|
ÖLÜMÜ
VE AHİRETİ DÜŞÜNMEMEK İNSANLARA MUTSUZLUK GETİRİR
Allah canlı ve cansız her varlığı bir kader ile yaratmıştır. Allah
katında belirlenmiş bu kaderde her varlığın bir yaşam süresi vardır.
Bu süre sona erdiğinde dünya hayatı biter ve ahiret hayatı ebede
kadar devam edecek şekilde başlar. Bir çok insan bu gerçeği kabul
etmek istemez ve ölümü düşünmekten kaçınır. Ölümü hatırlamak ve
kendi ölümünü zihninde canlandırmak nefsine çok zor gelir. Çünkü
ölümle birlikte tüm dünyevi zevkler tükenir. Yepyeni bir hayat başlar.
Bu nedenle dünyaya hırsla bağlanan insanlar ölümden en çok kaçan
insanlardır.
Ölümle birlikte dünyaları için sarf ettikleri tüm çabalar bir anda
anlamını yitirecektir. Yıllar boyunca biriktirmeye çalıştıkları
mallar, kariyer yapabilmek için gösterdikleri gayret, çevrelerinde
elde etmeye çalıştıkları itibar ölümün gelmesiyle birlikte hiç bir
değer taşımayacaktır. Korumaya çalıştıkları bedenleri bütün güzelliğini
yitirecek ve toprağın altına girecektir. İtibarları, meslekleri,
çevreleri ya da zenginlikleri ölümü engelleyemeyecektir. Her şeyden
önemlisi de dünyada elde ettikleri hiçbir şey ölüm anında kendilerine
yardımcı olamayacaktır. Çünkü ölüm meleklerinin insanın canını alırken
gösterecekleri tavrı, sadece o kişinin ahlakı ve imanı belirler.
Dünya hayatını Allah rızası için yaşamış, mesleğini, kariyerini,
mallarını Allah yolunda kullanmış imanı bir insan, melekler tarafından
selamla karşılanır ve canı yumuşakça alınır. Ancak tek hedefi dünyanın
zevklerini en güzel şekilde yaşamak, dünyadaki vakti menfaatlerine
uygun değerlendirebilmek olan insanların canı zorluk içinde çıkacaktır.
Ölümün kendilerinden uzak olduğunu düşünmek bu insanların yanılgılarından
biridir. Çünkü ölüm her insana çok yakındır. İnsanlar çoğu zaman
hiç beklemedikleri bir anda ölümle karşılaşırlar. Ölüme hazırlıksız
yakalanırlar. Kendilerini genç, güçlü ve sağlıklı hissettikleri
bir zamanda cenazeleri kaldırılan milyonlarca insan vardır. Hiçbir
insan ölümünün vaktini, şeklini ve yerini bilemez. Bu nedenle insanın
yapması gereken dünyanın bir oyun ve oyalanma değil, imtihan yeri
olduğunu asla unutmayarak ahirete hazırlanmaktır.
Unutmamak gerekir ki ölümü düşünmemek bir kaçış değildir. Allah'ın,
ahiretin ve ölümün varlığını gözardı etmek insana ancak mutsuzluk
ve huzursuzluk getirir. Çünkü dünyanın güzel yüzü ancak Allah'a
iman ederek, dünyanın bir geçiş yeri olduğunu ve asıl yaşamın ahirette
yaşanacağını bilerek ortaya çıkar. Sadece iman sahibi bir insan
dünyanın zorluklarına karşı mücadele etmeye güç sahibi olur, dünyanın
eksik yönlerindeki hikmeti görüp sabredebilir. Dinin yaşanmadığı
ve imansızlığın hakim olduğu bir ortamda ise dünya korkunç bir kabus
görünümü alır. Dünyanın eksikleri, zorlukları, aldatıcı yönleri
insana azap ve korku verir. Sayın Harun Yahya iman etmediği için
dünya zevklerini yitiren ve dinsizliğin kabusunu yaşayan bu insanların
tüm zevkleri yeniden kazanmalarının mümkün olduğunu "Dünya Hayatında
Tüm Zevkleri Tüketenler" adlı eserinin 108. sayfasında şu şekilde
açıklamaktadır:
"Dünyanın birbirinden güzel nimetleri elinin altında olduğu,
tüm imkanlar kendisine sunulduğu halde bunların hiçbirinden zevk
almadığını, bir türlü mutlu olamadığını ifade eden bir çok insan
vardır. Bu şekilde dünya hayatını sıkıntı ve zorluk içerisinde
yaşadığını gören bir insanın hayatının bir aşamasında artık durup
düşünmesi, ne yaptığını, hangi amaç doğrultusunda, nereye doğru
sürüklendiğini sorgulaması gerekir. Bu kişi "Böylesine güzelliklerle
donatılmış, zevk verecek nimetlerle dolu bir dünyada yaşam, bu
kadar zorlu, bu kadar mutsuzluk ve azap dolu olmamalı" diye düşünmeli,
ruhundaki boşluğun hayatındaki anlamsızlığın kaynağını araştırmalıdır.
Daha fazla vakit kaybetmenin mutsuzluğunu artırmaktan başka bir
işe yaramayacağını anlamalı ve ciddi bir arayış içinde olmalıdır.
Hayatını dünyadan ve elindeki imkanlardan en yüksek fayda ve zevki
sağlamak amacı üzerine kurduğu halde -düşündüğünün tam tersine-
zevki ve mutluluğu hemen hiç tadamamasında özel bir hikmet olduğunu
görmelidir. Bu durumun Allah'ın merhametinin ve rahmetinin bir
gereği olduğunu fark etmelidir. Allah ona henüz vakit varken,
henüz ölümle karşılaşmamışken durup düşünmesi yanlış bir yol üzerinde
olduğunu anlamı için fırsat yaratmaktadır.
Önemli olan ise kişinin tüm bunları gücünün, servetinin, sağlığının,
gençliğinin, güzelliğinin gittiğinin, ölümün artık kendisine kesin
olarak yaklaştığını anladığı anda değil, Allah kendisine bu gerçeği
gösterdiği, vicdanı kendisini ilk uyardığı anda kabul edip sorgulamasıdır.
Samimi olarak bu noktaya geldiği zaman Allah'ın izniyle vicdanı
ona doğru yolu gösterecek, yapması gerekeni söyleyecektir. Tüm
insanlara şah damarından daha yakın olan ve her şeyi bilen Rabbimiz
onun kalbindeki bu isteği ve arayışı bilecek ve ona muhakkak doğru
yolu, bu sıkıntılı hayattan kurtuluş yollarını gösterecektir.
... Öncesinde yaşamlarına hakim olan korkuyu, karanlığı, hüznü,
sıkıntıyı çekip alacak, onun yerine kalplerine huzur ve güven
duygusunu yerleştirecektir. Tüm bu gerçekleri gören ve samimi
olarak "Allah'ın ipine sımsıkı sarılarak" Rabbimize teslim olan
bir kimse artık "kopmayan bir kulba yapıştığını" ve Allah'ın dilemesi
dışında hiçbir şekilde zarara uğramayacağını, dünyada ve ahirette
tüm nimetlerden en fazla zevki alarak, en güzel hayatı yaşayacağını
bilmelidir. Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir.
Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir
amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız
ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle mutlaka veririz.
(Nahl Suresi, 97)
|