|
ALLAH'A
TEVBE ETMENİN ÖNEMİ
Tevbe etmek Müslümanların en önemli ibadetlerinden birisidir. Ancak
insanın tevbe edebilmesi için öncelikle nefsinin kusurlarını görüp,
kabul edip, yaptığı hataların karşılığını almaktan korkup sakınması
gerekir. Çünkü Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi sürekli olarak
kötülüğü emreden nefis insana hatalarını göstermek istemez. Yaptığı
oyunlarla vicdanın sesini kapatmaya çalışır. Kişinin hatalarını
çeşitli bahanelerle meşru görmesini sağlar. Bu şekilde insanın birçok
günaha girmesine neden olur. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri nefsin
kusurunu kabul etmenin ne derece önemli olduğunu şu sözler ile dile
getirmiştir.
"Şeytanın
mühim bir sinsi planı, insana kusurunu itiraf ettirmektir, ta
ki bağışlanma ve Allah'a sığınma yolunu kapasın. Hem nefsi insaniyetinin
enaniyetini tahrik edip, ta ki nefis kendini avukat gibi müdafaa
etsin, adeta kusur ve günahlarından takdis etsin…
Nefsini suçlayan kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, bağışlanma
diler. Bağışlanma dileyen Allah'a sığınır. Allah'a sığınan şeytanın
şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir
kusurdur. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf
etse affa müstahak olur."
Bediüzzaman'ın da buyurduğu gibi hatalarını kabul eden insan bunları
düzeltmek için hızla harekete geçer. İlk iş olarak Allah'tan bağışlanma
diler, bir daha aynı hatayı işlememek için Allah'a tevbe eder. Allah'ın
günahlarını bağışlayacağını umar. Samimi tevbe insanın cennete layık
olabilmesine vesile olabilecek en kıymetli ibadetlerden birisidir.
Harun Yahya'nın "Ümitvar Olmak" isimli kitabında hatalarını kabul
ederek tevbe etmenin hikmetleri şöyle anlatılmaktadır.
Allah
ayetlerinde, gaflete kapılıp hata işleyen ve ardından samimi olarak
tevbe edip bağışlanma dileyen kişinin bağışlanacağını belirtmektedir.
Müminlerin işledikleri kusurun boyutları ne olursa olsun samimi
olarak yaptıklarından pişmanlık duydukları takdirde Allah'ın rahmetinden
umutlarını kesmemeleri gerektiği ayette şöyle vurgulanmaktadır:
De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım.
Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları
bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir". (Zümer Suresi,
53)
Bu, dinin insanlara sunduğu en büyük nimetlerden ve kolaylıklardan
biridir. Dinde kişilere böyle bir kolaylık tanınmışken, insanın
ümitsizliğe kapılıp yaptığı hatalardan sonra kendini bir daha
toparlayamayacağını düşünmesi tamamıyla çirkin bir zandır. Allah'ın
kendisine tanıdığı böyle bir kolaylığı göz ardı eden kişi kendi
kendine zulmetmiş, aynı zamanda da dinin gereğini uygulamamış
olur.
Kuran'daki bu büyük kolaylık sayesinde cahiliye toplumlarında
yaşanan birçok Kuran dışı davranışın da önü kesilmektedir. Örneğin
cahiliye toplumunda hata yapan bir kişi ile alay etme, onu küçük
düşürme alışkanlığı Kuran ahlakının hakim olduğu bir ortamda asla
hayat bulamaz. Aksine, tevbe etmiş, hatalarından dolayı Allah'tan
bağışlanma dilemiş ve samimi bir mümin olarak Allah'a dönmüş kişiler,
Kuran ahlakının yaşandığı toplumlarda büyük bir huzur, neşe ve
şevkle yaşamlarını sürdürür, hiçbir taciz ya da ayıplamaya maruz
kalmazlar.
Zira insanların üstünlüğü ancak takva ile, yani Allah'a ve Kuran'a
olan bağlılıklarıyla ölçülebilir. Cahiliye toplumunda kimin ne
hata yaptığı, ne kusur işlediği son derece önemliyken, Kuran ahlakının
yaşandığı bir ortamda tevbe etmiş bir kimsenin geçmişteki hataları
ve günahları hiçbir zaman konu edilmez. Önemli olan insanın Allah
katında bağışlanmasıdır. Allah'ın bağışlamayı vaat ettiği bir
kimseyi diğer insanların kınamasının, ayıplamasının hiçbir geçerli
ve meşru bir yönü olamaz.
Hayatı boyunca hatasız, günahsız, eksiksiz ve kusursuz olduğunu
zannetmenin ilahlık iddia etmekten bir farkı yoktur. Çünkü, insan
hata ve günah işlemeye açık, aciz bir varlıktır. Buna karşılık
da Allah bağışlayıcı ve tevbeleri kabul edici olduğunu bildirmiştir.
Bu nedenle, bilerek veya bilmeyerek, gaflete kapılarak, nefsine
uyarak işlediği hatalardan dolayı ümitsizliğe düşmesi kuşkusuz
hiçbir şekilde Kuran'a uygun olmayan bir tavır olacaktır. Hata
yapan mümine düşen hatasından dolayı ibret almak, pişman olup
doğrusunu görmek, vakit geçirmeden Allah'a sığınmak ve bir daha
o hatayı tekrarlamamak üzere gayret göstermektir.
Elbette mümin hata ve günah işlememeye, Allah'ın sınırlarını korumaya
son derece özen gösterir. Fakat buna rağmen işlediği hataları
olabilir. Hata ve günah işleyip sonra tevbe edip Allah'tan bağışlanma
dilemek bir mümin özelliğidir. Allah'ın 'Tevbeleri kabul eden'
(Tevvab), 'Bağışlayan' (Gafur), 'Merhamet eden' (Rahman) isimleri
de hata ve günah işleyip pişman olan ve Allah'a yönelen müminler
üzerinde tecelli eder.
Mümin hata yaptığında hemen tevbe ettiği gibi bu hatasını kader
gözüyle de tefekkür eder. Herşeyden önce bu hatası onun dünyadaki
eğitimi ve Allah'a yakınlaşması için onun kaderinde yazılmıştır.
Bu hatası tevbe ettikten sonra kendisi için bir ecir vesilesi
olacaktır. Çünkü hatalar, bu hatalar karşısında bunlardan hemen
vazgeçen ve Kurani bir tavır sergileyerek bunları hemen telafi
eden samimi müminlerin ahiretteki derecelerini yükseltir, onları
olgunlaştırır, eksiklik ve acizliklerinin, kulluklarının daha
iyi bilincine varmalarını sağlar. Önemli olan kişinin günahında
ısrar etmeden hemen pişman olup tevbe etmesidir.
Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi, hata yapan, günaha giren mümin,
tevbe edip Allah'tan bağışlanma dilediği takdirde üzüntü ve ümitsizliğe
kapılmamalıdır. Çünkü ümitsizlik Allah'ın hoşnut olmayacağı bir
tavırdır. İşlediği bir kusur karşısında Kuran'a uygun tavrı gösteren
bir müminin şevk, heyecan ve neşesi kaybolmaz, hatta tam tersine
daha da artar.
|