|
GAFLET
HALİ
Rabbimiz
tüm kainatı eşsiz nimetlerle, saymakla bitirilmeyecek kadar kusursuz
güzelliklerle donatmıştır. Hayatımızın her anı, gözümüzü çevirdiğimiz
her yer yaratılış mucizeleriyle bezenmiştir. Bu gerçek Kuran'da
şöyle bildirilmektedir:
Şüphesiz,
göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde,
insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın
yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği
suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde,
gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde
düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Bakara Suresi,
164)
Ancak
çoğu insan bu gerçeklerin şuurunda olmadan hareket eder. Sabah kalktığı
andan itibaren zihninde iş, okul ya da gün içinde yapacakları vardır.
Oysa çoğunluğun dikkatinden kaçan gerçek şudur: Yeni başlayan bir
günle tüm insanlara Allah'a yönelmeleri ya da O'na olan yakınlıklarını
artırmaları için yeni bir fırsat daha verilmektedir. Belki de bu
fırsat kişiye tanınmış son bir fırsattır. Kim bilir belki de o gün
dünyada geçireceği son gündür. Ne yazık ki, insanların büyük çoğunluğu
kendilerine verilen bu fırsatın farkında değildir. Bir insanın bu
şekilde Allah'ın ve ahiretin varlığından habersiz olması ya da haberi
olduğu halde bu bilginin gerektirdiği bilinç ve sorumluluğu davranışlarında
göstermeyerek kayıtsız ve umursuz bir tutum içinde bulunmasına gaflet
hali denir.
Gaflet
hali kimi zaman iman eden bir kimse için kısa süreli, geçici bir
unutkanlık ya da dalgınlık şeklinde olabilir. Ama samimi bir Müslüman
içinde bulunduğu durumu fark ettiği anda hemen Allah'tan bağışlanma
dileyerek, Allah'ın rızasına yönelir. Allah'a iman etmeyen ya da
O'na ortak koşanlarda ise derin bir gaflet hali hakim olur. Bu insanlar
genelde ahireti tamamen unuturlar. Dikkatleri tamamen dünyevi konulardadır.
Bu kişiler oldukça boş ve yararsız işlerle geçirdikleri uzun zamanları
yoğunluk veya meşguliyet olarak nitelendirirler. Bu "boş yoğunlukları"
nedeniyle de kendilerini önemli ve yeterli hissederler. Oysa bu
yoğunluk, gaflet içindeki insanın dikkatini dünya hayatı üzerinde
yoğunlaştıran boş bir oyalanmadan başka bir şey değildir. İnkar
edenlerin boş oyalanmaları ayetlerde şöyle tarif edilmektedir:
O
inkâr edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler. Onları
bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun.
İlerde bileceklerdir. (Hicr Suresi, 2-3)
Gaflet,
insanın zihnini uyuşturan, aklını örten bir hastalıktır. Bu uyuşukluk
ve şuursuzluk içinde insan kendisini kuşatan ve bekleyen tehlikelerin
farkına varamaz. Bu nedenle gaflet halindeki insanlar görebilme,
duyabilme gibi duyulara sahip olmalarına rağmen, gördüklerini ve
duyduklarını değerlendirme, muhakeme etme yeteneğini kaybetmişlerdir.
Çünkü kendilerini saran gaflet akıllarını örtmüştür. Gaflet içindeki
insanlar zamanlarını nefislerinin sınırsız isteklerini tatmin etmek
için sarf ederler, genelde başka bir şey düşünmezler. İstek ve tutkularını,
tüm benliklerini adadıkları birer ilah edinmişlerdir. Onların durumu
Kuran'da şöyle bildirilir:
Kendi
istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi
ona karşı sen mi vekil olacaksın? Yoksa sen, onların çoğunu (söz)
işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar
gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı)dırlar.
(Furkan Suresi, 43-44)
Kısaca
gaflete kapılanlardan olmak, bir insanı helake sürükleyen ana sebeplerden
birisidir. Gaflet içindeki insan, herşeyin yolunda olduğunu ve toz
pembe bir hayat yaşadığını zannedebilir. Ancak bu gaflet hali, ahiret
günü Allah'ın huzurunda sona erecektir:
"Andolsun,
sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü
açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir." (Kaf Suresi,
22)
Görüş
gücü keskinleşen insan, dünyadayken yüz çevirdiği, inanmamakta veya
düşünmekte direndiği gerçekleri, açıkça görmeye başlayacaktır. Daha
önce kendisine haber verilen, ancak hiç dikkate almadığı cehennem
azabı karşısındadır. O gün yok olmayı ya da dünya hayatına dönüp
Allah rızasını kazanacak şekilde yaşamayı ister. Ancak, kendisi
için ebediyen cehennem halkı arasında olmaktan ve sonsuz bir azaptan
başka, 'varılıp karar kılınacak bir yer' yoktur. Kuran'da kıyamet
günü Allah'ı ve ahireti düşünmeden yaşayanlar için hiçbir yere kaçış
olmadığının bildirildiği ayetler şöyledir:
Ama
göz 'kamaşıp da kaydığı,' Ay karardığı, Güneş ve Ay birleştirildiği
zaman; insan o gün: "Kaçış nereye?" der. Hayır, sığınacak herhangi
bir yer yok. O gün, 'sonunda varılıp karar kılınacak yer (müstakar)'
yalnızca Rabbinin katıdır. (Kıyamet Suresi, 7-12)
Öyleyse
kıyamet günüyle karşılaşmadan önce, her insan kendi durumunu samimi
bir şekilde gözden geçirmelidir. Gaflet her insan için büyük bir
tehlikedir. Gayet açıktır ki gaflet, her insanı hiçbir ortam ve
şart gözetmeden, şeytanın ve nefsin telkinleriyle sarıp kuşatmaya
çalışmaktadır. Gaflet içinde kalmaya, şeytanın dostu olmaya razı
olmayan vicdanlı kimseler için ise, kurtuluş yolu her zaman açıktır.
Allah gafletten kurtulmanın yollarını Kuran'da ayrıntılı olarak
bildirmiştir. Allah'ı sürekli anmak, O'na yönelmek, O'ndan korkup
sakınmak ve her an Rabbimizin rızasını aramak gafleti yok eder,
insanı üstün bir şuura, akla ve derin bir imana kavuşturur. Bu da
-her ne kadar şeytan aksini telkin etmeye çalışsa da- en güzel,
en rahat, en emin ve en kolay yoldur. O halde, samimi bir biçimde
Allah'a yönelip dönen bir kimse hiçbir şey için geç kalmış değildir.
Allah'ın rahmet kapıları tüm insanlar için sonuna kadar açıktır.
|