FİRAVUN'UN HANIMININ TÜM MÜSLÜMANLARA ÖRNEK OLAN ÜSTÜN AHLAKI

Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim bana kendi katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar." (Tahrim Suresi, 11)

Allah'ın Kuran'da iman edenlere örnek verdiği mübarek insanlardan birisi Firavun'un hanımıdır. Bu üstün ahlaklı insan, Mısır'ın hükümdarı olan Firavun'un zorba ahlakına en yakından şahit olan, onun inkarda ne kadar ileri gittiğini, mazlum insanlara nasıl bir zulüm uyguladığını çok iyi bilen kişilerden biridir.

Allah'ın "... Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı." (Yunus Suresi, 83) ayetiyle bildirdiği gibi, Firavun, Mısır'da acımasız uygulamaları, zalim karakteri ve halkına uyguladığı şiddet ile tanınan biriydi. İsrailoğullarının kadınlarını sağ bırakarak tüm erkek çocuklarını öldürüyor, halkına dayanılmaz işkenceler uyguluyordu. Tüm Mısır ona aitti; dolayısıyla çok büyük bir zenginlik ve ihtişam içerisinde yaşıyordu. Kimse Firavun'a itiraz edemiyor, ona baş kaldıramıyordu. Kendisinin Mısır'ın ve orada yaşayan halkın ilahı olduğunu iddia ederek sapkınca büyükleniyordu.

Allah, Firavun'u ve kavmini uyarıp, hak yola çağırması için Hz. Musa'yı elçi olarak gönderdi. Hz. Musa Hz. Harun ile birlikte Firavun'u uyarmaya, onu hak dine davet etmeye gitti:

Musa, onlara apaçık olan ayetlerimizle geldiği zaman: "Bu, düzüp uydurulmuş bir büyüden başkası değildir. Biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik" dediler.Musa dedi ki: "Rabbim, kimin kendisinden bir hidayetle geldiğini ve bu (dünya) yurdun(un) sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir. Gerçekten, zulmedenler, felah bulmazlar." Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum." (Kasas Suresi, 36-38)

Ayetlerden anlaşıldığı gibi hak dine tabi olmak, Allah için yaşamak bu insanlara zor gelmiştir. Kendisini bir ilah gibi gören (Allah'ı tenzih ederiz) Firavun "...Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım." (Şuara Suresi, 29) sözleriyle Hz. Musa'yı tehdit etmiştir. Firavun'un zulmünden korktukları için Hz. Musa'ya kavminden ancak az sayıda insan tabi olmuştur. (Yunus Suresi, 83) Hz. Musa'nın tebliği karşısında imana gelen Firavun'un emrindeki sihirbazlar ise, bu seçimlerinden dolayı Firavun'un şiddet dolu tavırlarıyla karşı karşıya kalmışlardır:

Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı burdan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz. Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim." (Araf Suresi, 123-124)

Firavun'un zalimliği ve kendi hükümranlığını reddederek Allah'a iman eden kimselere olan tavrı çok açık bir şekilde ortadadır. Firavun'un hanımı işte bu zor şartlar altında Allah'a iman etmiş ve Hz. Musa'ya tabi olmuştur. Bu güçlü bir imanın açık bir göstergesidir. Tarih boyunca bütün peygamberler kavimlerinin saldırı ve tehditlerini göze alarak imanlarını açıklamış, dinlerini tebliğ etmişlerdir. Çok yüksek bir ahlaka sahip olan hanımı da Firavun'un bu durumu öğrendiğinde gösterebileceği tepkiden ve kendisine uygulayabileceği zulümden hiçbir şekilde çekinmemiştir. Bu mübarek insanın zor şartlar altında imanını gizlemek için göstermiş olduğu sabrı ve tevekkülü, Allah sevgisinden kaynaklanan cesareti tüm inananlar için güzel bir örnektir.

Bunun yanı sıra, Firavun'un tüm Mısır'ın sahibi olduğu, tüm hazineleri ve nimetleri elinde bulundurduğu da unutulmamalıdır. Bilindiği gibi materyalist toplumlarda insanların birbirlerine verdikleri değerin ölçüsü zenginlikle doğru orantılıdır. Genelde insanlar birbirlerine bağlanmak, dost ve samimi olmak için güzel ahlak değil, malca paraca üstünlük ararlar. Malı makamı olan bir insan ahlakı güzel olmasa da çok fazla itibar görür. Evlilikte de genelde ölçü karşı tarafın mensup olduğu aile, sahip olduğu makam ve maldır. Bu açıdan düşünecek olursak çok büyük ihtimalle Firavun devrinde de bir çok insan onun zalim ahlakını hiç önemsemeden Firavun'un yakınında olmaya, ona kendisini sevdirmeye çalışmış, birçok kadın onunla evlenebilmeyi umut etmiştir. Bu insanlar içinde Firavun'un hanımın yerinde olmayı isteyen bir çok insan olduğu çok açıktır. Dünyayı asıl yurt kabul eden insanlar için bu kaçırılmaz bir fırsattır. Bunca dünyevi nimeti hiç önemsemeden yalnızca ahirete yönelmek ise şüphesiz gerçek bir iman ve kuvvetli bir takva ile mümkün olacaktır. Nitekim Firavun'un hanımı elindeki bu imkanların hiçbirini önemsememiş, Allah'ın rızasını kazanabilmeyi, O'nun istediği ahlakı yaşayabilmeyi tüm bu dünya nimetlerinden çok daha üstün tutmuştur. Allah'a olan duasında da bu samimiyeti çok açık bir şekilde görülmektedir. Dünya hayatında sahip olduğu tüm bu imkanlara rağmen, Allah'tan kendisini Firavun'dan ve onun zalim sisteminden kurtarmasını dilemiş ve kendisine cennette bir ev vermesini istemiştir:

... Hani demişti ki: "Rabbim bana kendi katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar." (Tahrim Suresi, 11)

Firavun'un hanımının samimi imanı tüm müminler için çok önemli bir örnektir. Dünya hayatı sonsuz ahiret hayatının yanında ölçülemeyecek kadar kısa ve değersizdir. Firavun'un hanımı ahireti dünya hayatına tercih etmiştir. Bundan dolayı Allah'ın rızasını kazanmıştır. Allah'ın izniyle kendisi gibi Allah'a iman eden insanlarla birlikte cennete gidecektir. Onunla aynı dönemde yaşayan pek çok insan ise ahireti unutarak dünya için yaşamıştır. Dünyada kazandıkları dünyada kalmıştır. Ancak ahirette ise kazandıklarına karşılık olarak sonsuz cehennem azabı vardır. En doğrusunu Allah bilir.