KURAN'DAN SAMİMİ İMAN ÖRNEKLERİ- 2-

Bir önceki yazımda, Allah'ın Kuran'da samimi imanlarıyla örnek verdiği Firavun'un eşinin ve Firavun'un sarayında imanını saklayan kişinin hayatlarını ayetlerde bildirildiği şekliyle inceledik. Kuran'da bu konuyla ilgili olarak, Firavun'un sarayında bulunan sihirbazlar ve Peygamberimiz (sav)'e iman eden Müslümanlar da örnek verilmektedir.

Sihirbazların İmanı

Allah'a olan samimi imanlarıyla dikkat çeken örneklerden birisi de yine Firavun döneminde yaşamış ve iman etmeden önce sihirbazlık yapan kimselerdir.

Firavun Hz. Musa'nın kendisine gösterdiği açık mucizeyi büyü olarak nitelendirmiş ve onu halkın da şahit olduğu bir yerde sihirbazları ile karşı karşıya getirmiştir. Amacı Hz. Musa'nın sihirbazlara yenilmesi ve getirdiği mucize niteliğindeki bu delillerin geçersiz kılınmasıdır. Ama olaylar elbette Firavun'un sandığı gibi gerçekleşmemiş, Allah peygamberini inkarcılara üstün kılmıştır. Önce sihirbazlar sihirlerini getirmiş ve insanların gözlerini büyüleyerek onları dehşete düşürmüşlerdir. Bunun üzerine Hz. Musa Allah'tan aldığı vahiyle asasını fırlatmıştır. Bir de bakmışlardır ki, Hz Musa'nın asası onların uydurduklarını derleyip toparlayıp yutuyor, sihirbazlar hemen secdeye kapanmışlardır. Allah Kuran'da o an olanları şöyle haber vermektedir.:

… Orada yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler. Ve sihirbazlar secdeye kapandılar. "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler. "Musa'nın ve Harun'un Rabbine…" (Araf Suresi, 119-122)

Gördükleri hak delil karşısında bir an dahi duraksamadan, hiç tereddüt etmeden Allah'a secdeye kapanan bu kişilerin imanı tüm insanlar için güzel bir örnek teşkil etmektedir. Özellikle içinde bulundukları ortam etraflıca düşünüldüğü takdirde samimiyetleri daha iyi anlaşılacaktır. Bir yanda kalabalık bir insan topluluğu bir yanda ise Firavun vardır. Ve elbette herkes gibi onlar da Firavun'u çok iyi tanımaktadırlar. Dolayısıyla iman ettikleri takdirde nasıl bir sonuçla karşılaşacaklarını da bilmektedirler. Ama buna rağmen Allah'ın varlığının açık delili karşısında, insanların haklarında ne düşüneceklerini, Firavun'un nasıl bir tepki vereceğini düşünmeden hemen Allah'a teslim olmuş ve secdeye kapanmışlardır. Buna karşılık Firavun'un tavrını Allah ayetlerinde şöyle haber verir:

Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı burdan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz."Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim." (Araf Suresi, 123-124)

Sihirbazlar da dahil herkes bilmekteydi ki Firavun'un bu tehditleri sadece sözden ibaret değildi. Bu söyledikleri zaten süregelen uygulamalardı. Ve mevcut şartlar içinde kendisine engel olabilecek herhangi bir kişi ya da kurum yoktu. Bu yüzden bunlar son derece ciddi tehditlerdi. Fakat bu açık gerçeğe rağmen sihirbazlar gerçek birer Müslüman olarak Allah'a iman etmişlerdi. Daha iman ettikleri ilk anda Firavun'un tehditlerine karşılık kullandıkları üslup imanlarındaki samimiyetlerinin ve teslimiyetlerinin güzel bir yansımasıdır:

(Onlar da:) "Biz de şüphesiz Rabbimize döneceğiz" dediler. Oysa sen, yalnızca, bize geldiğinde Rabbimizin ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun. "Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür." (Araf Suresi, 123-126)

İşte ölüm tehdidi altında hiçbir zaaf göstermeden Allah'a iman eden bu kişiler samimi Müslümanlardır ve onların bu samimiyetleri herkes için çok büyük bir ölçüdür, örnektir.

Peygamberimiz (sav)'e tabi olan salih Müslümanlar

Gerçek imanın en belirgin alametlerinden biri samimiyettir. Ve samimiyet taklit edilemeyen bir özelliktir. Dine karşı ikiyüzlü bir yaklaşım içinde olan kişiler her türlü şekli ibadeti -gerçekte inkar ve isyan içinde olmalarına rağmen- taklidi olarak yerine getirebilirler. Ancak samimiyetin taklidi mümkün değildir. Çünkü bu kalpte yaşanan teslimiyetin, iman ve ihlasın kişinin hayatının her anını kapsayan doğal bir yansımasıdır. Örneğin böyle samimiyetten uzak bir kişi her ibadeti, her hizmeti bir kayıp olarak görür. Kalben isteksizdir, fakat görünürde bazı ibadetleri yerine getiriyordur. Samimi bir Müslüman ise Allah'a aşkla ve şevkle ibadet eder. Yapabileceğinin en fazlasını yapar ve bunun için hiçkimseden bir karşılık beklemez. Fedakarlık gerektiren bir durum olduğunda ilk öne atılan, zora talip olan bu kişi olur. Kendisi gibi samimi olan diğer müminlerle hayırlarda yarışır. Anlattığımız bu gerçek iman modelini Allah'ın Kuran'da verdiği bir örnek şu şekilde ifade eder. Bu örnek Peygamberimiz (sav) döneminde yaşayan iman sahiplerinden verilmiştir:

Bir de (savaşa katılabilecekleri bir bineğe) bindirmen için sana her gelişlerinde "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğin ve infak edecek bir şey bulamayıp hüzünlerinden dolayı gözlerinden yaşlar boşana boşana geri dönenler üzerinde de (sorumluluk) yoktur. (Tevbe Suresi, 92)

İşte bu, inkarcıların, münafıkların, kalbinde hastalık olan insanların asla anlayamayacakları bir iman ve ahlaktır. Çünkü bu kişilerin gözlerinden yaşların boşalmasının sebebi belki kollarını, bacaklarını kaybedecekleri, belki de ölecekleri savaşa çıkamamaları ve de Allah yolunda verecek birşey bulamamalarıdır. Aynı durumda müminlerin yerine bu samimiyetsiz insanlar olsa değil savaşa çıkmak, Allah yoluna canını, malını ortaya koymak tam tersi kendileri kaçmak için bahaneler ararlardı. Ama bahsettiğimiz bu iki iman şeklinin Allah katında çok farklı karşılığı olacaktır. Birinin karşılığı Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti iken, diğeri Allah katında tamamen geçersiz bir iman şeklidir. En büyük akılsızlıkları ve zavallıkları da böyle korkunç bir kayıp içindeyken kendilerini çok akıllı ve kendi deyimleriyle "karda" sanmalarıdır.