|
KISKANÇLIK
ALLAH'IN BEĞENMEDİĞİ BİR AHLAKTIR- 3-
Müslümanların
kıskançlık gibi kendilerini dünyada ve ahirette küçük düşürecek
olan bir ahlak özelliğinden sakınmalarının önemli nedenlerinden
birisi de kendilerine peygamberlerin ahlaklarını hedeflemiş olmalarıdır.
Allah "Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin."
(Kalem Suresi, 4) ayetiyle Peygamber Efendimizin ne kadar
yüksek bir ahlak örneği sergilediğine dikkat çekmiştir. Peygamberimiz
(sav)'e benzemeyi isteyerek, böylesine üstün bir ahlakı hedefleyen
bir insanın kıskançlık gibi çirkin bir bakış açısını muhafaza etmesi
mümkün değildir. Çünkü Peygamberimiz (sav) birçok hadislerinde kıskançlığın
kötü bir ahlak özelliği olduğunu tarif etmiştir:
"Size ümem-i kadime hastalığı sirayet etti: Bu, hased ve buğzdur.
Bu dini kazıyıcıdır. Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e
yemin ederim, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi
sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Birbirinizi sevmeye yardımcı
olacak şeyi haber vereyim mi: Aranızda selâmı yaygınlaştırın."
"Hased (çekememezlik) hayırları yer bitirir, tıpkı ateşin odunu
yeyip tükettiği gibi."
Hadislerde
de bildirildiği gibi müminler birbirlerini sever, birbirlerinin
başarı ve güzellikleriyle gurur duyarlar. Bediüzzaman Said Nursi
Hazretleri de "Nasıl bir insanın eli diğer eline rekabet etmez,
bir gözü bir gözünü tenkit etmez, dili kulağına itiraz etmez, kalp
ruhun ayıbını görmez; aksine birbirinin noksanını tamamlar, kusurunu
örter, ihtiyacına yardım eder. Aynen öyle de mümin; kardeşinin başarılarını
küçümsemez, onun gayretini alkışlar." sözleriyle müminlerin bu bakış
açılarına dikkat çekmiş ve her ne olursa olsun kıskançlığa tevessül
etmeyeceklerini vurgulamıştır.
Müminler maddi manevi tüm güzellikleri Allah'ın yarattığını bilirler.
Ve bu güzellikler her kime ait olursa olsun sonuçta her birinde
Allah'ın üstün yaratma sanatının aklının ve gücünün yansımaları
olduğunu bilirler. Onlar, bu güzelliklerin asıl yaratıcısı ve asıl
sahibi olan Allah'a karşı bir hayranlık duyarlar. Bundan dolayı
da bu güzellikleri büyük bir samimiyet ve zevkle takdir ederler.
Allah'ın ne kadar güzel yaratmış olduğunu ifade etmek için "maşallah"
ya da "suphanallah" diyerek, O'nun büyüklüğünü tesbih ederler. Bu
bakış açısıyla bakmak varken bir güzelliği sadece dünyevi kıstaslarla
değerlendirmenin ne kadar sığ bir bakış açısı olacağının farkındadırlar.
Bu duruma şöyle bir örnek verebiliriz: müminler sırf güzel olduğu
için bir insanın kendisini takdir etmezler. Bu güzelliği Allah'ın
yarattığını bilmekten dolayı Allah'ın şanını yüceltir ve Allah'ın
yaratma sanatındaki mükemmelliği tesbih ederler. Ya da çok zengin
malzemelerle ve çok üstün bir sanat anlayışıyla dekore edilmiş bir
evi sırf zenginliği yansıttığı ve dünya hayatında bu tür bir eve
sahip olmayı önemli gördükleri için hayranlık duymazlar. Buradaki
güzelliğin, ihtişamın ve zenginliğin asıl sahibinin Allah olduğunu
bilerek Allah'ın büyüklüğünü takdir ederler.
Bunun yanında eğer insanların gerçekten özenilmeye değer üstünlükleri
varsa da bu durumda onlara gıptayla bakarlar. "Gıptayla bakmak"
içerisinde kıskançlık gibi kötü bir düşüncenin yer almadığı bir
bakış açısıdır. Gıpta eden insan karşı tarafın içerisinde bulunduğu
konuma ya da sahip olduğu güzelliklere karşı bir hayranlık duyar.
Bu hayranlık, kişinin aynı konumu elde etmek istemesi ve onun sahip
olduğu güzelliklere kendisinin de ulaşabilme isteğinden kaynaklanır.
Ama bakış açısında hiçbir zaman için karşı tarafın sahip olduklarından
rahatsız olmak, onun bu güzellikleri kaybetmesini istemek ya da
onunla bu konuda rekabete girmek gibi çirkin düşüncelere yer yoktur.
Tam tersine bu ahlak anlayışında "Madem ki bunlar güzel özellikler
öyleyse o kişi de, ben de ve diğer insanlar da bunlara sahip olsun"
gibi bir düşünce hakimdir. Bu nedenle de "gıpta etmek" kıskançlık
gibi negatif değil, "pozitif" bir düşünce şeklidir.
Gıpta eden bir insanın düşüncelerindeki farklılık ve pozitiflik
tüm tavırlarıyla kendini belli eder. Kişi gıpta gözüyle baktığı
kimseye olan hayranlığını ve beğenisini hem tavırlarıyla hem de
sözleriyle ortaya koyar. Günlük hayatta başka insanları övmek, başkasına
ait olan güzellikleri dile getirmek nefsin zoruna gider. Oysa samimi
bir Müslüman karşısındaki kişinin başarılarını, üstünlüklerini ne
kadar takdir ettiğini ve kendisinin de onun yerinde olmak istediğini,
kişinin söz konusu özelliklerini kendisine örnek aldığını hiç sıkılmadan
ve rahatsızlık duymadan dile getirir.
Görüldüğü gibi Kuran ahlakında kıskançlığın hiçbir yeri yoktur.
Ancak gösterilen güzel ahlak ya da güzel tavırlardan dolayı insanları
"takdir etmek", onları "örnek almak" ve gıpta ederek onlar gibi
Allah'ın razı olacağı insanlar olmayı istemek vardır. Böyle bir
tavır kıskançlığın getirdiği kötü ahlaktan uzak, Allah katında makbul
olan güzel bir ahlak örneğidir.
|