ALLAH'IN
BEĞENMEDİĞİ BİR AHLAKTIR
Bilgi
sahibi olmadığı bir konuyu sanki çok iyi biliyormuş gibi anlatan
insanlara rastlamışsınızdır. Bu kişilerin üsluplarından, konuşmalarından
konulara çok hakim olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak unutulmamalıdır
ki, nefis bilmediği konular hakkında dahi akıl vermesi, çevresindeki
kişileri yönlendirebilmesi için bir insanı yönlendirebilir. Elbette
bunun çok önemli sonuçları ve sorumlulukları vardır. Örneğin bir
hastalık konusunda hiçbir tıbbi bilgisi olmadığı halde bir kişinin
tedavi önermesi çok tehlikelidir. Böyle bir hatalı tavsiyeyi uygulayan
kişinin sağlığı ciddi şekilde bozulabilir, hatta kişi ölümcül
sonuçlarla karşılaşabilir.
İnsanlar
çevrelerinde olumlu bir etki oluşturabilmek, akıllı, kültürlü
ve bilgili görünmek için böyle bir yöntemi seçerler. Oysa yaptıkları
çok büyük bir akılsızlıktır, çok önemli bir ahlak bozukluğudur.
Allah'tan korkan, vicdan sahibi bir kişi, insanlara karşı dürüst
olur. Allah'ın ahirette kendisini yaptığı her tavırdan, söylediği
her sözden hesaba çekeceğini bilir. Bu nedenle sözlerine ve davranışlarına
dikkat eder. İnsanları yanlış yönlendirmekten, bilmediği bir konuda
tavsiyede bulunmaktan kaçınır. Ancak yukarıda da belirttiğimiz
gibi, vicdanı zayıf bir kişi, her konuda olduğu gibi İslam Dini,
Allah'ın emir ve tavsiyeleri konusunda da hiçbir bilgisi olmadığı
halde insanları yanlış yönlendirebilir. Kuran'ı hiç okumadığı
halde, Allah'ın emirleri ve tavsiyeleri konusunda sanki bilgi
sahibiymiş gibi öğütlerde bulunur. Allah bu gibi insanları Kuran'da
şu şekilde bildirmektedir:
İnsanlardan
kimi, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı kitabı
olmaksızın Allah hakkında tartışır durur. (Hac Suresi, 8)
Elbette
her insanın güzel ahlak üzerinde konuşması doğal ve makbul bir
tavırdır. Fakat tarif etmek istediğimiz kişiler, yanlış ve eksik
bilgileriyle İnsanların dini yanlış tanımalarına, Allah'ın emirlerini
yanlış uygulamalarına neden olabilirler. Kuran'da tavsiye edilen
bir ahlakı insanlara yapmamalarını söyleyebilirler. Kısacası helal
olan bir tavrı haram olarak, haram olan bir tavrı da helal olarak
insanlara anlatabilirler. Oysa ki bu Kuran'da önemle dikkat çekilen
ve Allah'ın insanları yasakladığı bir tavırdır.
Dillerinizin
yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram
demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz
Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler. (Nahl Suresi,
116)
Bir
kişiye dini yanlış tanıtmak, yanlış uygulatmanın sorumluluğu elbetteki
büyüktür. Bu nedenle en doğru şekilde bilgi vermek için Allah'ın
insanlara yol gösterici olarak gönderdiği Kuran'a ve Peygamber
Efendimizin sünnetine bakmamız gerekir. Kuran'da bildirilen emirlere
göre hareket edilmelidir. Eğer böyle davranılmazsa kişinin kıstasları
çok farklı ve yanlış olur. Dini bir başkasından yanlış şekilde
öğrenen kişi, diğer insanlara da duyduklarını yanlış anlatabilir
ve böylelikle insanların İslam dinini yanlış tanınmalarına ve
yanlış uygulamalarına neden olur. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
Kıyamet
gününde kendi günahlarının tümünü ve bilgisizce saptırdıklarının
günahlarının bir kısmını yüklenmeleri için. Bak ne kötü, yük
yükleniyorlar. (Nahl Suresi, 25)
Bunun
yanı sıra, "çoğunluğun uyguladığı bir tavır doğrudur" gibi yanlış
bir inanca da kesinlikle sahip olmamak gerekir. Bir tavrı milyonlarca
kişi yapıyor olsa bile bu o tavrın doğru olduğunu göstermez. Doğru
ile yanlışı ancak Kuran'da bildirilen hükümler ile değerlendirdiğimizde
anlayabiliriz. Bir yalanı yüz kişi söylüyor olabilir ya da insanların
birçoğu nefislerinin yönlendirmesi ile hareket ediyor olabilirler.
Nitekim Rabbimiz bir ayetinde "Murdar ile temiz -murdar'ın
çokluğu hoşuna gitse de- bir olmaz. Ey temiz akıl sahipleri, Allah'tan
korkup-sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz." (Maide Suresi,
100) şeklinde buyurmaktadır.
Oysa
iman sahipleri içinde yaşadıkları toplumun tamamı inkarcı, yalancı
ya da zorba olsa dahi Allah'ın razı olacağı şekilde davranır.
Dürüstlüğünden, samimiyetinden, Allah'ın ayetlerini uygulamadaki
titizliğinden ödün vermez. Peygamberler üstün ahlakları ile bu
konuda da insanlara en güzel örnek olmaktadırlar. Gönderildikleri
toplum içinde sapkın inançlara sahip ve Allah'ı inkar eden kişiler
bulunmaktadır. Peygamberleri doğru yollarından çevirmek için mücadele
eden bu kişiler, elçilere eziyet etmek, yurtlarından sürmek için
çeşitli yöntemler denemişlerdir. Fakat elçiler, insanların eziyetlerine
karşı sabır göstermiş ve Allah'ın dinini uygulama ve anlatma konusunda
kararlı olmuşlardır. Bu konuda toplumun kendilerini dışlamasını,
alay etmesini önemsememişlerdir. Nitekim Allah Hazreti İbrahim
için, "tek başına bir ümmetti" şeklinde buyurmaktadır. Allah'ın
diğer mübarek elçilerine inanan insanların sayısının da az olduğu
ayetlerde bildirilmektedir. Sonuç olarak ile elçiler insanların
genelinin kanaatine uymamış, Allah'ın sözüne ve vicdanlarının
sesine uymuşlardır. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
Yeryüzünde
olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan
şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak
' zan ve tahminle' yalan söylerler. (Enam Suresi, 116)