DİNSİZLİK SADECE MUTSUZLUK VE AZAP GETİRİR

İnsanların hayattaki en büyük amaçları mutlu olabilmektir. Ancak bir çok insan bu amacına ulaşamaz. Çünkü mutluluğu yanlış yollarda arar. Mesleğinde gerçekleşecek bir terfinin, daha zengin olmasının, iyi bir evlilik yapmasının ya da buna benzer hayallerinin gerçekleşmesiyle mutlu olacağını düşünür. Halbuki mutluluk maddi unsurlara bağlanabilecek bir duygu değildir. Mutlu olabilmenin yolu sağlıklı bir ruh yapısına, sağlıklı bir akla, vicdana ve güçlü bir iradeye sahip olmaktan geçer. Bunlar ise ancak Allah'a iman ederek, Allah'ın rızasına uygun bir hayat yaşayarak mümkündür.

İnsanlar dinsiz yada dinden uzak yaşayarak rahat edebileceklerini düşünerek büyük bir yanılgının içine düşerler. Dinsizlik insanlara ancak mutsuzluk, karamsarlık ve korku getirir. Dinsizliğin getirdiği bakış açısıyla dünya hayatı felaketlerin hazır beklediği bir bela haline gelir, güven, dostluk, sevgi ortadan kalkar.

Dinsizliğin beraberinde mutsuzluğu da getirmesinin sebeplerinden biri ahirete inanmayan insanların bir türlü içlerinden atamadıkları yok olma korkusudur. Bilindiği gibi insanların ruhunda sonsuza kadar varolmak arzusu vardır. Hiç bir insan yaşamaktan, çevresindeki nimetlerden vazgeçmek istemez. Sonsuza kadar sevgi duymak, sevilmek, eğlenmek, güzellikleri görmek ve buna benzer nimetlere sahip olmak ister. Ancak her insan ölümlü olarak yaratılmıştır. Belirli bir süre sonra her insan dünya nimetlerinden ayrılmak zorunda kalır. Ölüm elbette dünya hayatının sonudur, ancak sonsuza kadar sürecek olan bir hayatın da başlangıcıdır.

Din olmadığında ise ahiret inancı ortadan kalkar. Bu durumda insanlar ölümü bir yok oluş olarak görürler. Ölümle birlikte sonsuza kadar varlığının yok olacağı düşüncesi çok büyük bir korku sebebidir. Bu inanca sahip bir insan her an bir kaza ya da bir hastalık sonucu yok olacağı korkusu yaşar. Bir daha asla sevdiklerini göremeyeceğini, dünyayı, ailesini, dostlarını asla hatırlayamayacağı bir karanlığa gömüleceğini düşünür. Bu durumda yaşamanın da bir amacı kalmamış olur. Eğer yaptığı her şey kişinin kendisiyle birlikte kaybolacaksa, o zaman dünya hayatındaki hiç bir şeyin de bir anlamı olmaz. Çalışmak, temiz olmak, iyilik yapmak, ahlaklı davranmak, hatta sevmek, saygı göstermek, arkadaş olmak gibi ihtiyaçların da hiçbirisinin bir anlamı kalmaz. Çünkü tüm bunların sonunda sonsuz bir kayıp vardır. Bir daha asla varolmamak duygusu böyle bir insanı hayatının her anında mutsuz, neşesiz, şevksiz yapar.

Kayba uğrama korkusu da dinsizliğin getirdiği belalardan bir tanesidir. Allah'ın gücünün ve olaylar üzerindeki kontrolünün farkında olmayan insanlar yaşamın başıboş olduğuna ve başlarına gelenlerin tesadüfi rastlantılar olduğuna inanırlar. Bu durumda insan hayatın her türlü tehlikesine ve kötülüklerine karşı yapayalnız ve tek başına olduğunu zanneder. Olayların gelişigüzel geliştiğine inandığı için başına gelebilecek aksilik, bela veya felaketlere karşı korumasız olduğunu düşünür. Böyle bir insan son derece büyük bir risk altındadır. Sürekli olarak sağlığına, canına, malına zarar gelmesi korkusuyla yaşamak zorundadır. Çünkü herhangi bir kötülüğü ondan uzaklaştırmaya gücü yetecek hiç bir varlık olmadığına inanmaktadır. Dolayısıyla elindeki malı sürekli olarak korumaya çalışır. Yıllarca çalışıp biriktirdiklerini bir anda kaybedebileceği ihtimali sürekli aklına takılır. Böyle bir durumda çaresizlik içinde kalacağını düşünür. Her an hastalanabilir, sakatlanabilir, başına bir kötülük gelebilir. Böyle bir durumda da hiç bir yardımcısı ve onu bu tehlikelerden koruyabilecek bir dostu yoktur. Bir deprem, sel felaketi olsa, bir kaza yapsa, bulunduğu yere yıldırım düşse, savaş çıksa, kıtlık baş gösterse ya da kendisine kötülük yapmak isteyen bir insana rastlasa tüm bunlara karşı kendisini koruyabilecek, sığınabileceği bir güç bulamaz. Bu nedenle dinsiz insanlar sürekli olarak zarar görme korkusu içinde yaşarlar.

Halbuki din ahlakı insanların üzerlerindeki tüm korkuları ortadan kaldırır. Çünkü Kuran'da hiçbir insanın Allah'ın dilemesi dışında bir diğer insana zarar ya da yarar veremeyeceğini bildirir. Yeryüzündeki her olay Allah'ın kontrolünde gelişir. Kainatın ve üzerinde yaşayan her canlının tabi olduğu bir kader vardır. Her şey bu kadere bağlı olarak kusursuz ve mükemmel bir plan dahilinde gelişir. Dolayısıyla Allah'ın aklına, gücüne ve dostluğuna güvenen bir insan için korkulacak hiç bir şey yoktur. Onu kötülüklerden koruyacak olan onun hayatının her anını kontrol eden güç, onun en yakın dostu, koruyucusu ve velisidir.

Görüldüğü gibi dinsizlik insanların en büyük kabusudur. Dinsiz bir insan sürekli korkular, acılar içinde yaşamaya zorunludur. Mutlu ve dengeli bir hayat sürebilmek ise ancak dine tabi olmakla mümkündür. Çünkü din insana gerçeği gösterir, aklını, vicdanını nasıl kullanacağını öğretir. İnsanlara korkudan, endişeden, sıkıntıdan uzak yaşayacakları bir ruh hali kazandırır. Bu nedenle güzel bir hayat yaşayabilmek için tek yol, İslam dininin rehberliğinde hareket etmek ve Allah'a teslim olmaktır.