BUDİZM SAPKIN BİR İNANÇTIR -2-

Budizmin kuralları akla, mantığa, insan fıtratına ve her şeyden önemlisi İslam dinine aykırıdır. Bu inancı benimseyen insanlar, zamanla son derece sapkın bir yaşam sürmeye başlarlar. Allah'ın yarattığı nimetlerden uzaklaşır, taştan yapılmış heykellere tapınmaya başlar, insan haysiyetine yakışmayan bir tavır içine girerler. Çünkü Budizm dilenmeyi, kirli yerlerde, kirli elbiselerle yaşamayı, akla uygun davranmamayı erdem olarak gösterir.

Budizm insanlar tarafından genellikle ahlaki erdemler üzerine kurulu olan mistik bir öğreti olarak tanınır. Budist olan insanlara sempatiyle bakılır ve Budizmin onları üstün ahlaki değerlere sahip insanlar haline getirdiği düşünülür. Halbuki Budizm sapkın bir öğretidir. Dolayısıyla bu dini benimseyenler son derece akıl dışı, batıl ve sapkın bir hayat yaşarlar.

Budizmde ahiret inancı yoktur

Budizm İslam dinindeki ahiret inancını reddeder. İnsanların ölümden sonra yeryüzüne tekrar tekrar döneceklerine inanılır. Bu dine göre insanların yaptıklarının karşılığını bulacakları değişik bir cennet ve cehennem inancı da vardır. Ancak cennetin ve cehennemin geçici olduğuna, dünyada yapılan iyilik ve kötülüklerin miktarına göre burada kalınacağına ve daha sonra dünyaya tekrar geri dönüleceğine inanılır. Ayrıca Budizm, kainatın işleyişinin kendiliğinden olduğunu kabul eder. Allah'ın varlığını, olaylar üzerindeki mutlak kontrolünü, kader gerçeğini reddeder.

Budist öğreti kendi içinde bir çok mantık dışı, çelişkili açıklama barındırır. Örneğin kısa süreli bir cennetin ve cehennemin varlığından bahsedilir, burada insanların yaptıklarına karşılık olacak bir ceza ya da mükafat sistemi olacağı anlatılır. Ancak cenneti ve cehennemi kimin yarattığı ve bu cezayı insanlara kimin vereceğinden hiç bir şekilde bahsedilmez.

Budizmde ahiret inancının olmadığını Sanskrit ve Karşılaştırmalı Filoloji Profesörü E. Washburn Hopkins "Hindistan Dinleri" isimli kitabında şöyle açıklamaktadır.

Buda'nın kurmuş olduğu sistemin mantığı, onu, bu dünyada mutlu olmamış kimselerin mutlu olabileceği başka bir alemin varlığını kesin inkara götürmüştür. O sadece öteki dünyayı inkar eden görüşünde ısrar etmekle kalmamış, bunun ötesinde öğrencilerini ve araştırmacılarını, kişinin ölümden sonraki kaderini araştırmaktan ve bu konuda soru sormaktan alıkoymak için her yolu denemiştir.

Budizm insanlara zulmeden karanlık bir felsefedir

Allah dünyadaki tüm nimetleri insanların hizmetine vermiştir. Bu nimetler insanların, Allah'ın gücünü, aklını, sanatını, merhametini tanımaları için yaratılmıştır. İman edenler tüm nimetlerden zevk alır ve Allah'a şükrederler. Ancak Budizmi benimseyen insanlar, Allah'ın kendileri için meşru kıldığı bu nimetlerden faydalanamazlar. Çünkü Budizm insanların tüm arzularını yok etmeyi hedefleyen bir öğretidir. Harun Yahya İslam ve Budizm adlı eserinde bu sapkın felsefeyi şu şekilde açıklamaktadır:

İslam özgürleştiricidir. İnsanları gereksiz örf ve adetlerden, yasaklardan, toplumsal baskılardan, "başkaları ne der" endişesinden kurtarıp, sadece Allah'ın rızasını amaçlayan huzurlu bir hayat sürmeye çağırır. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) bir çok hadislerinde insanlara dini kolaylaştırmayı emretmiştir.

"Sevindirin, nefret ettirmeyin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın."

"Kolaylaştırıcılar olarak gönderildiniz, zorlaştırıcılar olarak gönderilmediniz."

Budizm ise insanları puslu manastırlara, acı ve sefalet dolu bir yaşama iten, köleleştirici bir inançtır. Allah'ın insanlar için yarattığı nimetleri (güzel yiyecekleri, temizliği, rahatlığı) garip bir şekilde yasaklamakta, acı çekmeyi bir erdem olarak kabul edip tüm bağlılarına acı çekmeyi öğütlemektedir.

Örneğin Budist rahipler için hayat türlü zorluklarla doludur. Çalışamazlar ve mülk sahibi olamazlar. Günlük yiyeceklerini halk arasında ellerinde bir kap ile gezip dilenerek gidermek zorundadırlar. Hatta bu nedenle Budist rahiplere halk arasında "bhikkus" (dilenciler) ismi verilmiştir. Evlilik ve her türlü aile yaşamı da yine rahiplere yasaktır. Her rahibin sadece bir tek elbisesi olabilir, bu da kalitesiz sarı kumaştan olmalıdır. Bu giysinin yanında başka tek eşyaları da, uyku için kullanabilecekleri sert bir yatak, saçlarını kazımak için ustura, iğne, matara ve dilenmek için bir kaptır. Günde tek bir öğün yemek yerler ve bu da öğleden önce olmak zorundadır. Öğleden sonra bir ertesi güne kadar bir şey yemek yasaktır. Yemek genellikle ekmek, pirinç ve baharattan oluşur. İçecekleri ise su veya pirinç sütüdür. Başka yiyecekler lüks sayılır ve yasaklanır hatta ilaçlar bile yasaktır. Et, balık ve meyve gibi yiyecekler sadece eğer rahip hasta ise ve o da bir üst rahibin daveti üzerine yenir. Kısacası Budizm, bir tür "kendi kendine eziyet" dinidir. (Harun Yahya, İslam ve Budizm, s.76)

İçinde bulunduğumuz yüzyıl, ahlaki dejenerasyonun tarih boyunca en yaygın olarak yaşandığı dönemdir. Materyalist felsefe insanlar arasındaki sevi, saygı, dayanışma duygularını büyük ölçüde zedelemiş, bunların yerini rekabet, çıkar çatışmaları kin ve düşmanlık almıştır. Bu nedenle manevi değerlerin göz ardı edilerek maddi unsurların ön plana çıkarıldığı günümüz toplumlarında büyük bir mutsuzluk ve sıkıntı hakimdir. Budizm bu sıkıntılara bir çözüm olduğu yalanıyla insanlara sunulmuştur. Budizmin batıl inanışları, insanları günümüzün karmaşık, merhametsiz, katı hayat şeklinden çıkartacak ve huzura kavuşturacak gibi gösterilmiştir. Halbuki Budizm mutsuz insanların mutsuzluğunu artıran karanlık bir sistemdir. Budizmi din olarak benimseyen insanlar son derece cahilce ve gafil bir hayat sürerler. Akla, mantığa ve bilime aykırı olan bir sürü safsatayı uygular ve Allah'ın kullarına nimet olarak verdiği bir çok olanaktan mahrum kalırlar.

Unutmamak gerekir ki insanları ruhen tatmin edecek ve vicdanlarını rahatlatacak olan tek inanç sistemi İslam dinidir. Çünkü İslam hak dindir ve Allah insanlara dünyada ve ahirette güzel bir hayat yaşamaları için olabilecek en mükemmel yaşam şeklini Kuran'da açıklamaktadır. Yaşadıkları sıkıntılara ve mutsuzluğa İslam dininin dışında çözüm arayanlar büyük bir yanılgı içine düşerler. Bu nedenle Budizm gibi daha pek çok sapkın inanç şeklini insanlara gerçek yönleriyle anlatmak Müslümanlar üzerine düşen bir sorumluluktur.