi bu kötülüklerden ve nefsinin zaaflarından uzaklaştırır.
Allah'a samimi bir iman ve tevekkülle bağlanmak insanların endişe,
bıkkınlık, yılgınlık ya da üzüntü gibi manevi sıkıntılar yaşamalarını
engeller. Bu nedenle bahsi geçen manevi sıkıntılar asıl olarak
inkar edenler için bir zorluğa dönüşmektedir.
Allah,
yarattığı tüm bu kusur ve eksikliklerle, insanlara dünyanın sahte
yüzünü göstermektedir. Böylece insan, hiçbir eksikliğin olmadığı,
herşeyin tam ve kusursuz olduğu bir hayatın; cennetin özlemini
çeker. Cennette insanlar sonsuza kadar hiçbir sıkıntı duymadan
yaşayacak, hiçbir şeyden bıkkınlığa ve yorgunluğa kapılmayacaklardır.
Allah Kuran'da şu şekilde buyurmaktadır:
(Cennet
halkı) Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamdolsun;
şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir."
Ki O, bizi Kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda
yerleştirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize
bir bıkkınlık da dokunmaz. (Fatır Suresi, 34-35)
Büyük
İslam alimlerinden Abdülkadir Geylani de insanın dünya hayatının
meşgaleleriyle oyalanmayıp, Rabbimiz'in rızasını ve ahireti kazanma
talebi içerisinde olmasını hatırlatmış, böyle bir ahlak gösterildiğinde
kişinin dünyada terk ettiği herşeyin en hayırlısını ahirette bulacağını
söylemiştir:
Senin
azm-u gayretin (en büyük gayretin) yeme, içme, giyme ve evlenme
gibi basit şeyler olmasın. (Çünkü bunlar gaye değil, gayeye ulaşmak
için vasıtadır. Vasıtayı gaye yerine koyma). Unutma ki bunların
hepsine olan istek nefis ve tabiattan gelmektedir. Kalb ve sırrın
azm-u gayreti nerede? Asıl onu bilmek ve bulmak lazımdır. Şüphen
olmasın ki, bu Hakk'ı talepten başka birşey değildir. Senin himmetin,
en önemli meselen olmalıdır. O halde azm-u himmetin (en ciddi
ve samimi gayretin) sadece Rabbin ve O'nun Katındaki şeyler olsun...
Dünyanın
karşılığı ahirettir. Halkın da karşılığı Halik'tir. Dünyadan ahirete,
halktan, Halik'e dönmesini bil...
Şu
dünyada terk ettiğin herşeyin en hayırlısını ahirette bulursun.
Artık sen ömründen tek bir gün kalmışcasına hazırlıklı ol...