|
KURAN'DA
TEVAZUNUN ÖNEMİ -2-
Tevazunun önemli bir mümin özelliğidir. Bilindiği gibi peygamberler
mümin özelliklerinin, güzel ahlakın en mükemmel örneklerini sergilerler.
Bu bakımdan maddi ve manevi olarak diğer insanlardan sayısız üstünlüğe
sahip oldukları halde en tevazulu ahlaka sahip olanlar da yine Allah'ın
elçileri olmuştur. Bu mübarek insanlar içlerinde yaşadıkları kavimde
alçakgönüllü tavırları ve güzel ahlaklarıyla dikkat çekerler. Bu
nedenle de kavmin insanları tarafından güvenilir bulunurlar. Ancak
peygamberlerin alçakgönüllü olmalarının en önemli belirtisi her
şeyden önce Allah'a karşı tevazulu ve teslimiyetli oluşlarıdır.
Daha önce de belirtildiği gibi tevazunun temel şartı kişinin Allah'ın
yüceliğini, kendisinin Allah'ın karşısındaki aczini, O'na karşı
ne derece muhtaç olduğunu anlamasıdır. Kuran'da peygamberlerin bu
gerçeği ne derece iyi anladıklarını gösteren birçok örnek verilmiştir.
Kullandıkları ifadeler ve samimiyetleri ise tevazularının göstergesidir.
Örneğin Hz. Musa'nın aşağıdaki duası hem tevazusunun hem de teslimiyetinin
ifadesidir.
…
Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım. (Kasas Suresi,
24)
Hz. Musa'nın yukarıdaki ifadelerinden hem kendi aczinin farkında
olduğu, hem Allah'ın gücünü kavradığı, hem de Allah'ın indirdiği
her şeyin hayır olduğunu bildiği anlaşılmaktadır. Tüm bunlar bu
kutlu insanın tevazusunun göstergeleridir. Yine Hz. Yusuf'un aşağıdaki
sözleri samimi iman sahiplerinin Allah'a karşı nasıl bir tevazu
ve teslimiyet içinde olmaları gerektiğinin anlaşılması açısından
son derece önemlidir.
Rabbim,
Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin
yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı,
dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim
hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat. (Yusuf Suresi,
101)
Şuayb peygamberin ifadeleri de peygamberlerin tevazularına çok güzel
bir örnektir. Hz. Şuayb bir konuda başarı gösterdiğinde dahi bunun
asıl sahibinin Allah olduğunu hatırlamakta, bundan dolayı kendisine
hiçbir pay çıkarmamaktadır. Allah'a olan güveni ve O'na yönelip
dönmesi de Allah'a karşı teslimiyetindendir:
...Benim başarım ancak Allah iledir; O'na tevekkül ettim
ve O'na içten yönelip-dönerim. (Hud Suresi, 88)
Allah'a karşı gösterilmesi gereken tevazu ve teslimiyetin bir diğer
güzel örneğini ise Davud peygamberde görürüz. Hz. Davud kendisinden
aralarında hüküm vermelerini isteyen iki davalının arasında hüküm
verdikten sonra Allah'a dönüp yönelmiş, O'ndan bağışlanma istemiş
ve rükü ederek yere kapanmıştır. Bunların tümü Hz. Davud'un Allah
korkusunun ve Allah'a karşı tevazusunun kanıtlarıdır.
Davud'a girdiklerinde, o, onlardan ürkmüştü; dediler ki:
"Korkma, iki davacıyız, birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu.
Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, kararında zulme sapma ve bizi
doğru yolun ortasına yöneltip-ilet. Bu benim kardeşimdir, doksan
dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen
"Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat" dedi ve bana, konuşmada
üstün geldi. (Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi
koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek
ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine
karşı tecavüz ederler; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar
başka. Onlar da ne kadar azdır." Davud, gerçekten bizim onu imtihan
ettiğimizi sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku
ederek yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip-döndü. Böylece
onu bağışladık. Şüphesiz onun Bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı
ve varılacak güzel bir yeri vardır. (Sad Suresi, 22-25)
Bir
başka ayette ise Allah Hz. Ibrahim'in tevazulu özelliklerini şöyle
bildirmiştir:
Doğrusu
İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (Allah'a) yönelen
biriydi. (Hud Suresi, 75)
Elçiler Allah'a olan teslimiyetlerinin yanı sıra müminlere karşı
da çok tevazuludurlar. Bunu özellikle onlara karşı merhametli, şefkatli
ve düşkün tavırlarında görmek mümkündür. Bu aynı zamanda onlara
Allah'ın bir tavsiyesidir:
Allah'tan
bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı
yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları
bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere
et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah,
tevekkül edenleri sever. (Al-i İmran Suresi, 159)
Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden,
size pek düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi
gelmiştir. (Tevbe Suresi, 128)
Allah'ın birer hidayet önderi olarak gönderdiği elçiler, kendilerine
uyan müminlere karşı çok düşkün, çok sabırlı, şefkatli ve merhametli
davranırlar. Şu halde Allah'tan samimi olarak korkan ve cenneti
uman tüm insanların kendilerine Peygamberleri örnek alarak onlar
gibi olmaya çalışmaları gerekir. Nitekim Allah Müslümanları tarif
ederken yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürüdüklerini bildirmiş,
başka bir ayette alçak gönüllü kullarını cennet ile müjdelemiştir.
Bundan dolayı samimi Müslümanlar zengin fakir, güçlü zayıf, güzel
çirkin ayırımı yapmadan tüm insanlara tevazulu bir tavır sergiler.
Kuran ahlakını uygulama konusunda hiçbir insan arasında ayırım gözetmezler.
Nitekim Müslümanların yakınlarında bulunan tüm insanlara karşı nasıl
nezaketli ve tevazulu bir ahlak göstermeleri gerektiğini Yusuf peygamberin
anne ve babasına karşı gösterdiği tavırlardan anlamak mümkündür.
Onlardan uzun bir süre ayrı kalan Hz. Yusuf ilk karşılaştıklarında
onları tahta çıkartıp, oturtmuş, böylece onlara hürmetini ifade
etmiştir. Konu ile ilgili ayetler şu şekildedir.
Böylece
onlar (gelip) Yusuf'un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını
bağrına bastı ve dedi ki: "Allah'ın dilemesiyle Mısır'a güvenlik
içinde giriniz. Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu;
onun için secdeye kapandılar... (Yusuf Suresi, 99-100)
|